MEDENİYET UFKU

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir medeniyet fikrimiz var mı, tasavvurumuz, dünyanın içinde bulunduğu durumdan çıkışa dair bir umudumuz, medeniyet teklifimiz var mı? Sadettin Ökten Hoca, ”Fincanımda Cola Var” ile “İçimde AVM Var” kitapları ile medeniyet bahsinde kitap isimleriyle garabetimizi ortaya koyuyordu. Evet bir medeniyet fikrimiz yok, çünkü medeniyete dair bir ufkumuz yok, rüyamız yok, idealimiz yok. İnandığımız değerler ile yaşadıklarımız arasında bir uçurum var. Kafamız ile kalbimiz arasında, kalbimizde olanlar ile elimizin ortaya koydukları arasında kocaman bir boşluk var. Medeniyet    bahsinde garabetimizin nedeni, esasen medeniyete dair bir ufkumuzun olmayışı. Yazımıza konu edeceğimiz kitap tam da bu minvalde derdimize derman olacak bir kitap. Sadettin ÖKTEN ile medeniyete dair söyleşilerden oluşan “Medeniyet Ufku” kitabı, Al Baraka yayınlarından çıkmış. İsterseniz sözü uzatmadan, medeniyet ufkuna dair ziyadesiyle önemli gördüğüm kitaptan alıntılara bırakalım. 

"Size kim olduğunuzu söylüyor değerler sistemi. Merak ediyorsun bu kâinatı, evreni ve evrenle aranızda bir alışveriş var, hayat. Bu nasıl olacak? Benim hayatımın bir manası ve bir gayesi var mı? Hepsini söylüyor size değerler sistemi. Bizim medeniyetimizin yani İslam medeniyetinin değerler sistemine inanmış bir insan modernitenin değerler sistemine göre yaşarsa ne olur? Ortaya ciddi bir sıkıntı çıkar. Hatta bunun farkına varmazsa katmerli sıkıntı çıkar. İnsanın en âciz hâli ne yaptığını bilmemesidir. Çünkü insanda bir şuur var. Şuur ne demek? Ne yaptığını bilmek demek. Neyi, niçin yaptığını bilmek demek..."

****

"Ben kimim? Ben bir Müslümanım. O zaman o bilgi başka bir şey. Ben bir kapitalist de değilim veya olmamaya çalışıyorum. Kapitalist sistemi biliyorum ama kapitalist olmamaya çalışıyorum. Ancak zihnen ve kalben ben bir Müslüman olmaya çalışıyorum. Bu durumda bilmek yetmiyor inanmak lazım. Bir medeniyet tasavvurunun müntesibi olmak için ona aidiyet izafe etmek için kendiniz açısından ona inanmanız gerekiyor. Peki, böyle bir şeye ihtiyaç var mı? Var. Çünkü hayat bize çok farklı istikametler gösteriyor. Ben ne yapacağım? İnsandan başka hiçbir varlık hayatın manasını ve gayesini soramaz. Diğer varlıklar içgüdü emriyle hareket ederler. Bitkiler de hayvanlar da öyledir. Fakat insan hayatın manasını soruyor, gayesini soruyor. Benim hayatımın anlamı ne diyor..." 

****

"Medeniyet tasavvuru açısından iki şey önemli; tutarlılık ve mutabakat. Anne ve baba, o değerler sistemini çocuğuna vermeye çalışıyor ama pek çok çelişkiyle iç içe. Çok ortam var hayatta. Şöyle, şimdi siz bir otorite olarak bir eğitim veriyorsunuz. Bunu muhabbetle veriyorsunuz fakat sizin verdiğiniz eğitimin zıddını, alternatifini veren çok farklı aktörler var hayatınızda. Bir tanesi sosyal medya. Modernitenin küreselci versiyonunun yönettiği bir sosyal medya var. Ben onun için dostlarıma, insanlara, “çevrenizde insanların çizdiği manzaraya bakmayın, Rabbu'l âleminin çizdiği manzarayla meşgul olun” diyorum. Tabiatla meşgul olun, insanlarla meşgul olun. İnsanların çizdiği dediğimiz işte sosyal mecralar. O sizi çevreliyor ve hapsediyor bir yere..."

****

"Ben insanım. Ben niye dizi izleyeyim, niye güneşin batışın, izleyeyim? Ben seyrederim. Ben seyr-i cemal ile mükellefim. Bakın bir anda cemal kelimesi ile nasıl değişti değil mi renk? Kim için değişiyor. İslam medeniyetine mensup olanlar için değişiyor. Nedir seyr-i cemal? Ben seyr-i sülükun da tadına varmışım. Seyr muhteşem bir hadise. Ben seyrederim. Bana ait bir hadise o. Peki temaşa? Bu seyre bir de bedii haz katarsam aliyyülala olur. Bedii haz duyarak yapılan seyre temaşa diyoruz. Bizim böylece iki tane kelimemiz var. Seyir ve temaşa. İzlemek bize yakışmaz. Ama küresel kapitalizm bize hep izletir. Çünkü o ancak izleyenlerle beraber ayakta durabilir, seyredenlerle ayakta duramaz, temaşa edenlerle hiç duramaz…"

****

"Kalbe, kalbin varlığını hissettiren tatları tattırırsanız o kalp dünya hâline bakmaz. İnsanların âlay-i vâlasına, taltifine, takdirine bakmaz. Onlara eyvallah der. İnsanları hor görmez, ger çevirmez ama onun gözü başka bir yerdedir..." 

