Karşınıza bilinenin dışında bir yazıyla çıktım, bu sefer sayfaların arasından sıyrılarak geldim.
Çoğu zaman bir kelime dolanır zihnimize. Daima hayalini kurmuş olduğumuz bir kavuşmamız vardır.
Allah, insanları kusursuz ve aciz bir hamurla yaratmıştır. Yaratılan bu varlığın her daim bir mana aleminde beklentisi, arzusu vardır. Hep bir şeye kavuşmanın hayaliyle yaşayıp gider. Aslında bütün manaların cevherinde yer edinmiş olan kavuşma, temelden umut kavramının varlığını bizlere kanıtlar niteliktedir. Kavuşmayı hayal ettiğimiz şey, umut ettiğimiz şeylerden meydana gelir. Kavuşma hayali kurmadığımız şeylerin umudu ve beklentisi, bizden kalkmıştır.
Hoş ya!
İnsan öleceğini bile bile yaşamın kıyısında ömrünü sürdürüp şeyler aleminde kavuşma duygusuna tutunup ve umut ettiği şeyleri arzulaması da insanın insan olduğunu bizlere tanımlamaktadır.
İnsan, hayalini kurduğu konuma, sevdiği insana, istediği işe, varmak istediği şehre, anlam yüklediği şeylerin gerçekliğine kavuşması insana müthiş bir duygu yükleyen metafizik bir oluşum sayesinde yaşar. Ruh, arzuladığı şeylerin farkına vardığında asıl manasının ne olduğunu kavradığında yaşamın manasını da kavramış olmakta.
Fıtrat olarak pof bir bedenin dolunması yalnızca arzulanmış duyguların hamuruyla gerçekleşir. Bahse konu olan arzular insanın iradesini kötüye sevk edecek arzular değildir.
Yıllarca birbirini bekleyen bir çift düşünelim.
Hep hayallerinde kavuşma anları, beraberken yapmak istedikleri, gitmek istedikleri mekanların hayalleri yer edinir. Birbiri için böyle kâinatın somut duvarının dışına çıkarak hayal dünyası ile birleşmiş olan duyguların var oluşu, kavuşması gerçekleştiğinde göklere uzanacak sevinç naraları veyahut hiçlik duygusu! Tartışmalı bir konu mu? Oysa kavuşmak bu denli huzur vericiyken hiçlik duygusu da nereden çıkmış oldu?
Bir süreç içerisinde yıpranmış varlıklar hayalini kurduğu kavuşmanın beşiğine girince yipranmanin oluşturduğu durumdan mukabil hepsi bunun için miydi diyebilirler ancak var olan eylemin direniş ile kavuşmanın neticesi boy gösterdiğinde yalnızca şunu düşünmek yeterlidir:
" Vazgeçmedik! Pes etmedik! Geri durmadık! Hayal kurmaktan geri kalmadık! Ve başardık"
" Bu yüzden asla kıymet bilmemezlik yapmayacağız, buna erişmek için ne zorluklar çektik, kaybetmeyi var oldukça göze almayacağız "
Kavuşmanın en büyüğüyse ölümdür. İnsan, ölümle mevlanın huzuruna, ebedi yurduna, öz vatanına kavuşur. Belki yaşamı güzel olan insanların bu dünyadan ayrılışı üzücü olmasından dolayı bu kavuşmayı sevindirici kılmamış olabilir lakin kaçınılmaz kavuşmalarda hayatın koynunda yer almaktadır.
Antarktika'da başını alıp sürüden yani var olan düzenin içinden sıyrılıp belki de zihninde artık ebediyete doğru yürüdüğünü düşünen nihilist penguen, bizlere kavuşmak istediğimiz şeyin ne olduğunu veyahut bazı şeyler için mücadele etmeyi bırakıp bilinenin aksine çıkılmasının gerektiğini bizlere sunuyordur.
Kavuşmak nedir?
Geniş zamanlı bir sözcük mü? Geçmiş zamanlı mı? Ancak gelecek zamanlı olmadığını varsayıyorum. Ama şunu da söylemeden edemeyeceğim ben geç kalmış şeylerin hikmetini eriştiğimde bilmekteyim. Bu yüzden biraz kederli biraz umutlu biraz düşünceliyim.
Kendimi ait hissettiğim yere nasıl kavuşacağım?
En kısa yolu nereden gidilmekte?
Özlemini çektiğim kavuşmayı hayal ettiğim durumların kavuşması benim için hayır mı? Şer mi? Veyahut kavuşacak mıyım? Düşünceleri...
Saatlerin isyankâr, zamanın zorba, kederin yol arkadaşımız olduğu bu bekleyiş kavuşmaya erişince bizden aldıklarını geri verecek mi?
Aslında kavuşmayı beklemek bir sabır eylemidir. Fıtratı bozmayacak bir duruşla mücadeleye devam edip pes etmemekte bir ibadet biçimidir. İnsan, bir bekleyişin içine girdiğinde dahi bir ibadet eylemi gerçekleştirir. Bu yüzden asla isyan etmeden, mücadeleye devam edip, Allah'a sığınarak yolumuza devam edeceğiz.
Selam ve dua ile.