SEVGİ: RUHUN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Modern çağın en büyük paradokslarından biri şu: Her zamankinden daha bağlantılıyız ama her zamankinden daha yalnız hissediyoruz. Oysa insan ruhunun en temel ihtiyacı teknoloji değil, başarı değil, hatta güvenlik bile değil, sevgidir. Sevgi, yalnızca romantik bir duygu değil, psikolojik sağlamlığın, iyileşmenin ve hatta toplumsal barışın temel taşıdır.

Bağlanma kuramının kurucusu John Bowlby, insan yavrusunun hayatta kalabilmesi için güvenli bir bağa ihtiyaç duyduğunu söylerken aslında tüm yaşam sürecini tarif ediyordu. Güvenli bağlanma geliştiren bireyler yalnızca çocuklukta değil, yetişkinlikte de daha dengeli ilişkiler kurabiliyor, stresle daha sağlıklı baş edebiliyor ve kriz anlarında daha az dağılabiliyor. Çünkü sevgi, sinir sistemini regüle eder, kişiye içsel bir güven alanı sağlar.

Bu yalnızca teorik bir önerme değildir. Sosyal nörobilim alanında çalışan Matthew Lieberman, beynin sosyal bağları fiziksel ihtiyaçlar kadar hayati algıladığını ortaya koyar. Sevilmek ve ait olmak, yalnızca ruhumuzu değil, sinir sistemimizi de düzenler. Sevgi deneyimi sırasında salgılanan oksitosin hormonu, stres hormonu kortizolün etkisini azaltır. Bir başka deyişle sevgi, biyolojik düzeyde de bir şifadır.

Varoluşçu psikiyatr Viktor Frankl ise en ağır insanlık koşullarında bile anlamın çoğu zaman sevgiyle bağlantılı olduğunu savunur. Toplama kampındaki deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı eserlerde, insanın sevdiği birini düşünerek bile yaşama tutunabileceğini anlatır. Sevgi, burada bir duygu olmaktan çıkar, bir varoluş stratejisine dönüşür.

Sevgi üzerine en derin analizler yapan isimlerden biri de Erich Fromm’dur. Fromm, sevgiyi pasif bir his değil, aktif bir “sanat” olarak tanımlar. Ona göre sevmek, ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi içerir. Sevgi birine sahip olmak değil, onun gelişimini desteklemektir. Modern toplumun tüketim kültürü içinde sevgiyi de bir tüketim nesnesine dönüştürdüğümüzü söyler. Oysa gerçek sevgi, iki eksik insanın birbirine tutunması değil, iki bütün insanın birbirini seçmesidir.

Hümanist psikolojinin önemli temsilcisi Carl Rogers ise “koşulsuz olumlu kabul” kavramıyla sevginin terapötik gücünü açıklar. Rogers’a göre bir insan, yargılanmadan kabul gördüğünde gerçek potansiyeline yaklaşır. Terapötik değişimin en önemli bileşenlerinden biri teknik değil; empatik ve sahici bir ilişkidir. Bu, sevginin profesyonel bir bağlamda bile iyileştirici olduğunu gösterir.

Gelişim psikoloğu Erik Erikson ise insan yaşamını sekiz evrede ele alırken genç yetişkinliğin temel krizini yakınlığa karşı yalıtılmışlık olarak tanımlar. Sevgi kurabilmek, bireyin kimlik gelişimini tamamlamış olmasına bağlıdır. Sevemeyen değil, kendini bulamamış olan kişi yalıtılmış kalır. Yani sevgi, yalnızca bir ilişki meselesi değil, kimlik meselesidir.

Peki neden çağımızda bu kadar çok insan yalnızlık, değersizlik ve kopukluk hissi yaşıyor? Belki de sorun sevgisizlikten çok, sevginin yanlış anlaşılmasında yatar. Sağlıklı sevgi, sınır koyabilen, karşılıklılığı olan ve bireyselliği koruyan bir bağdır.

Sevgi aynı zamanda cesaret ister. Brené Brown’un çalışmalarında vurguladığı gibi, sevgi ve aidiyet duygusu kırılganlıkla doğrudan bağlantılıdır. Sevebilmek için incinebilme ihtimalini kabul etmek gerekir. Bu yüzden pek çok insan sevgiye değil, kontrol hissine tutunur. Oysa gerçek bağ, savunmaları indirdiğimiz yerde başlar.

Toplumsal düzeyde de sevginin dönüştürücü etkisini göz ardı edemeyiz. Empati kapasitesi artan toplumlarda şiddet azalır, iş birliği artar. Sevgi yalnızca iki insan arasındaki bir duygu değil, kültürel bir iklimdir.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, sevgiyi romantik klişelerden çıkarıp bilinçli bir eylem olarak yeniden tanımlamaktır. Sevgi, bir çocuğu dinlerken telefona bakmamaktır. Bir partneri değiştirmeye çalışmak yerine anlamaya çalışmaktır. Bir dostu yargılamadan yanında tutmaktır. Sevgi, büyük laflardan çok küçük ama tutarlı davranışlarda görünür.

Güç her zaman gürültülü değildir. Bazen en büyük güç, bir insanın başka bir insana buradayım diyebilmesidir. Ve belki de insan ruhunun en temel gerçeği şudur: Sevgi olmadan hayatta kalabiliriz ama sevgi olmadan tam anlamıyla hayattan lezzet alamayız. 

Kendinize nazik davranmayı unutmayın!

SEVGİ: RUHUN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.