YAPAY ZEKA ÇAĞI

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bütün gün Ümit hanımın "Babam Cemil Meriç" kitabı. Bırakmadım elimden. Kıskandım Cemil Meriç'i. Körlüğünü bile kıskandım. Kendisine ezelî mağlup diyor. Asıl ezelî mağlup olan benim. Mecram yok. Maceram yok. Çevrem yok. Kimim, neciyim, mesleğim ne? Bilmiyorum. Romancı, öyküsü, hikayeci, şair, tarihçi, felsefeci, bilim adamı, akademisyen hiçbiri değil. Neyim ben? Akacak yatak yok. Umutsuzluk. Çevreyle uyumsuzluk. Kendimle uyumsuzluk. Okumak ve yazmak dışında ciddi bir meşguliyetim yok. Ne kadar ciddi okuyor ve yazıyorum? Orası da meçhul. Müsveddeler. Her yazım bir müsvedde, her kitabım bir müsvedde. 

Apayrı bir çağda yaşıyorum. Yapay zeka çağı. İnsanın, yazının, emeğin bittiği bir çağ. Aydının, entelektüelin öldüğü bir çağ. Yirminci yüzyıl iki korkunç dünya savaşına rağmen kültürel ve entelektüel açıdan çok zengin ve verimli bir çağdı. Bizim çağ hepsinin öldüğü bir çağ. Dergilerde yazmanın bir önemi kalmadı. Dergiler ve dergicilik bitti. Bir zamanlar bir dergi demek bir okul demekti. Sebilürreşat, Büyük Doğu, Varlık, Diriliş, Mavera, Dergah, Türk Edebiyatı... Kim okuyor şimdi? Dergi, hür tefekkürün kalesi diyor Cemil Meriç. Dergi de kalmadı, hür tefekkür hiç kalmadı. Tefekkür öldü. 

Çok mu karamsarım acaba? Yazılarım hemen hemen bütün ulusal dergilerde yayınlandı. Ne oldu, ne değişti, kime dokundu, kimi değiştirdi, neyi tamir etti, hangi yolu açtı? Ümitsizlik öldürecek beni. Fikret gibi yeisten kahroluyorum. Konuşacak kişi yok denecek kadar az çevremde. Konuşanlar da benim dili konuşmuyor. İlgilendiğim mevzulara kulakları kapalı. Hepsi bir davaya, bir mefkureye, bir ideolojiye, bir ideale davet ediyor. Monolog yapıyorum çaresizce. Bir nurcuyla konuşurken maskeliyim, bir islamcı ile konuşurken maskeliyim, bir kemalist ile konuşurken maskeliyim. Maskesiz, içimden gelerek, rahatça konuşabileceğim insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. 

Çoğu yargılıyor, suçluyor, itham ediyor, mahkûm ediyor, infaz ediyor, belli bir kalıba sokmak istiyor. En iyi bildikleri şey bu. Bir ömür boyu ilgilendiğim ve kafa patlattığım mevzular çoğu kimsenin dikkatini çekmiyor. Yıllardır aynı yerde birlikteyiz ama kitaplarımdan tek paragraf okumamış. Bu kadar ilgisizlik, bu kadar saygısızlık, bu kadar cehalet çok ağır geliyor insana. Paradan başka gözleri bir şey görmüyor insanların. Para, para, para. Allah belasını versin bu paranın! Para için en yüce kutsallarını satacak yüzbinler var. 

Kitapçıda lüzumsuz bir muhabbetten sonra Yusuf Atılgan'ı aldım. Aylak Adam yoktu. Anayurt Oteli'ni aldım. Filmini birkaç defa izlemiştim. Galiba ödül de almıştı. Çok etkileyici bir filmdi. Sadece bireyi anlatan ikinci Türk yazar. Birincisi Oğuz Atay. Tutunamayanlar, Korkuyu Beklerken, Bir Bilim Adamının Romanı'nı okumuştum. Yani Oğuz Atay'ı yeterince tanıyorum. Atılgan'ı hiç okumadım. Sadece birkaç kitabı var. Cemil Meriç'ten iki yıl sonra vefat etmiş. Önce Yapı Kredi basmış, sonra Can basmış. Yarın başlarım belki. Beynimi okumak ve yazmak dışında hiçbir şeyle uyuşturamıyorum. En tehlikeli beyin uyuşmayan beyindir. 

Bediüzzaman sempozyumu. Meşhur nurcu bir youtuber de davet edilmiş. Takipçi sayısının kerameti olsa gerek. Sunumunu dinleyemedim. Mücahit Bilici'nin sunumunu okudum. Tadı pek yoktu. "Müşfik Mütefekkir" tabiri güzeldi. Said Nursi'yi başkalarından okuyunca sıkılıyorum. Hepsi perde oluyor, geride kalıyor gibi. Risaleyi en iyi anlatan risalenin kendisi. Başkaları (şerhler, izahlar, haşiyeler, tebliğler, kişiler) devreye girince efsun kayboluyor.

YAPAY ZEKA ÇAĞI

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.