GERÇEĞİ PARANTEZE ALMAK

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Demokrasi ölüm döşeğinde. Hak, adalet, hukuk yerlerde. Tek bir kanun var: orman kanunu. Güçlü olan zayıfı eziyor, öldürüyor. Çivisi çıkmış bir dünya. Dünyanın en büyük sorunu sapiensin varlığı. Tarihte adalet yoktur, doğada olmadığı gibi. Coğrafya kaderdir. Sadece coğrafya mı? Genlerimiz, biyolojimiz, ırkımız, vücudumuz, tarihimiz her şeyimiz kader. Zindanlar: biyoloji zindanı, tarih zindanı, sosyoloji zindanı, benlik zindanı.

Faşizm dermanı olmayan bir hastalık. Ve en çok dindarlarda bulunan bir hastalık. Hem çok dindar hem çok faşist. Faşist bir dindarlık. Yükselen değer bu. Demokrasi insan doğasına göre değil. Onun için bir türlü tutmuyor. İnsan doğasına en uygun şey baskı, güç, tekçilik, zorbalık, istibdat. Temelde insan bunlardan müteşekkil. Binlerce yıllık insanlık tarihinde demokrasi yok denecek kadar az. Nedeni bu. 

İnsan ne kadar eğitimli olursa olsun doğasından kopamıyor. İnsanın sözde en sevdiği ve fakat gerçekte en nefret ettiği şey doğruluk ve adalet. Dindarlık insanı iyi insan yapmıyor. Daha çok insanı fanatik yapıyor. Daha doğrusu dindarlık insanı fabrika ayarlarına götürüyor. Dindarlık ve faşizm insan doğasına demokrasiden çok daha uygun. 

Tarihe ve insana en iyi ayna tutan kişi Machiavelli. diktatörler, despotlar, zalimler, narsistler, hırsızlar onun aynasında kendilerini gördükleri için ondan nefret ederler. İhbar edilene değil, ihbar edene kızmamız bundan. İki çeşit insan var: yaşayanlar ve tarihi yapanlar. Malzeme ile mimar. Milyarlarca insan birkaç bin kişinin elinde sadece malzeme. Hepsinin kaderi onların elinde. 

Her cinayetin bir fetvası var. Herkes aynı değerler için mücadele ettiğini söyler: özgürlük, adalet... Bunlar sadece dilde olan değerler. Gerçekte bunlara inanan birkaç saf dışında kimse yok. Herkes yolsuzlukları kınar ama herkes için yolsuzluk hoş bir şey. Sokaktaki çoğu insan bir katil adayıdır. Yolsuzluklara kızanlar yolsuzluk yapamadıkları için kızıyorlar. Doğanın tek yasası var: en güçlünün hakkı. Yalan, hıyanet, sahtekarlık dünyanın her ülkesinde geçer akçe. 

"Ahlak mermer bir heykelin başında bit aramak." Biz medeni insanlarız. Güvercinleri boğarız ama zarif bir şekilde. "Bin yıllık kardeşlik" deriz ama o kardeş azıcık başını gösterse, benim de tıpkı senin gibi bazı insani haklarım var dese, hemen başını ezeriz. Hem de hiç acımadan. Ötekine tahammül insan doğasına göre değil. İnsan doğası vahşidir, bedevidir.

Bu durumlar karşısında teologların/ilahiyatçıların yaptığı açıklamalar bir kelimeyle çocukça. Yaptıkları açıklamalara kendilerini inanmıyorlar. Hepsi kitleleri rahatlatmak veya uyutmak için. Bu dünya mümkün dünyaların en iyisi ve en güzeli diyor Gazali. En güzeli, en iyisi buysa en çirkini, en kötüsü nasıl acaba? Umut tek teselli. O da işkenceyi uzatır sadece. Gerçeği paranteze almak, yapılabilecek tek şey. Gerçeği inkar, gerçekle baş edebilmenin tek yolu. Teselli, teselli... 

Cemil Meriç daha güzel söylüyor: "Altın çağ ne zaman sona erdi, bilen yok. Üstureler (efsaneler) ezelden beri karamsar; şairler ezelden beri karamsar. Tevrat da, Upanişatlar gibi korkunç kehanetlerle dolu. Mazide tufan, istikbalde kıyamet. Ve dünya bir gözyaşı vadisi, bir vehim, bir rüya. Gök sağır, toprak düşman, insan zavallı. Gerçeği inkar, gerçek ile savaşın tek yolu. Bedbinlik bir zırh eski çağlarda. Kainat bir ürperti, bir tesadüf, bir akış. Sonsuz bir düzensizlik içinde geçici bir düzen."

GERÇEĞİ PARANTEZE ALMAK

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.