Ahmet Arslan hocanın beş bölümden oluşan uzun bir konuşması. "Ümmet, Millet ve Cumhuriyet" başlıklı. Whatsapp gönderdi. Hepsini büyük bir dikkatle ve keyifle izledim. Ana konuşma üç bölüm, diğer iki bölüm soru-cevap. Ümmetin tarihsel serüveni. Devletsiz ümmetin imkânsızlığı. Ümmet demek siyaset demek. Konuyla alakalı hararetle tavsiye ettiği bir kitap ve kendisinin tercüme ettiği Fransız bir yazarın meşhur bir makalesi. Kitabı belki okuyamam ama makaleyi okumam elzem. Üç tarz-ı siyaset. Ümmetçilik imparatorlukların yıkılmasıyla sona erdi. Milletin teşekkülü için lazım olan üç şey: din, dil, siyasi irade. Milli din, milli dil, misak-ı milli. Ümmetten millete geçiş bir tercihten çok bir zorunluluk. Ümmetin kaynağında ilahilik varken milletin kaynağında beşerilik var.
İki motto: Hakimiyet kayıtsız şartsız Allah'ındır ve hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Birincisinde meşruiyet ve yasamanın temelinde vahiy var, ikincisinde milletin tercihi var. Birincisinde tanrı gaybidir, ikincisinde tanrı milletin bizzat kendisidir. Teokrasi ile demokrasi arasındaki fark. Ortadoğu ülkeleri demokrasiye geçemedi henüz, teokraside kaldı. Ümmet gerçekte yok artık, söylemde var sadece. Cumhuriyet demokrasi ile taçlanmazsa teokrasiden bir farkı yok. Cumhuriyetin ilk dönemlerinin II. Abdülhamid'in son dönemlerinden farkı yok. İkisinde de mutlak bir istibdat, mutlak bir cebir hakim. Şeklen cumhuriyet ama gerçekte istibdad-ı mutlak.
Atatürk için istibdat bir amaç değildi, bir araçtı. Onun için diktatör tabiri haksızlık. Atatürk yüz yıl yaşasaydı yine cumhurbaşkanı olmayacak mıydı? Türkiye modernleşti ama hiçbir zaman demokratikleşmedi. Cumhuriyeti kuran irade de demokrasiyi pek istemedi gibi. Yanlış anlaşılmasın, zikrettiğim bu son düşünceler ve sorular Ahmet Arslan'a ait değil, bana ait, benim sorularım ve düşüncelerim. Dinlerken aklıma gelen ve takılan sorular. Ahmet Arslan hocanın zihninin çok net olmasına şaşırıyorum çoğu zaman. Kendince bütün meseleleri ve müşkilleri çözmüş gibi. Bildiklerinden ve kanaatlerinden oldukça emin. Bu netlik ve eminlik ürkütüyor beni.
Sonra Kırk Ambar'dan bir fasıl: Engiztansiyalizm faslı. Marksizm'den sonra Avrupalı kafanın kurabildiği tek felsefi sistem Engiztansiyalizm diyor Cemil Meriç. Albert Camus'un iki kitabı: Sizif Miti ve İsyan Eden İnsan. Üç anahtar kavram var: intihar, saçma, bilinç. Hayatın manasızlığını uzun uzadıya izah eder Camus. Her zaman ve her yerde yüzümüze çarpan saçmalık ve tekdüzelik duygusu. Döngünün hâkimiyeti. Sisifos'un çektiği işkence. Düşünen her insan bir Sisifos'dur. Hayat bitmeyen tekrarlardan ve döngülerden ibaret. Absürd'ün en büyük avantajı bilinci uyandırması, bilinci harekete geçirmesi, bilinci canlı ve diri tutması. Ama saçmalığın farkına varan, saçmalığı fark eden yine bilinç. Temelde her şey bilincin bir isyanı. İntihar belki bir çözüm ama bilince ihanettir.
Evet hayat saçmadır, bu doğrudur. Bilinç bu saçmalığı fark edecek, bu saçmalıkla birlikte yaşamaya devam edecek. Teselli metafizikleri bilincin düşmanları. Bunlar bilinci felç eden şeyler. Bilinç bu saçmalığı görecek, bu saçmalığa rağmen yaşamaya devam edecek. İntihar ve ümit ikisi de bilincin amansız düşmanları. "Başkaldırıyorum o halde varım." Buradaki başkaldırı siyasi düzenlere itiraz etmek değil, hayatın her alanına nüfuz etmiş olan saçmalık ve anlamsızlık duygusuna karşı başkaldırmaktır. Bu başkaldırı insanı insan yapan şeydir. İnsan böylece bilincin hakkını verir. Önceleri hayatın bir anlamı yoksa yaşamak anlamsızdır denilirdi, Camus asıl hayatın bir anlamı yoksa yaşamak anlamlıdır diyor. Yaşamak demek bu anlamsızlığın hakkını vermek demektir. Anlamsızlığa, saçmalığa, teselliye, umuda rağmen yaşamak, ayakta durmak, hayattan lezzet almak. Gerçek bilgelik ve entelektüellik bu.
Camus önce öz, sonra varoluş der. Sartre bunun tam tersini söyler. Önce varoluş, sonra öz der. Varoluş özden önce gelir. İkisi de haklı. Ama Camus daha çok haklı gibi. Bizde korunması gereken ezeli bir değer, bir öz yoksa niçin başkaldıracağız? İnsanın bir özü vardır ama mutlak değildir bu. Bütün Mutlak'lardan sadece nefret ve cehalet çıkar. Başkaldırı ama ölçülü bir başkaldırı, ümit ama ölçülü bir ümit, şiddet ama ölçülü bir şiddet, karanlığın içine bakış ama ölçülü bir bakış... İnanmış Müslüman bir zihin için bütün bunların hiçbir anlamı ve değeri yok. Hepsi boş ve malayani şeyler. Ahmet Arslan boş, Camus boş, Sartre boş, Engiztansiyalizm boş... Teselli metafiziklerinden birine bilincini kaptırmış olanlar için bütün bunlar bomboş.