Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde dün sabah saatlerinde meydana gelen silahlı saldırıda 16 kişi yaralandı, saldırgan aynı silahla yaşamına son verdi.
Yaşanan olayın ardından konuyu köşe yazısına taşıyan Gazete İpekyol köşe yazarı İrem Bulut, olayın yalnızca bireysel bir suç olarak değerlendirilemeyeceğini, bunun aynı zamanda psikolojik bir iç çöküşün ve uzun süredir biriken sessizliğin dışa vurumu olduğunu ifade etti.
Okulların güvenli alanlar olması gerektiğini vurgulayan Bulut, eğitim kurumlarının ailelerin çocuklarını emanet ettiği, geleceğin şekillendiği yerler olduğuna dikkat çekerek, bu tür olayların güven duygusunu derinden sarstığını belirtti.
BULUT: BİREYSEL BİR “SUÇ” OLARAK DEĞERLENDİRİLEBİLECEK KADAR BASİT BİR DURUM DEĞİL
Bulut, yaşanan olayın sadece bireysel değil toplumsal boyutu da olduğuna işaret ederek şunları kaydetti:
“Henüz 19 yaşında bir genç, hayatının henüz en güzel dönemlerinde ve hayat yolcuğunun henüz daha en başında iken eline uzun namlulu bir silah alarak bir okula girip ateş açıyor… Bu, yalnızca bireysel bir “suç” olarak değerlendirilebilecek kadar basit bir durum değil ne yazık ki. Bu, aynı zamanda bir çöküşün, birikmiş bir sessizliğin ve çoğu zaman fark edilmeyen bir iç dünyanın dışavurumudur. Burada asıl dikkat edilmesi gereken şey, olayın kendisinden çok onun önceki sürecidir. Hiçbir davranış bir anda ortaya çıkmaz. Her şeyin bir birikimi vardır. Çünkü görülmeyen, duyulmayan, bastırılan ve ertelenen duygular zamanla iç dünyada büyür. Ve çoğu zaman dışarıdan fark edilmesi en zor olan şey, en tehlikeli olandır.” Dedi.
Bu tür olayların artık toplum için “uzak” olmadığını belirten Bulut, şiddet vakalarının giderek daha yakında yaşandığına dikkat çekti.
“BİR İNSAN, ÖZELLİKLE DE BİR GENÇ, BU NOKTAYA NASIL GELİR?”
“Bir insan, özellikle de bir genç, bu noktaya nasıl gelir?” sorusunu yeniden gündeme taşıyan Bulut, şu ifadeleri kullandı:
“Bu da sadece bireyleri değil, toplumsal yapıyı da yeniden sorgulamamız gerektiğini gösteriyor bize. İşte tam da bu noktada sorulması gereken ilk soru şu: Bir insan, özellikle de bir genç, bu noktaya nasıl gelir? Belki de bu sorunun tek bir cevabı yok. Ama kesin olan bir şey var. Bu noktaya bir anda gelinmez. Bu durum, bir sürecin sonucudur. Küçük kırılmaların, sessiz kalınan anların, görmezden gelinen duyguların birikmesiyle oluşan bir süreç… İnsan zihni özellikle gençlik döneminde çok hassastır. Bu dönemde yaşanan her olay, sadece o anı değil, geleceği de etkiler. Bir kelime, bir dışlanma hissi, bir başarısızlık deneyimi bile bir gencin zihinde kalıcı izler bırakabilir. Bu izler zamanla birleşir ve kişinin kendine ve dış dünyaya bakışını şekillendirir.”
YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

0 Yorum