“Eski bayramlar mı değişti, yoksa biz mi?”
Her bayram geldiğinde aynı cümleyi kuruyoruz: “Eski bayramlar başkaydı…” Peki gerçekten bayramlar mı başkaydı? Yoksa değişen biz miydik?
Belki mesele eski bayramların güzelliği değil; çocukluğumuzun masumiyetiydi. Çünkü o zamanlar “ben” demeyi değil, “biz” olmayı biliyorduk. Bir sofraya birlikte oturmanın, kapı kapı dolaşmanın, büyüklerin elini tutmanın ne demek olduğunu hissediyorduk. Şimdi ise kalabalıkların içinde yalnızlaşan bir dünyanın bayramlarına uyanıyoruz.
Bugün dünyanın bir yanında çocuklar savaş sesleriyle gözlerini açıyor. Başka coğrafyalarda insanlar açlıkla mücadele ediyor. Bir anne evladının acısıyla bayrama girerken, başka bir çocuk yeni kıyafet değil; korkmadan uyuyabileceği bir gece diliyor.
İşte tam da bu yüzden, zulmün gölgesindeki bayramlara alışmamamız gerekiyor. Çünkü insan, gördüğü acıya sessiz kaldıkça biraz daha eksiliyor.
Oysa bayram; yalnızca yeni kıyafetler, kalabalık sofralar ya da tatil telaşı değildir. Bayram, insanın insana yeniden yaklaşmasıdır. Kırgınlıkların azalması, merhametin çoğalmasıdır. Bir araya gelmek, birlikte hissedebilmektir.
Belki de bugün en çok kaybettiğimiz şey budur: “Biz” olabilme hâli…
Artık birçok insan dünyanın acılarına uzaktan bakıp şu cümleyi kuruyor:
“Biz ne yapabiliriz ki?”
Oysa hayat sadece rahatlıkla değil, vicdanla da sınandığımız bir yolculuk. Kimi yaşadığı acıyla imtihan olur, kimi gördüğü acıya karşı sessiz kalıp kalmayacağıyla…
Ve ben “Ne yapabilirim?” diye düşündüğümde şunu görüyorum: Gerçek bayramlardan söz edebilirim. Elimden geldiğince paylaşmayı yaşayabilir, yaşatabilirim.
Çünkü insanın içinin yanması için illa aynı acıyı yaşaması gerekmez. Başkasının acısına üzülmek, hâlâ vicdan taşıdığımızın işaretidir.
Bayram biraz da bunu hatırlamaktır: Paylaşmayı… Göstermeden vermeyi… İhtiyacı olana uzanmayı… Kimseyi incitmeden sevinmeyi…
Çünkü iyilik, gösterişle değil samimiyetle çoğalır.
Kurban da yalnızca bir ibadet değildir aslında. Yaratana teslimiyetin, insana karşı paylaşmanın en güzel hâlidir. İnsan bazen verdiği kadar insandır.
Kurban kesen için değil; kesemeyenin, kesen üzerindeki hakkını bilmek de önemlidir. Eğer ibadetinin kabulünü istiyorsan, paylaşmayı da bilmelisin.
Bugün hiç tanımadığın coğrafyalara ulaşan yardımlar yalnızca bir et paylaşımı değildir. Bu; insanlığın hâlâ tamamen ölmediğinin, kardeşliğin bir yerlerde hâlâ nefes aldığının göstergesidir.
Kurban, Yüce Yaratan’a yakınlaşmaktır. Belki de bu yüzden insan, kurbanla Rabbine en çok yaklaştığı anlardan birini yaşar. Çünkü takvaya çıkan yol; merhametten, paylaşmaktan ve vicdandan geçer.
Evet, bugün kötülük daha görünür olabilir. Haksızlık daha yüksek sesle konuşuluyor olabilir. Ama hâlâ sessizce paylaşan eller, kimse görmeden dua eden yürekler, merhameti unutmayan insanlar var.
Ve inanıyorum ki er ya da geç hak yerini bulacak.
Belki dünyayı tamamen değiştiremeyiz. Ama çocuklarımıza daha vicdanlı bir dünya bırakabiliriz.
Bayramın yalnızca bir gelenek değil; insanı Rabbine yaklaştıran, insanlığa empatiyi hatırlatan bir teslimiyet olduğunu unutmamak gerekir. Çünkü gelecek; çocuklara anlatılanlardan çok, büyüklerin yaşattıklarıyla şekillenir.
Bu yüzden bu bayram biraz daha yavaşlayalım… Biraz daha anlayalım… Biraz daha hissedelim…
Ve son olarak:
Bayramımız bayram ola… Kurbanlarımız “kurb” ola… İnsanlığımız, vicdanımız, merhametimiz bol ola…
Çünkü bayram; neşe kadar vicdandır da.