''Ay göründü. Yine ay göründü. İnsanın uyanış ayı göründü.
Ruhun diriliş ayı...
Geldin. Seni bekliyorduk.
Hoş geldin. Mutluluk getirdin.
Gelişin bir bayramdır. Giderken de bayram bırakarak gidersin.
Yalnız bir ayı değil yılı ve ömrü onaransın...
Zamana yakut, cevher özünü veren bir ustasın.
Kentleri de ruhlar gibi aydınlatırsın...
Ramazan, sana selam...''
(Sezai Karakoç; Samanyolunda Ziyafet)
Geldi Ramazan mübarek; bizi mübarek kılmaya geldi, bizi kendimize getirmeye geldi, bizi onarmaya geldi, temizlemeye, arındırmaya, düzeltmeye geldi bizi. Bir başka dünya yolculuğuna, bambaşka bir dünyaya yolculuğa çıkarmaya geldi bizi. Oruç tutalım diye geldi, ona tutunalım diye geldi, oruçla O’na tutunalım diye geldi...
Aylardan bir ay olan Ramazan ayı oruçla şerefyap olmuştur. Ramazan’ı Ramazan kılan oruçtur, bu tamam da, oruç neden vardır, ya da orucu oruç yapan nedir? Oruç kendisiyle arınalım, hayatın üzerimize bulaştırdığı kirlerden temizlenelim diye vardır. Ramazan’da; açlıkla, susuzlukla uzaklaşmış olduğumuz tatlar, bize imanın lezzetini tattıracaktır. "İmanın tadını aramak boynumuzun borcu… Kokusunu almak, duygusunu duyumsamak… İmanımızı sadece dilimizle değil, bütün varlığımıza tasdik etmenin kapıları açılmalı önümüzde. İmanımız görünür hale gelmeli varlığımızda. Hal ve hareketimizde, sözümüz ve lisanımızda, edep ve ahlakımızda görünmeli imanımız. Doğru, güvenilir, müşfik, yardımsever, fedakâr, bilgili, cömert olmanın tadı... Huşu içinde secdelerin, minnet içinde iftarların, gönülden niyazların, samimi gözyaşlarının tadı, kalpteki huzurun ve sürurun tadı... Kul olmanın, insan olmanın, ahsen-i takvim olmanın tadı... O tadı almalı bizden insanlar... Çünkü o tat imanın tadı... Allah o tatla tatlanmayı nasip etsin hepimize." Böyle der Gökhan Özcan, “Denizi Yutan Balık” kitabında. Gelin o zaman Ramazan’la birlikte imanın tadını almaya niyet edelim. Orucun üzerine düşelim, orucun üzerine düşünelim.
Oruç dünyasını değiştirmesidir insanın. Dünyalık olmamak için dünyasını değiştirmesidir. Oyun ve eğlence olan hayatı hakikate çevirebilmek için en sahih yolculuğudur. Ki insan ancak bu yolculukla, nefs, heva ve haz gibi insanı esir eden her tür bağlarından koparak öz(ü)gürleşecektir. Orucu, oruç kılacak olan; yaşamın her tür kirinden arındırması, temizlemesi ve böylelikle insanı korumasıdır. İnsan oruçla korunacaktır, oruç kalkan olacaktır insana koruyacaktır.
Nedir Oruç? Oruçla olmak, oruçla hemhal olmak, oruçla hem dem olmak, hayatı oruç kılmak aslolan budur. Orucun; hayatımıza, anımıza, zamanımıza, mekânımıza her yönüyle dokunması, işte o zaman oruca tutunmuş olacağız… Dünyanın kirlerinden arınabilmek için başka bir dünyaya yolculuktur oruç. Oruç insanı insan kılmak için ‘hayvani’ yönlerinden ‘insanlaşma’ sürecine yolculuğudur. Arınmak için temizlenmek için başka dünyalardan iç âleme bir yolculuktur oruç. Oruçla insan dışarılardan içerilere, taşradan merkeze, yani kendine, yani yüreğine kutsal bir yolculuk yapar. Oruç; insanı aczin zirvelerine çıkartarak terbiye eder, Oruç fakrını ve de haddini bildirerek kulluğunu hatırlatır, Oruç sahibinin kalbini cennete açılan kapı kılar.
