HERKES GEÇER, HERKES KALMAZ

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Vakit bazen öyle kıymetlidir ki geçmesin isteriz. O anın içinde kalmak, zamanın donup kalmasını dilemek… Çünkü biliriz; bazı anlar bir ömre bedeldir. İnsan, bazen tek bir an uğruna koskoca bir hayatı göze alabilir.

Ama bir de vaktin hiçbir kıymetinin kalmadığı zamanlar vardır. Hatta gelmesini bile istemediğimiz… İşte asıl mesele tam da burada başlar. Zamanı ne kadar verimli kullanabiliyoruz? Farkında olmadan tükettiğimiz, ertelediğimiz, oyalandığımız saatler bize ne kazandırıyor?

Ömür, bir “varmış” ile başlar, bir “yokmuş” ile biter. Geride kalan ise yalnızca yaptıklarımızdır. Bu kısa yolculukta neyle meşgul olduğumuz, aslında kim olduğumuzu ele verir.

Bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız:

İşimiz mi vaktimizden çok, yoksa vaktimiz mi işimizden çok?

Tarihe baktığımızda, işi vaktinden çok olan nice insan görürüz. Onlar zamanı tüketmezdi; zamanı inşa ederdi. Bu yüzden aradan asırlar geçse de yaptıklarıyla anılmaya devam ederler.

Bugün ise çoğu zaman şikâyet eden, fakat harekete geçmekte zorlanan bir topluluğa dönüşmüş durumdayız. Belki de artık şu soruyu sormanın vakti gelmiştir:

“Arkamda ne bırakacağım? Bana verilen bu ömrü neye harcadım?”

Cevap vermek kolay değil. Çünkü çoğumuz zamanın içinde yaşamıyor, zamanın akışında sürükleniyoruz. Neye koştuğumuzu bilmeden, neden yorulduğumuzu anlamadan…

Oysa örnek alınacak insanlar hâlâ var. Ne var ki onları örnek alacak vaktimiz yok.

Bir rivayete göre, Hz. Ömer bir gün etrafındakilere, “Haydi, herkes bir şey dilesin” der. Kimisi altın ister, kimisi gümüş, kimisi mücevher… Hepsi bunları Allah yolunda harcamak niyetindedir. Fakat Hz. Ömer’in dileği farklıdır:

“Ben, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Muaz bin Cebel ve Huzeyfe bin el-Yeman gibi bir oda dolusu insan isterim ki onları Allah yolunda görevlendireyim.”

Dün de bugün de aranan aslında aynıdır: İnsan.

Yeri işgal eden değil, bulunduğu yeri dolduran insan…

Tüketen değil, üreten…

Şikâyet eden değil, sorumluluk alan…

Zor zamanların yükünü omuzlayan, sesi kısıldığında bile duruşunu kaybetmeyen insan…

Bugün belki de en büyük eksikliğimiz budur.

Kalabalıklar içinde yalnızlaşan, konuştuğu hâlde söyleyemeyen, zamanı olduğu hâlde kullanamayan bir topluluğa dönüşüyoruz. Hayatın, şartların ve sistemin içinde sıkışıp kalmış hissediyoruz. Memnun olmasak da çoğu zaman başka bir yolumuz yokmuş gibi yaşıyoruz.

Oysa zaman hâlâ bizim.

Ve belki de her şey, onu yeniden sahiplenmekle başlayacak.

Çünkü bu dünyadan herkes geçer.

Ama herkes iz bırakmaz.

HERKES GEÇER, HERKES KALMAZ

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.