İnsan, dünyaya gönderildiği zaman bir gaye ve serüven için gönderilmiştir. İnsanın bütün canlılardan üstün olması ve bütün canlılardan ayrıldığı özelliği irade yani akıl, en çok yaşamayı arzular. Yaşaması olağanken yaşanmamış şeyler iradede büyük tepkilere sebep olur. Oluşan tepkilerle insanın iç dünyasında ruhsal çöküntü, isteksizlik (hevesizlik), korku, özgüvensizlik ve daha nice olumsuz ruh halleri meydana gelir.
Sebebi yaşanması olağanken yaşanmamış durumlardır.
Yaşamak nedir?
Ya da mutlu yaşamak?
Veyahut huzurlu mu yaşamak lazımdır dünyayı?
Ya da yaşamın anlamı mutluluk, huzur ve yaşanması gereken şeylerin yaşanmış olmasıyla mı muhtemeldir?
Mutsuz olup hayata devam etmekte yaşamak mıdır?
Her gün aynı şeylere maruz kalıp yapmak zorunda hissetmekte yaşamak mıdır?
Hangisidir yaşamak?
Bahsedilen sorular ucu açık fikirleri ve durumları meydana getiren sorulardır. Yaşamak, her insanın doğal hakkıdır. Ama nasıl yaşadığı da en doğal hakkı olan yaşamak gibi insanın elinde olması gereken bir haktır.
Zenginlik içerisinde var olduğumuz bir dünyada yoksulluk ve fakirlik diz boyu ve belli bir kesim çok lüks bir hayat yaşamaktaysa burada yaşam hakkının bütün insanlar için eşit olmamasıyla beraber bazıları tarafından gaspını da gözler önüne sermektedir.
Dönemsel olaylardan kaynaklı yaşanması muhtemel şeylerin insanın ulaşmasına büyük engeller, olumsuzluklar ve zorlukların oluşturulması yaşam hakkının insana bahşedilmesi ile çelişkiye girmez mi?
Yaşam hakkı yalnızca parası olan için midir?
Ya da gücü olan kişiler için mi hayatın kalitesi ve yaşam hakkı olmalıdır?
Ben söyleyeyim mi?
Evet, yaşamak ne kadarda günümüzde her insanın var olmasıyla bağdaştırılsa da yaşayan insan sayısı çok azdır. Gençlik mutsuz, aileler harap halde, çocukların gelecekleri kaygı ve belirsizlikle doluysa var olan insanın yaşam hakkı ya da yaşaması neyle açıklanmalıdır? Yiyip içmesi, evinde televizyon, elinde telefon ve kapısında arabasının olması gerçekten yaşamak adını verdiğimiz insana Allah tarafından verilmiş olan en büyük hediyeyi olumlu bir hale sevk etmesi için yeterli midir? Bence değildir. Çünkü günümüzde insanlar bir boşluğun içerisine itilip ruhen ulaşmak istediği şeylerden uzakta yaşamaktadır. Tefekkür ve şükür mevzusu bahsettiğimiz konunun dışında kalmalıdır. Yine çünkü diyerek tefekkür ve şükrü yaşadığımız ülkede öğütleyen zengin kesim ve bürokrat takımıysa burada yaşamın kalitesi ve yaşanması gereken hayatın ellerimizden alındığı gözler önündedir.
Çünkü belli kesimin yaşam kalitesinin oluşması için çoğunluk olan kesimin yaşam hakkına göz dikilmektedir. Ortaçağ mantığıyla burjuva kültürü günümüzde siyasi ve rant yoluyla devam etmektedir. Vekillerin evlatları en lüks arabalarla Avrupa’da eğitim görüp ülkemizde raks etmeleri mi yaşamaktır yoksa çocuğunu okutmak için inşaatta çalışıp sekizinci kattan iskele üzerinden yere çakılıp hayatını kaybeden babaların evlatlarının yaşadığı hayat mı yaşamakla bağdaştırılmalıdır?
Çocukluk yıllarımda büyük bir sefaletin içinde yaşarken evet, fark edersiniz ki olumsuz durumu bile yaşamak olarak ifade etmekteyiz. Bu yaşamak olmamalıdır. Sefalet içinde yaşamak olmamalıdır. Eğer babası müteahhit olan komşumuzun oğlunun fiyakalı bir bisiklete binmesi yaşamaksa benim sadece uzaktan bakıp kaldığım hayata neden yaşamak demeliyim? Şükür Rabbimize yaptığımız bir ibadet şeklidir. Sisteme bizleri zorunda bıraktığı durumlar için teşekkür etmemi kimseler beklememelidir. Çünkü biz toplum ve insan olarak en iyisini hak etmekte olup en iyisine hakkımızın olduğunu ifade etmek isterim. Fabrikalarda bir günlük çalışmamızla bir aylık maaşımızın üç katı işi bir kişi olarak meydana getiriyorsak geride kalan yirmi dokuz günün çalışma ücretini de kazancın belli oranına göre adaletli şekilde alınmasını talep etmekte en doğal yaşama hakkımızdır. Çünkü birilerini zengin etmek başkalarının fakirleşmesine sebep olmaktaysa bu sistemin yanlışlığını meydana getirir.
İnsanın yaşadığı ve yaşamak kavramı yalnızca yaşadığı hayatın kalitesi ile meydana gelmektedir. Yalnızca bu durumda yaşamak ifade olarak insana yakışır. Ben ise mutlu yaşamaktan yana değilim aslında. Yalnızca huzurlu yaşamayı istemekteyim. Çünkü biliyorum ki fıtratımızda var olanla yetinmeme durumu söz konusuyken sıkılganlık mevzusu meydana geleceğinden mutluluk kavramı değişkenlik gösterecektir. Bu yüzden huzuru daha çok tercih etmekte olup herkese de tavsiye etmekteyim. Yukarıda yazdığım söylemlerin son paragrafta çeliştiğini düşünüyorsanız yaşamanın manasını hala kavrayamamış olup ne ifade ettiğimi de anlayamamışsınızdır.