Mustafa İslamoğlu'nun son videosu çok paylaşılıyor. Hayat ve hakikat Kur'an'dan büyüktür diyor. Kur'an'a gönülden iman etmiş bir Müslüman, hakikat ve hayat Kur'an'dan büyüktür diyebilir mi? Kur'an Allah'ın ezelî kelamı, hayat ve kâinat Allah'ın fiili eseridir. Allah'ın fiilleri Allah'ın kelamından üstün müdür? Kanaatimce birbirine eşittir. Hakikatten murat edilen Allah ise eğer evet Allah, kelamından üstündür veya büyüktür denilebilir. Ama bütün bunlara ne gerek var? İslamoğlu tekamül halinde. Düşünceleri zaman zaman değişiyor. Bu bir hakikat arayışının neticesi mi, kişisel bazı hesaplar mı? Hüsn-ü zan ederek birinci ihtimalin daha kuvvetli olduğuna inanmak istiyorum. Kitle etkisi desem, önceki kitlesi çok daha fazlaydı. Aslında çok şeyin farkında ve derince düşünüyor. Yıllarca bir çürük ipliğe hülya dizmenin inkisarı içinde. Ama bunu dile getirmeye çok cesaret edemiyor. Kitlenin baskısından, linç yemekten korkuyor. Evet hareketleri bir parça tasannu kokuyor, insana güven hissi vermiyor ama derince düşündüğü ve birçok şeyin farkında olduğu aşikar. Bakalım nereye kadar gidecek.
*
Mustafa Öztürk son videosunda okuyucu eleştirilerine çok sinirlenmiş. Cevap vermeye çalışıyor hepsine. Kolayca etkilenen ve tesir altında kalan biri. İslamoğlu’na göre çok daha samimi, içten ve cesur. Deist/ateist olmadığını, kurumsal dine karşı olduğunu açıkça itiraf ediyor. İslam'a dair içinden geçen beşeri tereddütleri de söylemekten çekinmiyor. Mustafa Öztürk'ün bütün gayreti söylemek istediklerini İslam'ın içinde kalarak söylemeye çalışması. Bu çok kıymetli bir duygu bence. Gönlü dinsizliğe razı değil ama kurumsal ve verili İslam tatmin etmiyor zihnini. Her düşünen sahici zekanın kaderi değil mi bu? İslam tesamuh dinidir ve İslam dairesi çok geniştir. Sufiliğin en aşırısından selefiliğin en aşırısına kadar yolu vardır. En korkunç şey tekfircilik ve taassup. Son olarak Hamdi Tayfur'un "Mustafa Öztürk'ü Nasıl Bilirdiniz?" paylaşımında Öztürk'e çok insafsız yaklaştığını söylemek durumundayım. Bence Hamdi Tayfur'un öfkesi Öztürk'ün bir türlü deist veya ateist olduğunu söylememesi. Aynı başlık altında naçizane bizim de yaklaşık altı ay önce bir paylaşımımız olmuştu. Bahsi geçen paylaşım ve videoları yorumlara ekliyorum.
*
Yeni kitap üzerinde çalışma. Saatlerce. Yazılar kısmen hazır. Tasnif etmek çok zor. Konularına, başlıklarına göre. Yazarlar, kitaplar, düşünceler, haller, hisler gibi bölümlere ayırmak lazım. Böyle bir ayrım yapmak ne kadar doğru? Daha rafine bir eser olsun istiyorum. Bütün curufundan sıyrılmış bir eser. Bana çok çalışkan ve dikkatli bir editör lazım. Cemil Meriç kitabı çıkalı dört ay oldu. Hala sessizlik ve sükut suikasti. Kitap yazmak neye yarar? Çıkmış olan on kitabım karantinada gibi. Birkaç meraklı dost dışında eline alan yok. Büyük yazarların çoğu kitapları bırakıp Youtuber oldu. Ben hala metruk sayfalar arasında dolaşıyorum, onlardan medet umuyorum. Düşünen Düşer'den çok ümidim vardı. Geçenlerde kitabı okuyan bir mühendis: "kitap muhteşem ama neden bu yazarı Türkiye tanımıyor" demiş. Tanımıyor işte. İnadına tanımıyor. Tanımamakta ısrar ediyor.
*
Sen ne dersen de; toplumun yoksul insana saygısı yoktur diyor, Dostoyevski. Evet toplumda saygının yüzde doksan beşi parayadır, gücedir, servetedir, makamadır, mevkiyedir. En büyük saygısı (daha doğrusu korkusu) ise tanrıyadır. Çünkü en zengin, en güçlü, en yüksek makam sahibi tanrıdır. Bunlar dışında bir şeye saygısı yoktur toplumun.