Nedir Ramazan? “Ramada” kavrulmak demek, yanmak demek. Orucun açlığı ile susuzluğu ile kavrulacaktır insan, yanacaktır. Bu yanışla yakacaktır günahları, küle çevirecektir. Oruç yakacaktır insanı, oruçla yanacaktır insan. Yanmamak için yanacaktır. Orucu gerçek manada tadarsa insan, oruç yakarsa insanı, kadrini bilirse orucun, ‘Kadir’i kadir yapan Kuran’ın kadrini kıymetini bilirse bayram o zaman bayram olacaktır.
Ramazan günümüze, gündemimize bir şeyler katabilmeli, Ramazanın ruhunu kavrayarak anlayabiliriz. Onun hakikaten ilahi bir lutuf olduğunun bilincini hissederek yaşayabilirsek, Ramazanın sakini olabiliriz. O zaman Ramazanla huzur buluruz. Oruca imkân vermek; yani orucun bizde mekân bulması ve de bizde mekân bulan oruç ile sükûnet bulmamızdır esas olan. Dışarıdan ‘içeri’ye taşınabilirsek eğer; o zaman orucun mümkün kıldığı meskenimizde sükûnet bulabiliriz. Açlığı yaşayacağız, susuzluğu, kavrulmuş dudakların suya hasretini yaşayacağız, kana kana içme isteği yakacak ki; kulluğun lezzeti, güzelliği tadılabilsin. Ramazan’ın sırrını ve hikmetini ancak böyle bir iklim sunacaktır bize. Ve o zaman hem tuttuğumuz orucun hem de ramazana çevirmiş olduğumuz ömrün bayramını yaşayabiliriz.
Denilir ki; Allah nefse, kendisinin ve nefsin hakikatini sormuş ve her defasında nefsin verdiği cevap ‘ben benim, sen sensin’ olmuştur. Sonunda onu aç bırakmış ve yeniden sorduğunda ‘ben Senin kulunum’ cevabını almıştır. Açlık, susuzluk, nefsi arındırmanın yolu, orucun bu işlevi, doğrudan insanın kemâl bulmasına yöneliktir. Açlıkta, acizlikte ve yoksullukta zenginleşmektir olgunlaşmaktır. Yaradan oruçla bizi arındırmak istiyor, oruçla esasen kendimizi koruyoruz, bu bilinçle tutulmayan orucun bizi tutabilmesi mümkün mü?
Ramazan bir rahmet ayı, bir mağfiret ayı, yağar bu ayda rahmet insanın üstüne. Oruç alır, tutar insanı, götürür başka başka iklimlere. Ramazan. Açlığıyla susuzluğuyla sıcaklığıyla kavurur, yakar insanı. Bütün zorluğuna rağmen baş üstünde tutulur. Öyle şikayet yoktur Ramazandan, o yüzden neşedir Ramazan. Evet, Ramazan geldi, bizi dünyamızdan başka bir dünyaya götürmek için geldi, karanlıktan nura çıkarmak için geldi, kirlerimizden arındırmak için geldi, yozlaştığımız hayatı öze dönüştürmek için geldi. Öldürdüğümüz hayatlarımızı “ol”durmak için geldi…. Özlediğimiz oruç geldi. Ramazan Mübarek, hoş geldi, safa geldi. Ramazanın sıkıntılarımızı ferahlığa, karanlıklarımızı aydınlığa çevirmesini dileyelim. Hayırlı Ramazanlar olsun. Sezai Karakoç ile başlamıştık onunla bitirelim. “Yalnız insan orucu özlemez, oruç ta insanı özler. Ramazan ayı gelince, sıla-i rahm edenler gibi, meleklerin bile önünde eğildiği insana koşar. Oruç, insana acıkır ve koşar gelir…”