kaynak olarak ekleyin
Şanlıurfa’daki 5,4’lük deprem sonrası vatandaşların aklındaki “Tekrar deprem olacak mı?” sorusu kaygıyı artırırken, Gazete İpekyol köşe yazarı ve Uzman Klinik Psikolog İrem Bulut, deprem sonrası korku ve paniğin nasıl yönetilebileceğini anlattı.
Şanlıurfa’nın Karaköprü ilçesinde sabah saat 10.40’ta meydana gelen 5,4 büyüklüğündeki deprem, kent genelinde kısa süreli paniğe neden oldu. Diyarbakır, Malatya ve Adıyaman başta olmak üzere çevre illerde de hissedilen sarsıntının ardından vatandaşlar deprem korkusunu yeniden yaşadı.
Deprem sırasında yaşanan korku ve panik, sarsıntının sona ermesiyle her zaman aynı hızda ortadan kalkmayabiliyor. Özellikle daha önce deprem yaşamış kişilerde “Yine olacak mı?”, “Daha büyük bir deprem gelir mi?” ve “Güvende miyim?” gibi düşünceler kaygının devam etmesine neden olabiliyor.
Peki deprem anında ve sonrasında yaşanan korkuyla nasıl başa çıkılmalı? Panik yükseldiğinde ne yapılmalı, çocuklarla deprem hakkında nasıl konuşulmalı ve hangi durumlarda psikolojik destek alınmalı?
Gazete İpekyol köşe yazarı, Uzman Klinik Psikolog İrem Bulut da bugünkü köşe yazısında, Şanlıurfa’da hissedilen deprem sonrası yaşanabilecek psikolojik tepkileri ve deprem korkusuyla baş etmenin yollarını anlattı.
Bulut, deprem anında korkmanın son derece doğal bir tepki olduğunu belirterek, asıl önemli olanın hiç korkmamak değil, korkunun paniğe dönüşerek davranışları yönetmesini mümkün olduğunca önleyebilmek olduğuna dikkati çekti.
“DEPREM SIRASINDA BEYNİMİZ TEHLİKEYE KARŞI HAREKETE GEÇİYOR”
Deprem başladığında beynin saniyeler içerisinde tehlikeyi algıladığını ve bedenin alarma geçtiğini aktaran Bulut,
“Deprem başladığında beynimiz saniyeler içinde tehlikeyi algılar ve bedenimiz alarma geçer. Kalp atışları hızlanabilir, nefes alışverişi değişebilir, titreme, terleme, yoğun kaçma isteği ya da kısa süreli donakalma yaşanabilir. Kimi insan hemen harekete geçerken kimi insan birkaç saniye ne yapacağını bilemeyebilir. Bazıları ağlayabilir, bazıları yakınlarına ulaşmak isteyebilir. Çünkü herkesin tehlike karşısında verdiği tepki aynı değildir. Bu belirtiler kişinin güçsüz ya da kontrolsüz olduğu anlamına gelmez. Tehlike karşısında bedenimizin verdiği doğal stres tepkileridir. Bu nedenle kendimize “Korkmamalıyım, sakin olmalıyım” diye baskı yapmak yerine “Şu anda korkuyorum ama ne yapacağıma odaklanabilirim” demek daha işlevsel olabilir. İnsan korktuğu için kontrolünü kaybetmek zorunda değildir. Soğukkanlılık korkunun yokluğu değil korkuya rağmen düşünmeye ve davranışlarımızı mümkün olduğunca yönetmeye devam edebilmektir.” dedi.
“PANİK ARTTIĞINDA NE YAPILMALI?”
Bulut, panik anında zihnin hızla geleceğe gidebildiğini ve “Daha büyüğü olacak mı?”, “Buradan çıkabilecek miyim?”, “Aileme bir şey oldu mu?” veya “Ya gece tekrar olursa?” gibi düşüncelerin peş peşe gelebileceğine dikkati çekerek,
“Panik anında zihnimiz hızla geleceğe gider. “Daha büyüğü olacak mı?”, “Buradan çıkabilecek miyim?”, “Aileme bir şey oldu mu?”, “Ya gece tekrar olursa?” gibi düşünceler peş peşe gelebilir. Aslında insanı yoran bazen yalnızca yaşanan sarsıntı değil sarsıntının ardından zihinde başlayan “Ya tekrar olursa?” döngüsüdür. Böyle bir anda henüz gerçekleşmemiş senaryoları düşünmek yerine dikkati bulunduğumuz ana yöneltmek önemlidir. Kendimize “Şu anda paniğimin yükseldiğini fark ediyorum”, “Önce bulunduğum ana odaklanacağım”, “Kontrol edebildiğim şeylere yöneleceğim” ya da “Her ihtimali şu anda çözmek zorunda değilim” gibi kısa cümleler söyleyebiliriz. Bu cümlelerin amacı tehlikeyi küçümsemek değil korku yükseldiğinde zihnin felaket senaryolarından çıkıp yeniden bulunduğu ana dönebilmesine yardımcı olmaktır.” İfadelerine yer verdi.
