YAPAY OLANI BIRAK, HAKİKİ OLANA BAK!

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yapay olanla hakiki olan arasındadır insan. İhtiyaçlarından ilişkilerine, tüketim anlayışından yaşam tarzına, evinden şehrine, bireyinden aile ve toplumuna, ekonomisinden hukukuna her yönüyle insan ya yapay ve sahte olana yaklaşıyor ya da hakiki olanın ardında bir yol çabasına giriyor. Ve insanlığın geldiği noktada yapay olanın peşinde olan insan, sahici ve hakiki olandan her geçen gün daha fazla uzaklaşmaktadır. 

Modern dünyanın köksüz, sahte ve yapay kavramları ile varabileceğimiz yerde ne kadar insan kalacağız? Soru önemli. Bugün gelinen noktada bilimin bilgisinin insana ilgisi her geçen gün daha da azalmaktadır. İnsan yapay olan karşısında tükenmektedir. Sahici olandan, hakiki olandan ger geçen gün uzaklaşılmaktadır. İnsan hakiki olmayan her şeyden uzaklaşmanın yolları üzerine akleden kalp ile bir yol bulamazsa kendi cenazesinin taşıyıcılığını yapmaya mahkûm olacaktır. 

Japon asıllı bilim adamı Kaku, insanın robot ve veya yapay zekâlı androidler karşısında acizliğini, “kendi yaptığımız mekanik yaratıkların kucağında gezdirilen birer köpek mi olacağız?” sorusuyla ifade ediyordu.  Ne dehşet bir ifade değil mi? Mesele insanın, bilim-teknoloji ve makinenin mahkûmiyetinden kurtulup kurtulamayacağı meselesidir.  Yapay zekâ, teknolojik gelişme, bilim ve yenidünya; bütün yapaylıkların geldiği noktada insana ne verecek, ya da insandan neyi alacak? Dünya ve insan ve insanlık nereye koşuyor?  Görünen o ki işin en başında yapılması gereken; insanın teknolojik araçlar dahil bütün yapaylıklarla ilişkisi üzerine kafa yormamız gerekiyor. Bilim, teknoloji, makine ve dijital dünya karşısında insan, ne kadar insan kalabilecek? İnsan yükselecek mi, alçalacak mı? Hayatın her alanında büyük değişiklikler gerçekleştirecek olan yenidünya düzenine dair sözümüz olacak mı? Bu yeni sürecin nesnesi mi olacağız, öznesi mi? 

Yapay zekâyı her gün geliştiriyoruz ama kendi aklımızla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Meta-verse (öte-dünya) ile dűnyanın ötesine geçtiğimizi düşünüyoruz ama ayak bastığımız dünyayı hızla yok ediyoruz. Bilime "iman" düzeyinde inanıyoruz, teknolojiyi kullanıyoruz ama bunlarla nereye gittiğimiz konusunda en ufak bir fikrimiz yok. Anlamı, haz ve hız kültürünün sonsuz döngülerinde ve sanal kurgularında arıyoruz. Neye inanıp neye inanmayacağımızı bilemiyoruz. Özgürlük diye peşinden gittiğimiz şeylerin bizleri nasıl köleleştirdiğinin farkında bile değiliz..." (İbrahim Kalın; İslâm, Aydınlanma ve Gelecek)

İnsan, insanlık ne yapacak? Tekno-bilimin geldiği noktada yapay zekaya şehvetle sarılan insan; yenidünya düzeninde, teknoloji, yapay zekâ ve dijital dünyada hakikatle ilişkisini paranteze almak zorunda. Yeni durum yok sayılabilecek gibi durmuyor. O yüzden anlamak ve zamanı doğru okuyarak bir tavır alabilmek önemli. İnsanı insandan uzaklaştıran, seküler bakışın girdabından korunabilmek için yapay olandan hakiki olan yol bulabilmek… Asıl mesele burası. Yapay olanı bırak, hakiki olana bak! Kapitalizm ve siber dünya putları karşısında insanın yok oluşunu önleyebilmek için esaslı, sahih ve hakiki olan bir duruş ve bakış… Zira insan bittiğinde geriye hiçbir şey kalmayacak…

Sanal bir dünyada yaşıyoruz ve sanal olan dünyanın yapay ve sahteliği, gerçek olan dünyaya her geçen gün daha fazla galebe çalıyor. İnsanın ihtiyaçlar hiyerarşisi değişiyor ve yenidünyada yeni insanın ihtiyaçları birçok şeyi tüketeceğe benziyor. Hümanizmle tanrıdan kaçarak “üstün insana” ulaşmaya çalışan insan, yenidünyada bugün kısmen yarın belki de tamamıyla kendi eliyle var ettiği bilim-tekniğin hapishanesine mahkûm olacağa benziyor. İnsanı tanrıdan uzaklaştırarak, özgürleştireceğini sanan hümanizm son tahlilde “posthuman” dönem ile “insandan geriye ne kalacak” ürkütücü sorusu karşısında başlı başına bir soru/ndur…  Evet yapay olan hakiki olana galebe çalıyor. Ve insan yaşamın her alanın sahte ve yapay olanın peşinde tükeniyor… Hakiki olanla irtibatı kestiği için de hayat bulamıyor, hayat sunamıyor, hayat olamıyor. Zamanı tüketiyor, mekânı, anı, ilişkileri, güzellikleri, iyiye dair ne varsa her şeyi tüketiyor… 

İnsanın yolunu ve yönünü, yapay olandan hakiki olana çevirmesi, yapay olanın ben/cilliğinden hakiki olanın bir/likteliğine ulaşarak yaşamış olduğu huzursuzluktan kurtulması gerekiyor. Tüketen tüketimin yapaylığından, istifade etmenin kanaatine, sahip olmanın sahteliğinden gerçekten neye ihtiyacının olduğunun bilincine, haz ve hız çağının koşuşturmasından yavaşlığın ve sükûnetin tefekkürüne, mekanik ve insanı yok sayan bilginin çölünden, hikmetin pınarına, büyüme ilerleme ve kalkınmanın niteliksiz niceliğinden hakiki gelişmenin niteliğine, büyüyerek koskoca olmanın küçüklüğünden derinleşmenin yükselişine, çoğalmanın ve de çoğaltmanın yoksulluğundan paylaşmanın zenginliğine, imajın ve gösterişin riyakarlığından  görünme ve teşhir derdi olmayan yaklaşımın asaletine ihtiyaç var…

YAPAY OLANI BIRAK, HAKİKİ OLANA BAK!

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.