****

"İnsan oraya iltica etmezse kendine mülteci oluyor. O feci bir şey. Aczini de biliyor insan çünkü. Ne kadar çok gururlansa da yine aczine muteriftir insan, onu hisseder. Kendini aldatamaz. Buna modern insan da dâhildir. Modern insan aczini itiraf edemez. Kendini aldatamayacağı için kendinden geçmeye yönelir. Bunu hep söylüyoruz. Modern insan niye kendini uyuşturmak istiyor? Çünkü kendini aldatamıyor. Güçlü akılcılığı karşısında kendi aczini de itiraf edemiyor." 

****

"Neticede kutsal yitirildi. Kutsalı yitiren insan bütün gücüyle dünyaya bakmaya başladı. Tabii Orta Çağ'ın Hristiyan kilisesinin ortaya koyduğu insan kavramını da dikkate aldığımızda daima "bu dünyaya suçlu geldiniz, acı çekeceksiniz, azap çekeceksiniz" filan diyor. Bu insan artık "Yeter yahu! " dedi. Ben hayatımı bir yaşayayım. Baktı ki dünya çok güzel. Nimetleri var, fırsatları var, riskleri var. Böylece coğrafi keşifleri yapmaya başladı. Macerayı göze aldı. Hakikaten dünyanın nimetlerini gördü, risklerini de gördü. Ama o nimetlerden istifade etmesine de bildi. O istifadeyi biz sömürü olarak görelim."

****

"Modern insan tipi terminolojik manada önce zihniyet itibarıyla ortaya çıkıyor. Bu insanın ortaya çıkışının da sebebi, kilisenin Avrupa’da takriben 1000 yıllık ciddi hâkimiyeti. Çok kısaca söyleyelim, kilisenin anlayışına göre insan dünyaya günahkâr olarak geldi. Bu dünyada acı ve azap çekmesi lazım ki temizlensin, ilahi cennete kabul edilsin; başlangıçta âciz, zelil, fakir, günahkâr bir insan tipiyle karşılaşıyoruz. Kilise bu insan tipini çok kullandı ve çok istismar etti. Rönesans buna bir tepki olarak ortaya çıktı. Çıkan insan tipi nasıl idi? Hemen söyleyelim: Birinci özellik, bu insan özgürdür ya da özgürlük kazanma iddiasında ve gayretindedir. Yani kilisenin, daha sonra kiliseye dayanan despotların, monarkların çizdiği sınırların dışında “Ben özgürüm.” diyordu. Kendi hayatımı kendim tanzim edebilirim, iddiasındaydı. İkincisi, muktedir. Yapabilirim, diyor. Âciz değilim ben, diyor. Üçüncüsü, muhteris. Zaten siz özgür ve muktedir olduğunuzu kabul ettiğinizde ihtirasın önünü açmış olursunuz. Hırsın önünü açıyorsunuz. Bu insan tipi aynı zamanda müthiş bir özgüven sahibi. Kilisenin ona çizdiği resimde; ilahi necat, ilahi kurtuluş var sonuçta. Benim buna ihtiyacım yok, diyor. Ben âciz değilim, muktedirim, özgüven sahibiyim, özgürüm ve risk alabilirim, diyor bu insan. Acı ve azap çekmek yerine dünyanın nimetlerinden yararlanmayı seçiyor." 

****

"Dolayısıyla bizim Müslümanca, Müslüman değerleriyle bir bakış açısı altında bir medeniyet tarihi yazmamız lazım. Batı medeniyetini de bu bakışla değerlendirmemiz lazım. Kendileri bunu yapamazlar. Yapmaları mümkün değil. O fâsid daireden çıkmaları fevkalade zor. O düşünceden arınmaları çok zor. Çünkü zihin, ona bulaşmış bir defa. İçlerinde çok samimi Müslümanlar tanıdım ama zihinlerine modernite bulaşmış. Zihinleri modernitenin sahip olduğu üstenci tadı tatmış, anlatabiliyor muyum? O tattan arınması çok kolay değil zihnin. O tadı tatmamış, vahye bağlı kalmış bir kalbin ve bir zihnin yazması gerekiyor medeniyet tarihini."

****

“İslam medeniyetinden bahsediyorum. Şimdiden, istikbalde inşallah gelecek olan yeni döneme hazır olmamız lazım. Modernitenin nimetleriyle fazlaca tene'üm etmememiz lazım. Nimetlenmememiz lazım. Bu tabirleri de bizi okuyan ihvan-u yarana özellikle söyleyelim. 

Bu kelimeleri sözlüklerine, mahfuzatına lütfen alsınlar. Modernite ile çok fazla tene'üm etmesinler. Rızıktır ama çok faydalı bir rızık değildir yani onun da altını çizelim. Madde ile münasebetimiz arttıkça mana silinir bizde. Dolayısıyla biz eğer manaya talipsek maddeden gerektiği kadar, o gerektiği kadar ne kadar derseniz o zaman işte asgaride talip olmak lazım maddeye. Asgari hayat şartları neyse o. Peki üst tarafı ne olacak? Hizmete vesile olacak..."

 

MEDENİYET UFKU

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.