Gazete İpekyol köşe yazarı Müslüm Yıldırım, bugünkü köşesinde ŞURKAV tarafından yayımlanan dergiyi mercek altına aldı.
Yıldırım, yazısında derginin geçmişte Urfa’nın kültürünü, yaşamını ve insan hikâyelerini yansıtan bir yayın olduğunu belirterek, son sayılarda bu çizgiden uzaklaşıldığını savundu.
Yıldırım’ın yazısında öne çıkan başlıklar şu şekilde:
DERGİNİN GELDİĞİ NOKTA
“Düzenli olarak gidip vakıftan alırım, son sayfasına kadar da okumaya çalışırım. Geçtiğimiz günlerde elime ŞURKAV Dergisi’nin son sayısı geçti. Kapağında; ömrünü bu şehrin sokaklarına, kitaplarına ve hatıralarına adamış, “Başka Urfa Yok!” diyerek bizlere vefayı hatırlatan merhum Ahmet Naci İpek’in asil çehresi var.
İçimi bir hüzün kapladı. Ama bu hüzün sadece Naci İpek’in gidişine değil, onun adıyla sunulan bu derginin geldiği noktayaydı.
"BİZİM BURADA NE İŞİMİZ VAR?"
Eskiden bu dergi; Urfa’nın tozunu yutmuş, kahrını çekmiş, birebir Urfa’yı yaşamış, yazdığında kendisinden ve yakın çevresinden bir şeyler var olduğunu sezinlediğiniz "bizden" insanların ocağıydı. Sayfaları çevirdiğinizde; Urfa’nın ara sokaklarının yaz sıcağındaki serin gölgesi, yazın damlardaki Frenk suyunun (salça) kuruyan kokusu, tetirbede çapıt topla oynayan çocukların şen sesleri, karşı bağdan yükselen hoyratın içli sesi sizi alır götürürdü. Şimdilerde ise sayfalar arasında dolaşırken üzerinize tozlu kütüphane raflarının ve ‘Bizim burada ne işimiz var?’ diyen soğuk akademik terimlerin ağırlığı çöküyor.
“BİLİMSEL MAKALE Mİ, ŞEHİR DERGİSİ Mİ?”
Dergiyi incelediğinizde karşınıza çıkan manzara şu: Urfa’yı tanıtan bir yayından ziyade, akademisyenlerin puan toplamak, makale ve tezlerini "pazarlamak" için kullandığı bir akademik bültene dönüşmüş.
Yayın Kurulu: Tam bir profesörler, doçentler ve doktorlar geçidi. Elbette bilime ve araştırmaya saygımız sonsuz. Ancak bu dergi bir üniversitenin "Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi" değil; Urfa’lıya ait vakıf kaynaklarıyla basılan, Urfa’ya ve Urfa’yı sevip merak edenlere hitap etmesi gereken bir dergi.
Dil ve Üslup Sorunu: Bir konunun etimolojik kökenine inmek, sayfalarca dipnotla metni boğmak, tarih dersine giren öğrenciye anlatır tarzda bir dil kullanmak kime ne kazandırıyor? Dergiyi okurken "Sınavda bunlar çıkar mı?" hissine kapılıyorsunuz. O kadar gereksiz tekrar ve anlamsız detay var ki sizi okumaktan soğutuyor. Okumanın ve okuyanın mumla arandığı bir zamanda, bu tür bir yayın akademik dünya dışındakilere ne kadar hitap eder, sormak lazım.
Kopukluk: Sokaktaki Urfalı; "Halep Ayniyat Defterlerine Göre Urfa" başlığı altındaki o boğucu teknik detayları, "borç" kelimesinin anlamını ve türlerini yazacak kadar ipin ucunu kaçıran, derginin ruhuyla alakasız yazıyı okurken üçüncü sayfada dergiyi elinden bırakıyorsa burada bir sorun var demektir.”
YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN LİNKE TIKLAYABİLİRSİNİZ…

0 Yorum