Mezarda yatanlara ölümü hatırlatan yazıların yazılması, şehirde caddelerde ölümü anımsatan ve hatırlatan tek bir cümle ve olgunun olmaması!
Garip değil mi?
Ya da saçmamı?
Mezarlıklarda tabelalara ölümü hatırlatan sözlerin yazılması, ölüye ölüm hakkında bilgi neden hatırlatılırken veya mezarlıkta hangi insan ölümü düşünmez ki algısı bizleri az da olsa düşünmeye sevk etmelidir.
Her açıdan tutarsız bir davranış.
Sokaklarda insanlar ölümden bir haberken ölümü anımsatan hiçbir şeyin olmamasıyla aldatılmaktadırlar!
Yaşamak, anlamı mezarlıkta tabelalara ölülere ölümü anlatan yazıların olması kadar garip değil mi?
İnsan kendini asıl rahat hissetmesi gereken yer şahsi kanaatimce mezarlıklardır. Şöyle bir ifade vardır: “Mezarlıklardan korkanların sevdikleri ölmemiştir.”
Galiba doğru bir bakış açısı ve ifade. Bence ölümün ve mezarlıkların manasını kavramamız için yeterli değildir. Yakın zaman önce bir aile dostumuzun vefatıyla gitmiş olduğumuz mezarlıkta yağmurun başlamasına az bir süre kalırken mübarek bir gün olan Cuma günü yakınımız olan rahmetliyi öz yurduna yollamıştık. Etrafa bakındım, daha önce gittiğim birçok mezarlıkta da karşılaştığım bir durum gözümden bu sefer kaçmayıp belki de geceleri uyumama fırsat vermeyen düşüncelerimden kaynaklı fikirler üretmeye ve sorgulamaya başlamıştım. Mezarlıkta hemen hemen her on metrede bir ölümü hatırlatan ve ölümden bahseden ayet, hadis ve sözler yer almaktadır. Evet, dinimiz İslam, kaybetmiş olduğumuz yakınlarımızın gerçekten kaybetmediğimizi ve ahiret inancı düşüncesiyle bizlere birçok mesajı iletip kaybını yaşamış olduğumuz kişinin acısını dindirtmekte bizlere yardımcı olmaktadır.
ANCAK
Mezarlıklarda yazılan ölümle ilgili yazıların hiçbiri ölüleri ilgilendirmemektedir. Ölümü ölüye anlatmak ve hatırlatmak boş bir eylemdir.
Ölüm, yaşayanlar içindir.
Ve yaşayanların mezarlarda çok işi olmadığı için ölümü şehirlerin merkezlerinde billboardlara yazıp yansıtmadıkça ölümün manası ne kavranılacak ne da ölüm kimseye gelmediği sürece anımsanacaktır.
Şehirlerin meydanlarında sanki hiç ölünmeyecekmiş gibi bir hayat ve hızla akıp giden bir yaşam! Ve yetişememekteyiz. Hep geç kaldığımız bir hayat var. Farkında olmadan ölüme doğru giderken mezarlıklardan ürküyor olmamız gerçeği bizleri daha çok ürkmemeli midir?
Şehirler ve mezarlıkların birbirine benzeyen birden fazla durumları vardır. İlk olarak iki yapı biçimi olarak tarif etmek istiyorum. Şehirlerde insanların evleri, işleri, günahları, sevinçleri, hüzünleri, iyilikleri ve hayalleri hep birbirine komşudur. Mezarlıklarda da aynı şekilde her mezarda yatan yanında yatanın komşusudur. Yatan kişilerde şehirlerde yatarken hayalleri, sevinçleri, günahları ve işleri olmuştu.
Benzer yanlarından biri daha şehirler ve mezarlar sosyokültürel yapıdan da birbirine benzemektedir. Mesela tanınmış birisinin mezarı daha heybetli ve daha büyük bir yer kaplarken, tanınmamış gariban birisinin mezarı daha az yer kaplayıp daha kimsesiz durmaktadır. Şehirlerde de aynı şekilde tanınan adamlar, zenginler ve şahsiyetler daha çok yer sahibi ve konfor alanına sahipken gariban insanlar daha dar ve görüntüsüz yerlerde yaşamlarını devam ettirmektedir.
Şehirler ve mezarları birbirinden ayıran en dikkat çekici ve önemli özellikse kim olursak olalım hangi makam ve mevkiye sahipsek dahi en gariban ve en zengin kişiye düşen metre kare alan ve derinlik aynıdır. Toprak biçimi aynıdır. İnsanların ayrıştırılmadığı en hassas yerdir mezarlıklar. Bu yönüyle şehirlerden ayrılmaktadır.
Konunun başında ifade edilmiş olan mezarlıklarda ölümü hatırlatan yazı mevzusuna geri dönüp şunu ifade etmekte fayda vardır: “İnsanlar bir sistemin belirlediği tuzağın içinde hiç ölmeyecek bir şekilde hızlıca ölüme doğru gitmektedirler. Bu sistem öyle bir sistem ki ölümü yalnızca ölülere hatırlatmaya çalışan bir sistem.” Bu yüzden ölümü yaşayanlara anımsatmak daha anlamlı olacak ve mezarlıkta ölümün üzerinde yazılı olduğu tabelaların paslanması bir şeye değmiş olacaktır. Vesselam…