İnsan, hayata bakış açısıyla görür tüm güzellikleri. Kimi kinle bakar kimi isyanla kimi aşkla kimi şiirle.
Şiirle bakmak nasıldır?
İnsan, hayata şiir bakış açısıyla nasıl bakabilir?
Ruh, gıdasını aldıkça şiire yönelir. Ruhun gıdası pak ve şeffaf olan her şeydir. Ve gönle birer titreşim gönderir.
Şiir denince aklımıza hatıralarımızda birçok şaheseriyle yer etmiş Necip Fazıl’dan başkası gelmez. Necip Fazıl hem yaşama hem de sanata bakışı ile Anadolu irfanını Anadolu insanına bir gökkuşağı gibi yansıtmıştır. Her sözcüğünde bir mana ve renk bulunur. Tasavvufi, dünyevi ve ilmi olarak dünyaya bir bakış açısı yansıtan ender yazarlardandır.
Dörtlükleri ve dizeleriyle tanıyalım Necip Fazılı;
Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda, sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda şarkımız bizim,
Kısakürek, bu satırları kaleme alırken en çok dünyada yaşarken bir yere ulaşmayı gaye edenler için kaleme almıştır. Ve en sonunda ulaşılacak en büyük gayenin toprağın altı olacağı hakkında çok çarpıcı sözlerle hafızalarda yer etmiştir. Umut ve hayallerle bir bekleyiş içinde olan her bireyin en sonunda beklediğine erişeceğinin hayalini aşılamıştır. Öyle değil midir gerçekten! İnsan, en sonunda hayal ettiğine erişir. Yani ölüme. Her insanın aklından bir defa da olsa ölümü düşlediği bir an olmuştur.
Kısakürek’in hepimizin hafızasında büyük bir yankı uyandıran diğer bir şiiriyse;
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?”
Kısakürek, bu satırlarındaysa şiirin aşk, vuslat, özlem adına en şiddetli direnişini müthiş bir süsle simgelemiştir. Yıllarca beklediği kişiyi beklediği günler hakkında şikayetini ifade etmiştir. Burada yazara karşı ufak bir eleştiri de bulunmamız gerekir. Kişi gerçek manada hayran olduğu ve sevgi beslediği kişiye beklediği için şikâyette bulunması ona karşı beslediği aşkın, hazzın ve sevginin gerçekliği veyahut kıymeti önemsiz olduğunu göstermez mi? Ancak eleştirinin yanında satırların hayran bırakıcı silsilesine kapılarak en sonunda kendiyle tezatlığa düşerek beklediğinin gelmesini istememekte. İnsan, ne zaman beklediğinden vazgeçer ki? Ya da beklediği şey vazgeçilecek bir duruma düştüğü gün beklenmeye değerliği açısından ne kadar önem atfeder ki? Açıkçası yazar, bu şiirinde de biz okuyucuları kendisine karşı tutkulu bir hayranlığa sürüklemiştir. Şiirin asıl amacı da bu değil midir? Garipçiler, Maviciler, İkinci Yeniciler, Cumhuriyet öncesi şairler ve Cumhuriyet dönemi şairlerinin hepsinde şiir bir kutsiyete tabi tutulmuş olup diğer birçok yazma kategorisinden ayrı tutulmuştur. Yaşayan son Türk şairi İsmet Özel’ “Dünya’ya alışan şiir yazamaz” sözüyle şiire bir başka bakış açısını da önümüze sürmesi şiirin aslında geniş bir yelpazede değerlendirildiğini bizlere kanıtlamıştır. Necip Fazıl Kısakürek, şiiri “Mutlak Hakikati aramanın ve ötesine geçmenin yolu” olduğunu ifade etmesiyle şiire bakış olarak insanın şiire beslediği sevgi ve yaklaşım şekli hakikati aralamanın anahtarı değil midir?
Kısakürek bir başka şiirindeyse insanın kendisine bakıp kendini tanımlamasına karşılık alttaki satırları soğuk bir duş etkisi ile bizlere yansıtmıştır;
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti,
Kısakürek, burada insanın her şeyden kaçabileceğini ancak yalnızca kendinden kaçamayacağını bir suçlunun suçunu itiraf edercesine bizlere açıklamıştır. Gerçekten de öyle değil midir? Her şeyden sıyrılıp günün sonunda kendimize yakalanmayız mı? Yakalanmamak elde değildir.
Şiir, bir dinlenme durağıdır. Bir yazar ve şair olarak ruhsal her anımın ölümsüzleşmesinin kaynağını şiire borçluyum. Hayattan sıkılınca modum düşüşte olduğunda veyahut sevinçli olduğum anlarda bir uğrak alanı gibi bana ev sahipliği yapan şiirdir. Çünkü Üstat, Necip Fazıl’ın da dediği gibi “Bir gün akşam olur bizde gideriz, kalır dudaklarda şarkımız bizim” bu bakışla yola devam ettirir şiir. Son olarak şiirin boynuma bir pranga olduğunu ifade ederek alttaki satırlarımı sizlere emanet ediyorum.
YAZMA KALIPLAR
Ve yazmak bu denli yalpalar beni boynumdan
İpini takmış, ayaklarımı kaydırmakta
Dökünce tüm kirimi koynuna
Kırılan bir tırabzandır tutunduğum kağıtlar
Şaşkınım ve bir o kadarda matemli
Saçlarımda aklar gözlerim nemli
Yazmak!
Ne büyük isyandır
Hayata karşı bu denli
Kıpırdayan göğsümde biriken sözcüklerim kaldı
Geçmeyen setlerin ardına
Ve ben mahkumum yazmanın koynunda
İdam vurulur sırtımdan soyadıma