Kimseye anlatamayacağı derin acılar çekiyordu. Metafizik, ruhsal, manevi acılar. Tatmin çok uzaklardaydı. Tereddüt bırakmıyordu yakasını. Tereddüdü yenmek için teselliye sarılıyordu. Ama bilincini kandıramıyordu. Bilinci yirmi dört saat uyanıktı. Tesellinin üzerindeki defoları görüyordu. Kendini avutmak için teselliye sarıldığını biliyordu. Bunun farkındaydı ve bu farkındalık tesellinin bütün gücünü mahvediyordu. Tesellinin yetersizliği ve geçersizliği ile yüzleşmek bilinç için ölümcül bir şeydi. Belki de gerçek bilgelik buna rağmen yaşamaktı. Kendini teselli ile yatıştıramıyordu. Kalbini belki bir parça ama bilincini asla. Bilinç bir defa uyanınca onu bir daha herhangi bir şeyle uyutmak, kandırmak, teskin etmek imkansızdı.
“Tüm bunların anlamı ne? Her şey hiçliğe akıyor. Akılalmaz bir hiçlikten geliyoruz. Bir süredir buradayız sadece, aynı derecede akılalmaz görünen bir şeyin içerisindeyiz. Ve sonra tekrar akılalmazlıkta kaybolacağız. Tekrar bir hiç olacağız. Her yeni nesil şu soruyu sorar: "hayatın anlamı ne?" Oysa şunu öğrenmek istemek çok daha verimli olacaktır: "insanlık neden yaşamın bir anlamı olmasına ihtiyaç duyar?" Aslına bakılırsa, metafizik veya dini bir yenilginin tohumlarını içimizde taşıyoruz. Dürüst bir şekilde bu soruyu soran ve bir inanca ya da gerçek olmasını arzuladığı bir düşe sığınmayan biri asla bir cevap alamayacaktır.
Yönelmemiz gereken şey, şimdiki ve yakın gerçekliğimizdir. Ölüm, korkunç bir kışkırtmadır. Hemen hemen her yerde böyledir bu. Hem değerleri hem etik normları tartmak için bizlere güç verse de, etkili bir araç değildir. Ölüm, her şeyin en kesini ve her şeyin en imkansızıdır. İnsan, trajik bir hayvandır. Önemsizliği sebebiyle değil, aşırı donanımlı olduğu için. İnsanın öyle özlemleri ve ruhani talepleri vardır ki, gerçeklik bunları gerçekleştiremez. Adil ve ahlaki bir dünya beklentimiz var. İnsan, anlamsız bir dünyada anlam talep eden bir varlıktır. Hayat görüşüm gereği dünyaya çocuk getirmek istemedim.
Dilenciye bir kuruş vermeden önce, o kuruşu verip vermeme işkencesi yaşayarak elinde bozukluğu çevirip durur insan. Oysa bir çocuğu gözünü bile kırpmadan kozmik hiçliğin içine atar. Yaşamın olanaksızlığı çözülemez, ancak sonlandırılabilir. Bu anlamsız dünya düzeninin üstesinden, son insan yok olana kadar sürekli olarak "ikinin bir olmasını" sağlayarak gelebiliriz. Issız bir gezegen bedbahtlık değildir.”