“DEPREM BİTSE DE ZİHNİN ALARMI HEMEN SONA ERMEYEBİLİR”
Zihnin bir süre çevrede yeni bir tehlike olup olmadığını kontrol etmeye devam edebileceğini belirten Bulut,
“Deprem sona erdikten sonra bazı kişiler “Hâlâ sallanıyor gibi hissediyorum” diyebilir.Evde otururken avizeye bakmak, yatağa uzandığında yatağın hareket ettiğini düşünmek, dışarıdan bir kamyon geçtiğinde irkilmek, kapı ya da pencere hareket ettiğinde “Yine deprem oluyor” diye ayağa kalkmak yaşanabilir. Bazen kişi çevresindekilere defalarca “Sen de hissettin mi?” diye sorabilir. Bunun nedeni fiziksel sarsıntı sona erse bile beynimizin tehlike sisteminin hemen eski haline dönmemesidir. Zihin bir süre çevrede yeni bir tehlike olup olmadığını kontrol etmeye devam edebilir.Bu süreçte günlük rutinlere mümkün olduğunca devam etmek, yakınlarımızla iletişim kurmak ve sürekli deprem içeriklerine maruz kalmamak önemlidir. Kendimize biraz zaman tanımamız gerekir. Deprem bitti diye korkunun da aynı saniyede bitmesini bekleyemeyiz.” şeklinde konuştu.
KAYGI BİZE BİR ŞEY OLACAKMIŞ GİBİ HİSSETTİREBİLİR
Deprem sonrasında çocukların yalnızca yaşanan sarsıntıdan değil, çevrelerindeki yetişkinlerin tepkilerinden de etkilenebileceğini belirten Bulut,
“Depremin ardından özellikle gece saatleri bazı kişiler için daha zor geçebilir. Gün içinde dikkatimizi dağıtan birçok şey varken yatağa girdiğimizde zihnimizle daha fazla baş başa kalırız. “Uyurken deprem olursa?”, “Fark edemezsem?”, “Tekrar sallanırsak?” gibi düşünceler ortaya çıkabilir. Kişi uykuya dalmakta zorlanabilir, en küçük seste gözlerini açabilir ya da uyumamak için kendisini dirençli tutmaya çalışabilir. Böyle bir durumda zihne gelen her düşünceyi gerçek bir tehlikenin habercisi gibi değerlendirmemek önemlidir. Kaygı bize bir şey olacakmış gibi hissettirebilir ama bir şey olacakmış gibi hissetmek onun gerçekleşeceği anlamına gelmez” şeklinde konuştu.
“YOĞUN KORKU GÜNLÜK YAŞAMI ETKİLİYORSA PSİKOLOJİK DESTEK ALINMALI”
Yoğun korkunun zaman içerisinde azalmayıp sosyal yaşamı belirgin şekilde etkilemesi halinde profesyonel psikolojik desteğin değerlendirilmesi gerektiğini belirten Bulut, bunları kaydetti.
“Deprem sonrasında bir süre korku ve tedirginlik yaşanabilir. Her insan aynı olaya aynı tepkiyi vermediği gibi herkes aynı sürede de toparlanmaz. Bir kişi ertesi gün hayatına devam edebilirken başka biri birkaç gün daha tedirgin hissedebilir. Burada kendimizi başkalarıyla kıyaslamamak önemlidir. Ancak yoğun korku zaman içinde azalmıyorsa, uyku, iş, okul ve sosyal yaşamı belirgin şekilde etkiliyorsa, kişi sürekli tehlike beklentisi içinde yaşıyor, yalnız kalamıyor, eve girmekte zorlanıyor ya da günlük yaşamını sürdürmekte ciddi güçlük çekiyorsa profesyonel psikolojik destek değerlendirilmelidir. Bugün Şanlıurfa’da yaşanan deprem bize psikolojik hazırlığın da ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Depremin ne zaman gerçekleşeceğini kontrol edemeyiz. Ancak korku geldiğinde onunla nasıl baş edeceğimizi ve paniğin davranışlarımızı tamamen yönetmesini nasıl önleyebileceğimizi öğrenebiliriz. Korkuyu yok saymak zorunda değiliz ama korkuyu sürekli beslemek zorunda da değiliz. Sarsıntı birkaç saniye içinde durabilir ancak zihnimizin sakinleşmesi biraz daha zaman alabilir. Korkmak insani bir tepkidir. Soğukkanlı olmak ise hiç korkmamak değil korkunun içinde ne yapacağını bilmek, bulunduğun ana dönebilmek ve kontrol edebildiğin şeylere odaklanabilmektir.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ


0 Yorum