Urfa’nın iki yüzü: Bir yanda asalet, diğer yanda rezalet!

Urfa’nın iki yüzü: Bir yanda asalet, diğer yanda rezalet!

Gazeteci Mehmet Faraç, Şanlıurfa’nın binlerce yıllık tarihi dokusu ile hızla yayılan betonlaşma ve çevre kirliliği arasındaki çelişkiyi kaleme aldı. "Urfa’nın iki yüzü" başlığıyla yayımladığı yazısında Faraç, kentin kültürel mirasının ihmal ve denetimsizlik kıskacında olduğunu belirterek yetkililere acil çağrıda bulundu.

Urfa’nın iki yüzü: Bir yanda asalet, diğer yanda rezalet!

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Gazeteci Mehmet Faraç, sosyal medya hesabından da paylaştığı köşe yazısında, 12 bin yıllık geçmişiyle medeniyetin eşiği olan Şanlıurfa’nın güncel tablosunu "Urfa’nın iki yüzü " benzetmesiyle gözler önüne serdi. 

Yazısında bir yanda Balıklıgöl ve Şanlıurfa Kalesi’nin temsil ettiği "soylu geçmişi", diğer yanda ise imar kirliliği ve bakımsızlığın hakim olduğu "arka yüzü" detaylandırdı.

Faraç, “Urfa’nın iki yüzü” başlığıyla kaleme aldığı yazıda şu ifadelere yer verdi:

Hani şu "gelen ağlar giden ağlar" denilen, 12 bin yıllı aşkın geçmişiyle Göbeklitepe'nin yanıbaşındaki Urfa! 

Urfa'nın aydınları kentteki tahribatın farkında, dünyadan bihaber bir kesim ise 500 yataklı hastane morguna bakan apartmanlarda 20 milyon liraya daire satılmasını, şehrin apartmanlarla donatılmasını "gelişim" sayma gafletinde çırpınıyor! 

Oysa Urfa aslında tarihin o sihirli dokunuşuyla, adeta ikiye bölünmüş, iki farklı şehirden oluşan devasa bir yerleşim birimi. 

Şehrin Balıklıgöl'ü merkez alan, sırtını kaleye dayamış tarihi bölgesi Urfa'nın soylu geçmişini de resmediyor. 

Gidenler farkındadır ki, içinde balıkların yüzdüğü göllerden daracık sokaklara uzanan o mistik hava, Urfalılar'ın giydiği otantik kıyafetlerle bütünleşince, insanı bazen 1700'lü yıllara da götürebiliyor. 

Kültür,sanat,tarih ezeli bir harmanın içerisinde bütün dış müdahalelere rağmen ayakta duruyor, acı mırranın tadı gazelerle yankılanıyor ve Urfa binlerce yıllık geçmişiyle "ben halen buradayım" demek için çırpınıyor. 

Peki ya o güzelim şehrin arka yüzüne demeli; 

Kentte gelen turistler en çok da her yerin beton yığını olması, çöplerin düzenli toplanmaması, bozuk yollar ve çok büyük bölümü dükkanının önüne fiyat tarifesi asmayan işletmelerdeki denetimsizlikle tarihi alanlardaki yozlaşmadan şikayetçi. 

Sosyal medya da sıklıkla yansıdığı gibi, bir zamanların nar ve fıstık ağaçlarıyla donanmış Karaköprü ilçesinin giderek daha çok betona dönüşmesi, yolların-kaldırımların harabeyi andırması ve düzensiz yapılaşmayla imar rezaletlerinin kentin en güzel bölgesini adeta yağmalaması da Urfayı darbeliyor! 

Urfa'da turistlerin en çok akın ettiği Balıklıgöl çevresi ve Urfa kalesinin etekleri ile Kızılkoyun vadisindeki peyzaj ve restorasyon çalışmaları elbette ki umut verici. 

Ancak Balıklıgöl'den Sarayönü'ne kadar uzanan bölgede tarihi Urfa evlerinin otopark yapma uğruna yıkılmasına hiçbir devlet kurumu müdahale etmezken (!!!), ayakta durmaya çalışan evlerin dehşet verici bir dejenerasyonun kurbanı olmaya devam etmesi ihanetin ta ötesi! Urfa Kültür Müdürlüğü ve ŞURKAV ne yapıyor acaba? 

O çevredeki tabela kirliliği de, çoğunun geçmişi 100 yılı aşmış olan, konak görünümündeki evlerin önünde, duvarlarında, kapılarında birer şark çıbanı yarası gibi duruyor! 

Balıklıgöl'den Haşimiye Meydanı'na kadar uzanan bölgede ne yazık ki çarşılar yaya geçidine bile izin vermiyor. 

Yollar işgal altında, sokaklar kirli,çöpler yerlerde ve binlerce temizlik işçisinin çalıştığı belediyelerin Urfa turizmini adeta arkadan hançerleyen duyarsızlığı çok vahim! 

Urfa'da Sarayönü Caddesi'nde yürürken kaldırımları yıkayan belediye görevlerini görünce mutlu oluyorsunuz ama, caddenin arkasında geçen derenin pisliği madalyonun diğer yüzünü bölgeden geçen herkesin suratına çarpıyor! 

Çevresi sıra gecesi yapılan konuk evleri, pansiyonlar ve otellerle çevrili Karakoyun deresinin nasıl bu kadar pislik içinde olduğuna anlam veremiyorsunuz? 

Ve asıl soru da, turistlerin, otellerinin pencerelerinden gördüğü o kahredici kirliliği binlerce kişinin çalıştığı belediyeler neden göremiyor? 

Akıl sır ermiyor; buradan hiçbir belediye başkanı, bürokrat, gazeteci geçmiyor mu? 

Urfa'daki belediye başkanlarının, şehrin arka yüzündeki pis manzaraların ne sıra gecesi türküleriyle ne de daracık sokakların gizemi ile kapanamayacağını anlamaları gerekiyor! Hem de acilen! 

Sırrın, Eyyübiye ve bir zamanlar yeşilliğiyle cennete andıran Karaköprü'nün bağrında beton yığınları ile yağmalanan verimli arazilerde tarım ve sanayi zaten can çekişirken; Urfa'nın bu tahribat ve yozlaşmadan ancak turizmle kurtulabileceği gerçeği ortada dururken, kirlilik-başıboşluk denetimsizlik, ilgisizlik ve de hızla artan nüfus, çarpık yapılaşma, kontrolsüz büyüme ile birlikte büyük kaosa dönüşen TRAFİK yoğunluğu var ki, şehre nefes aldırmıyor. 

Evet ne gelen ağlasın, ne giden ağlasın! İşte bunun için Urfa'ya yazık olmasın, olmasın!..”

Urfa’nın iki yüzü: Bir yanda asalet, diğer yanda rezalet!

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

0 Yorum

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.