Şanlıurfa’da açılışı için gün sayan 1700 yataklı Şehir Hastanesinin karşısında yer alan ve Devlet Su İşleri'ne (DSİ) ait dev arazinin Resmî Gazete kararıyla özelleştirme kapsamına alınması kentte tepki toplamaya devam ediyor.
Konuya ilişkin sert bir eleştiri kaleme alan TV Programcısı İsmail Bayram, hükümetin Şanlıurfa politikalarını ve kentin bu duruma sessiz kalmasını eleştirdi.
"URFA, UYSAL BİR OY DEPOSU OLARAK ALGILANIYOR"
Yazısında Şanlıurfa’nın tarihî ve kültürel potansiyeline dikkat çeken İsmail Bayram, kentin hak ettiği hizmetleri alamadığını belirtti. Siyaset kurumunun kenti vizyoner projelerle buluşturmak yerine ‘uysal bir oy deposu’ olarak gördüğünü ifade eden Bayram, şu değerlendirmelerde bulundu:
‘Tarihin sıfır noktası, uygarlıkların beşiği, sadece Türkiye’nin değil dünyanın parmakla gösterdiği kadim bir coğrafya: Şanlıurfa. Ancak bugün ne yazık ki tarihiyle, potansiyeliyle değil; iktidarların, siyasi aktörlerin ve gücü elinde tutan odakların ‘nasıl olsa çantada keklik’ gözüyle baktığı bir hizmet fukaralığıyla gündemde. Peki, hükümet nezdinde Şanlıurfa tam olarak nedir? Ve daha da acısı, Şanlıurfa bu muameleye gerçekten müstahak mıdır?
Hükümetin Şanlıurfa’ya bakışı, maalesef yıllardır değişmeyen ve derin bir ironi taşıyan pragmatik bir denkleme dayanıyor. Siyaset Kurumu, Urfa’yı geniş kitlelerin vizyoner hizmetlerle buluşturulması gereken modern bir kent olarak görmek yerine; ağaların, şeyhlerin, kanaat önderlerinin ve doymak bilmeyen finans baronlarının rızası üzerinden yönetilebilecek ‘uysal bir oy deposu’ olarak algılıyor. Toplumu memnun etmek, altyapıyı tamamlamak, hak edilen yaşam standartlarını sunmak zor ve maliyetli bir iş. Oysa birkaç nüfuz sahibini, aşiret reisini ya da finans odağını mutlu edip kitleleri onların peşinden havuza toplamak çok daha zahmetsiz. Kent adeta gelişmiş bir metropol gibi değil; Afrika, Pakistan veya Hindistan’daki derebeylik modellerini andıran bir yönetim anlayışıyla baş başa bırakılıyor.
Bu yaklaşımın en somut ve en acı örneği ise yıllardır yılan hikayesine dönen Şanlıurfa Şehir Hastanesi’dir. Defalarca atılan sembolik temellerin, vaatlerin ve ertelemelerin ardından adeta bir ‘ağız kapatma’ hamlesi olarak sunulan proje, Türkiye’nin diğer illerinde yükselen modern sağlık kompleksleriyle kıyaslandığında büyük bir fiyasko olarak karşımıza çıkıyor. Medeni bir şehirde bir vatandaş otomobiliyle hastaneye gider, aracını güvenli ve düzenli bir otoparka çeker, insanca sağlık hizmetini alır. Peki Urfa’ya layık görülen ne oldu? Otoparksız bir hastane! Daha da vahimi, hastanenin tam karşısında duran ve otopark krizini çözebilecek devasa kamu arazisi halkın kullanımına açılmak yerine, rant iştahını kabarttığı için özelleştirme kapsamına alınıyor. İnsana verilen değerin, vatandaşa duyulan saygının özeti işte tam olarak bu tablodur.
Ancak meselenin en can alıcı noktası burası değil. En acı olanı; bütün bu ihmal edilmişliğe, kentin kaderine terk edilmesine rağmen iktidarın temsilcileri veya milletvekilleri sahadayken yaşanan tablodur. Esnaf ziyaretlerinde, sokaklarda bu ihmallerin hesabı sorulması gerekirken, o vekiller hâlâ ‘ağam, paşam’ muamelesiyle, el üstünde karşılanabiliyor. Sesini çıkarmayan, hakkını aramayan, küçük ve yüzeysel hizmet kırıntılarıyla mutlu olan ve daima gücün gölgesine sığınmayı tercih eden bir toplumsal uysallık sürdükçe, bu düzenin değişmesini beklemek hayalcilik olur.
Siyaset kurumu, tepki vermeyen kitleye hizmet götürmez; talep eden, hesap soran ve iradesine saygı duyulmasını zorunlu kılan kitleye hizmet eder. Şanlıurfa, bağrında taşıdığı devasa medeniyet mirasına ve dünya çapındaki potansiyeline rağmen; kendi kaderini birkaç ağanın, şeyhin veya rant baronunun siyasi pazarlıklarına teslim ettiği sürece bu muameleyi görmeye devam edecektir.
Yazılacak, söylenecek çok şey var kuşkusuz... Ama tablonun netliği karşısında o acı soruyu sormaktan kaçınamıyoruz: Hakkını aramayan, kendisine reva görülen bu üçüncü sınıf hizmet modeline ses çıkarmayıp hâlâ alkış tutan bir kent, yaşananları müstahak değil de nedir?”
Kaynak: HABER MERKEZİ


0 Yorum