kaynak olarak ekleyin
Açıklamada, söz konusu yaklaşımın münferit bir dil tartışmasının ötesinde, Türkiye'nin tarihsel ve toplumsal gerçeklerini göz ardı eden tekçi ve inkârcı anlayışın güncel bir yansıması olduğu ifade edildi.
İstanbul Barosu tarafından yedi farklı dilde yayımlanan bir açıklama içerisinden özellikle Kürtçenin hedef alınmasının dikkat çekici olduğu belirtilen açıklamada, Kürtçenin geçmişte yasaklanması, konuşulmasının ve öğretilmesinin engellenmesi ile toplumsal yaşamda görünmez kılınmaya çalışılmasının tarihsel sonuçlarına işaret edildi.
“GERÇEĞİ GÖRMEZDEN GELEN TEKÇİ VE İNKARCI ANLAYIŞIN GÜNCEL BİR YANSIMASIDIR”
Şanlıurfa Barosu tarafından yapılan açıklamada, “İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ın, İstanbul Barosu internet sitesinde yer alan Kürtçe ifadelere yönelik açıklamalarını ve Kürtçenin kamusal alanda kullanılmasını hedef alan değerlendirmelerini kaygıyla takip etmekteyiz. Kocasakal’ın, baronun internet sitesinde kullanılan Kürtçe ‘Baroya Stenbolê’ ifadesini sorgulayan ve Kürtçenin kamusal alandaki varlığını tartışma konusu haline getiren yaklaşımı, münferit bir dil tartışmasının ötesinde, bu coğrafyanın tarihsel ve toplumsal gerçeğini görmezden gelen tekçi ve inkarcı anlayışın güncel bir yansımasıdır. Özellikle İstanbul Barosu bünyesinde hazırlanan ve yedi farklı dilde yayımlanan bir açıklama içerisinden Kürtçenin hedef alınması, bu yaklaşımın hangi toplumsal kesime ve hangi dilin kamusal görünürlüğüne yöneldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Uzun yıllar boyunca Kürtçenin yasaklanmasının, konuşulmasının ve öğretilmesinin engellenmesi, toplumsal yaşamda görünmez kılınmaya çalışılması, bu inkar siyasetinin tarihsel sonuçlarıdır.” denildi.
“KÜRTÇE BU COĞRAFYANIN KADİM DİLLERİNDEN BİRİDİR”
Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
“Açıkça belirtmek gerekir ki Kürtlerin kimlikleriyle, dilleriyle ve kültürleriyle bu toplumun eşit ve asli bir parçası olarak var olma iradesi tartışmaya açık değildir. Kürtçenin kamusal alanda kullanılmasını bir tehdit olarak görmek, milyonlarca insanın dinsel ve kültürel varlığını sorun olarak tanımlamak anlamına gelir. Öncelikle ifade etmek isteriz ki Kürtçe, bu coğrafyanın kadim dillerinden biridir. Milyonlarca insanın anadili olan Kürtçenin kamusal alanda kullanılması, bir ayrıcalık veya istisna değil, dilsel ve kültürel varoluşun doğal bir sonucudur. Bir dilin kamusal alanda görünür olması, başka bir dilin varlığına veya statüsüne yönelik tehdit oluşturmaz. Aksine farklı dillerin özgürce var olabilmesi, demokratik ve çoğulcu bir toplumun temel koşullarındandır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda devletin resmî dilinin Türkçe olarak belirlenmiş olması, toplumda konuşulan diğer dillerin yasaklandığı veya bu dillerin kamusal alanda kullanılamayacağı anlamına gelmemektedir. Anayasa’nın ifade özgürlüğünü güvence altına alan hükümleri de kişilerin düşüncelerini farklı dillerde açıklayabilmesini korumaktadır.”


0 Yorum