SANMAK

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sanmak ve zannetmek! 

İki komşu kelime. İkisi de aynı mahallenin fertleridir. İkisi de insanda büyük gedikler açar. Büyük hasarlar bırakmak gibi acımasızlıklara sahiptirler. Aslında ikisi de aynıdır. 

Sanmak ve zannetmek mastar ekli iki eylemken ikisi de ortak kök olmamasına rağmen ortak manalara sahiptir. İnsan, yaralı bırakan bu kelimeler açtıkları yaralara büyük acılar verir. İnsan olmayacak şeylerin olacağını sanması ile olması muhtemel şeylerin olmayacağını zannetmesiyle büyük hayal kırıklıklarına maruz kalır. 

Öyledir ki insan sanmak ve zannetmeyi umut kavramı ile eş eder, dost eder, kardeş eder. Ve yaşamı bu iki amansız ancak vazgeçilmez kelimelere bağlar. Vazgeçemez umut etmekten. Vazgeçmez zannetmekten, vazgeçmez sanmaktan çünkü insandır. Gölgesi bile bir bedeni sanarak meydana gelmiştir. Oysa José Mauro de Vasconcelos'un ünlü Şeker Portakalı romanında baş karakter Zeze’ der ki: “Sanmak insanı ziyan eder. Konu ne olursa olsun.”  Sonu güzel olacağını zanneder, bir gün zengin olacağını zanneder, her şeyin düzeleceğini zanneder. Aslında sanmak, zannetmek, umut etmektir. Umut eder insan. Etmelidir de. Ama körü körüne bağlamamalıdır kendisini umuda. Fakirin ekmeğidir çünkü. Çünkü bu ülkede umut etmek dahi bir ücrette tabi tutulmaktadır. Ekmektir. Ekmekte beleş olmadığından aslında kandırıldığımızın açık örneğidir. Çünkü umut etmekte fakirin ekmeği olmamaktadır. Ama insanın gıdasıdır. İnsan olan umutla ayakta durur. Sonu ne olursa olsun ziyan olsa da piri sultan olsa da umuttur insanın gıdası. İnsan ekmeksiz yaşar da umutsuz asla. Ama dünya ya! İnsanı en çok umudundan yaralar. Sanmakla, zannetmekle, umut etmekle ömrünün akıp gitmesini izler. 

İnsan, umut edecek ama kendini dünyanın zalim düzenine satmayacaktır. Kiralamayacak bedenini geçici heveslerin koynuna. 

Sanmakla alakalı olarak Türk edebiyatında bazı yazarlarsa farklı şekilde farklı eserlerinde umut ve sanmak kelimelerine değinmiştir. 

Özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde "sanmak", genellikle zaman, rüya ve gerçeklik arasındaki çizginin bulanıklaşması şeklinde karşımıza çıkar. Karakterleri yaşamı, dünü veya muhabbeti kendi zihinlerindeki bir rüya gibi algılar ve gerçeği öyle sanırlar. Yazar iki farklı kitabında sanmak üzerine farklı manaları dile getirmiştir. 

Çok beğendiğim eserlerinden biri olan Huzur kitabında, Mümtaz karakterinin, dış dünyaya ve Nuran’a olan aşkını estetik bir rüya alemi içinde yaşar. Gerçekliğin bükülmezliği ile karşılaştığında, aslında her şeyi kendi iç dünyasına göre "sandığını" fark eder. 

Diğer bir eseri olan ve saatleri insanlara benzettiği şaheser yani Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde, Toplumun modernleşmeyi yanlış anlayarak kurduğu hayal dünyası ve "kendini bir şey sanma" trajikomik bir dille ele alır.

Peyami Safa, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay gibi ender kalemler sanmak üzerine eserlerinde müthiş manalar ortaya koymuştur. Her sanmanın altında bir yıkıntı yatmıştır. Ancak sanmanın verdiği lezzeti veren başka bir duyguda bulunmamıştır. Zannetmekte sanmakla aynı olduğu için ayrı bir başlık açmanın gereksiz olacağınışünerek aynı başlığı zannetmekle devam ettirelim. 

Zannetmek iki ayrı şemsiye altında gölgelenir. Biri iyi huylu olan yağmurdan, doludan, güneşten koruyan hüsnü zanken diğeri kötü huylu olan rahmetin değmesini engelleyen, rahmetten sakındıran, merhametten uzak tutan su-i zandır. 

İnsan ilişkilerini bile etkileyen bu iki mana toplumun güzelleşmesini sağladığı gibi çürümesine de ön ayak olmaktadır. Suizan’ da bulunmak başka birisinin bir şeyi yapıp yapmadığından emin olmayarak kesin bir hükme erişmeye yeltenilmesi açıkçası bir iftirayı meydana getirmektedir. Bu yüzden sanmanın yani zannetmenin en tehlikelisi olan suizandan sakınmak insan ilişkilerini büyük oranda onaracaktır. Hüsnü zan daha ehemmiyetli ve daha kıymetli bir sanma eylemidir. Bir kişi hakkında bir şey hakkında güzel atıf ve düşüncelerde bulunmak toplumun çürümesini önleyeceği gibi güzelleşmesinin de başkarakteri olacaktır. Başkasının neler yaşadığını bilmeden işinize geldiği gibi yorumlayıp yadırgamanız suizanda bulunmanız acımasızlığın en çetin boyutlarından birisidir. Bu yüzden ya güzel sanacağız ya da suizandan kaçınacağız. Umuttan vazgeçmeyip umut var-i bir şekilde mücadele etmeyi bırakmadan yaşamaya devam edeceğiz.

SANMAK

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.