SORU/N  “NE”DİR

“Nihayet, insanı eşsiz, biricik kılan, merak edip soruyor olmasıdır…”  Böyle diyordu Merhum Teoman Duralı; “Sorun Nedir?”  kitabında. Evet, yazımızın başlığı bu kitaptan mülhem ama baştan ifade edelim konusu değil. Belki bu güzel kitabı başka bir yazımıza konu ederiz ama bizim bu yazımızda üzerinde duracağız husus hadi yine aynı kitaptan alıntı ile ifade etmiş olalım: “İnsan hâlâ çözülmemiştir. İnsan bilmecesi çözülmedikçe de, ne bilgi, ne bilim ne de varlık anlaşılır…” Soru da, sorun da, çözüm de insandır. Ama hepsinden öte “ne” ile karşı karşıya iseniz; insan ve hayat ve ölüm ve zaman ve mekân her “ne” ise, her “ne”ye karşılık geliyorsa sizin için, siz esasen osunuz.

Evet, yazımızın başlığını soru cümlesi olarak okumuş olabilirsiniz, ya da soru işaretini görmediğiniz için, basit bir dilbilgisi kuralını ihlal etmiş olduğumuzu düşünerek yazıyı okumaya değer görmeyebilirsiniz de.  Ama yazılarımızı takip edenler kelimelere ve kavramlara yaklaşım tarzımızı bildiklerinden garipsemeyeceklerdir. Gene de bilmeyenler için ifade edelim; yazımızın başlığında bir dil bilgisi ihlali yok, doğrudur, soru/n “ne”dir.

“Ne” olduğunu doğru bir şekilde anlamlandıramadığımız sorunun yanıtı başlı başına sorun oluşturacaktır. Tam da bu noktada çözüm diye ortaya koyduğunuz yanıtlar sorunun çözümüne katkı sunmak bir yana meselenin “ne” olduğunu doğru tespit edemediğiniz için sizi çözecektir.  Sorunun “ne”liğini tespit, doğru bir çözüm için iyi bir başlangıç noktası olacaktır. Bir meseleyi konuşurken ya da tahlil ederken, “ne” olduğunu, ne’liğini tespit edememe. Doğru tespit olmadan doğru teşhis olamayacağı için öncelikle doğru tespit lazım. Doğru tespit için ise yine aynı kelimeden yola çıkarak ifade edelim sabite lazım.  Mesele burada; ortada soru/n olarak duran durumun “ne” olduğunu tespit edememe, yani bir yere sabitleyememe, bir yer ile bir sabite ile bir öz ile ilişkilendirmeden, bağlayamadan bir yere, bağlamsızlığına mahkûm olmaktır. Sabitesi olmayan isabetli karar veremeyecektir. Sonuç; “ne” yi anlamadığı için, “ne” yi aradığını bilemediği için “bulduğu” ile varabildiği daha doğrusu bulduğunu sandığı yerde ulaştığı nokta; sabitesi olmayanın ayağı kayacağından “hiçbir yer”in kaybolmuşluğu olacaktır.

Evet, bilemiyorum, derdimi ifade edebildim mi? Meselem; meselemizin farkına varamayışımız. Meselem meselemizin ne olduğunu bilemeyişimiz. Meselem, herkesin her konuda konuşma yetkisini kendinde görmesi. Meselem, mesele diye orta yerde konuşulanların bizim meselemiz olmayışı. Meselem dertlerimiz ile dert edindiklerimizin arasındaki uçurum. Meselem dünya kadar derdimiz varken bizim saçma sapan meselelerle yaşamın girdabına mahkûm oluşumuz… Çok mu mesele ettik: evet meselenin kendisi mesele. Mesele insan, mesele mekân, mesele zaman, mesele yaşam, mesele ölüm hâsılı mesele hayat memat.  Mesele soru kıldıklarımız, mesele sorun olarak gördüklerimiz, mesele soru/nun ve sorunların “ne”liği, ne olduğunu tam olarak ortaya koyamayışımız. Ve mesele özünü, ne olduğunu sahih bir şekilde anlayamadığımız ve doğru tespit edemediğimiz soru ve sorunların karşısında meselenin özünden gelen ç/öz/ümlerden uzaklaşıyor oluşumuzdur. Mesele çözülüşümüz…

Bir mesele bizim için soru konusu ise sorun ettiğimiz içindir. Ve insan en temelde meselesi kadardır. Mesele ile sual kelimesinin de aynı kökten geldiğini hatırlatalım. Tam bu noktada şunu ifade edebiliriz; çözüm “ne”dir. Ve bu “Ne”yi mesele eden yaklaşım, sorusunun ve sorununun ne olduğunun farkında olan insanın yaşamın içinde kaybolmaması için bir arayış yöntemidir. İnsan burada, bu ara/da, bu dünyada başına gelen ve gelecek olanlara katlanabilmek için bir arayışın içinde olacaktır. İnsanın bu arayışı “ne” için olacaktır. Soru “ne”dir ama cevap da nedir. Zira her şey “ne”den çıkar ve yine “Ne”ye döner. “Ne”, “ne-reden”, “ne-reye”, “ne-asıl” ve “ne-için” sorularına verilecek yanıtlar bizi ancak “öz/ne” kılar.

Çözüm nedir; diye sormuştuk ve cevap olarak da ç/öz/üm “ne”dir demiştik. Evet, çözüm ne’dir ve de Soru/n da “ne” dir. Tolstoy “İnsan Ne İle Yaşar?” diye soruyordu.  Tolstoy’un sorduğu soruya aynı cümleyi soru cümlesi olarak değil de bir yargı cümlesi şekline çevirerek cevap veriyoruz. “İnsan “ne” ile yaşar.” Ve buradaki “Ne” yi hayati bir mesele olarak, varoluşsal bir durum olarak görüyoruz. Sözü uzattık. İsterseniz daha fazla uzatmadan, Özkan Gözel’in “Ne- Varlık ve Hiçlik” kitabından meramımızı çok güzel bir şekilde ortaya koyan bir alıntı ile bitirirken sizi de “Ne” ile baş başa bırakalım. "Var'dan da, Yok'tan da önce ne vardı? Var'dan da Yok'tan da önce NE vardı! ...Ne, Varlık'tan önce (ve dahi öte) oluşuyla soruların sorusudur. Şu halde felsefe Ne sorusuyla başlar ya da başlamalıdır. Nitekim: Ni-çin (Ne-için), Ne-den, N-asıl( Ne-asıl), Ne-re-ye, Ne-re-den gibi temel sorular hep Ne'den çıkar ve ona döner. Varlık haddizatında ne-denini kendinde değil Ne'de bulur, ni-çin'ini de..."

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Vedat Akıllı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.