BİRBİRİMİZİ DUYMAK

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sabah haberlerini açıyoruz; bir taraf öfkeli, diğer taraf küçümseyici. Sosyal medyada birkaç dakika geçirmek bile yetiyor: insanlar artık fikir tartışmıyor, birbirlerini etiketliyor. Bir cümle yetiyor, bizden ya da onlardan. Oysa toplumsal kutuplaşma  derin bir psikolojik süreçtir.

Psikoloji literatürü bize şunu söylüyor: İnsan zihni belirsizlikten hoşlanmaz. Bu nedenle bireyler, kendilerini ait hissedecekleri gruplara yönelirler. Sosyal psikolog Henri Tajfel’in geliştirdiği Sosyal Kimlik Kuramı, insanların yalnızca ait oldukları grubun parçası olmakla kalmadığını, aynı zamanda kendi grubunu üstün görme eğilimi taşıdığını ortaya koyar. Yani mesele sadece kim olduğumuz değil, kim olmadığımızdır da.

Bugün toplumsal ayrışmanın bu kadar sert hissedilmesinin bir nedeni de tam olarak budur. İnsanlar artık fikirlerini savunmaktan çok, kimliklerini korumaya çalışıyor. Kimlik tehdit altında hissedildiğinde ise mantık geri çekiliyor, yerini savunma, öfke ve saldırganlık alıyor.

Amerikalı psikolog Jonathan Haidt, insanların siyasi ya da ideolojik görüşlerini çoğu zaman akıl yürütmeyle değil, duygusal reflekslerle oluşturduğunu söyler. Ona göre insan zihni bir hakim gibi değil, kendi tarafını savunan bir avukat gibi çalışır. Bu nedenle karşıt görüşteki bir insanı dinlerken anlamaya değil, açık aramaya odaklanırız.

Tam da burada dijital çağın etkisi devreye giriyor. Algoritmalar bize benzer düşünen insanları gösterdikçe yankı odaları oluşuyor. Bir süre sonra herkes kendi mahallesinde aynı cümleleri tekrar eden insanlarla çevriliyor. Farklı fikre maruz kalmayan birey, kendi düşüncesini tek gerçek sanmaya başlıyor. Bu durum psikolojide doğrulama yanlılığı olarak bilinen eğilimi güçlendiriyor: İnsan yalnızca kendi inancını destekleyen bilgiyi görmek istiyor.

Ancak kutuplaşmanın en tehlikeli sonucu fikir ayrılığı değil, empati kaybıdır. Çünkü bir toplumu ayakta tutan şey herkesin aynı düşünmesi değil; farklı düşünebilen insanların birbirinin insanlığını kabul edebilmesidir.

Psikiyatrist Viktor Frankl, insanın en temel ihtiyacının  anlam olduğunu söyler. Bugün öfkenin bu kadar büyümesinin altında biraz da insanların kendilerini görünmez hissetmesi yatıyor. Dinlenmeyen birey bağırır. Sürekli dışlanan grup sertleşir. Anlaşılmadığını düşünen toplum kesimleri zamanla birbirine yabancılaşır.

Belki de yeniden başlamamız gereken yer tam burasıdır: birbirimizi ikna etmeye çalışmadan önce anlamaya çalışmak.

Çünkü toplumsal barış, herkesin aynı fikirde olmasıyla değil, farklı fikirlerin aynı masada konuşulabilmesiyle mümkündür.

Ve bazen bir toplumu iyileştiren şey büyük siyasi hamleler değil, insanların birbirine yeniden insan gibi bakabilmesidir.

Kendinize nazik davranmayı unutmayın! 

BİRBİRİMİZİ DUYMAK

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.