Köken olarak nereye dayandığının çok da önemli olmadığını düşündüğüm ancak yine de ifade etmekte fayda bulduğum “ANLAMAK” kelimesi “An” (Hafıza, Hatırlamak, Anı) gibi manalara gelmektedir.
Son zamanlarda bu kelimeyle hepimizin sanki kanlı bıçaklı gibi olduğumuz aklıma geldi. Günün sıcak saatlerinde durakta bekleyip halk otobüsüne binince yüzü sirke satan şoförden tutunda büfede bir şeyler alacakken aklı bir karış havada olan çalışan, gecesini gündüzüne katıp kendinden ve çevresinden ödün verip bir şeyleri başarmak için mücadele edeninden tutunda daha nice örnek vereceğim olguların en temel ihtiyacı anlaşılmaktır.
Ben bu durumun temelini sosyal medya ve teknolojinin yaratmış olduğu zihinsel tutsaklığa yormaktayım. Toplum olarak telefonun yaratmış olduğu zihinsel bulanıklık ve dikkatsizlikten midir bilinmez paragraf sorularını bile üç dört defa okumamıza rağmen kaçıran bir millet olmamızın temelinde yatan sorun aynıdır.
B12 eksikliğimizden mi ya da karakter bozukluğumuzdan mıdır bilmem lakin toplum olarak birbirimizi bir türlü anlayamadık. Ya da anlamak istemedik.
Başkasını anlamak istemiyoruz!
Başkasına anlam vermek istemiyoruz.
Mevlana’nın tabiriyle anlattıklarınız başkalarının sizi anladığı kadardır. Bundan mı insanlar birbirini anlamak istememektedir? Bundan mıdır insanların başkalarına bir şeyleri kabul ettirme gibi derdinin yavan kalmış olması?
Dikkat etmek istesek de içinde kendimizi bir kafese sıkışmış kuş gibi hissettiğimiz şu teknolojinin yarattığı zarardan meydana gelen başkasına karşı anlayışla karşılama durumunu sanki kendimize yediremiyoruz. En çok bizim anlaşılmaya ihtiyacımız var, zaten en çok bizi anlamadılar düşünceleri süper egodan öteye geçmeyeceğini belirtmemizde büyük can suyu olacaktır.
Trafikte korna çalanı, parklarda serserice gezdiğini ifade ettiğimiz gençleri, yaşı geçmesine rağmen hala bekar gezenleri kaç defa yargılamak yerine anlamaya çalıştık da düzelmemiş bir toplumdan şikâyet ederiz.
Korkularımız, sancılarımız, uğraşlarımız, sorunlarımız olduğu gibi hayatın her günün bizler için farklı olduğu gibi başkaları içinde farklı olacağını kaç defa aklımızın ucundan geçirdik.
Araç kullanırken el kol hareketi eden şahsa hakaret ve ön yargıyla yaklaşmadan önce beş dakika önce acaba kötü bir haber mi almış ya da hayatını etkileyen olumsuz bir durumdan sonra mı trafiğe çıkmış düşüncesiyle kaç defa tefekkür edip sitemi bir kenarı bırakıp anlamayı denedik.
Tarih daha bu çağda görmüş olduğu hezeyanı başka bir çağda görmeyecektir.
Belki geçmiş zamanlarda anlaşılmadığı için birçok kişinin hayatına mal olduğu durumlar olmuş olsa da o durumun neticesinde bir direniş yattığından çağımızla kıyas etmenin abes olacağını varsayarak kaleme almanın çok manidar olmayacağını düşündüm. Şairler, fikir adamları, devlet ricalleri, direnişçiler vb.
Acının sırf güçsüz olduğumuz görünmesin diye başkalarına gösterilmeyeceği bir çağ daha gelmeyecektir.
Bir sorununu başkasına açarken anlayış bekleyip anlatmayı seçtikten sonra pişmanlıkla karşılaşmama durumunu tarih bir daha bin asır geçse karşılaşmayacaktır. Tiksindirici bir çağın koynunda açtık gözlerimizi.
Ebeveynler evlatlarını, evlatlar ebeveynlerini anlamak istememekte, işçiler işsizleri, zenginler fakirleri, evladı olmayanlar evladı olanları, evladı olanlar evladı olmayanları anlamak istememekte o kadar diretmektedir ki toplumun omurgası eğrilmiş vaziyettedir.
Bazen bir insanı anlamak o insana vereceğiniz en büyük destek, en büyük hediye olacağını aklınızdan çıkarmayın. İntihar edenlerin çoğunun intihar kökünde anlaşılmamak ya da birileri tarafından anlaşılmadıklarından dolayı o birilerini cezalandırmak yatmaktadır. Derler ya bir soruyu anlamak o soruyu çözmenin yarısıdır. İşte, sosyal hayatta başkalarıyla yaşadığınız problemlerde ilk başta birbirinizi anlamaya çalışmanız problemi ortadan kaldırmanıza yardımcı olacaktır.
Rabbim karşımıza anlayışlı, halden anlayan, anlatmaya gerek duymadan anlayan insanlar çıkarsın.