DÜŞÜNCENİN KIYAMETİ; FELSEFENİN ÖLÜMÜ, HİKMETİN DİRİLİŞİ

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Felsefe neye yarar? Böyle sormuştuk yazılarımızdan birinde. Ve bir cevap sunmuş idik: Sanat da edebiyat da felsefe de psikoloji de tam da insan için, insan merkezli olmalı. Onun için edebi yâd etmeyen, yaşamın içinde karşılaştığı durumda insanca bir yaklaşımı sergileyemeyen edebiyatın; toplumdan bihaber, acılara fildişi kulelerden bakan bakış acısı bir sosyolojinin, hikmetten ve insandan uzak bir felsefenin, insanın acılarını anlamayan bir psikolojinin, aşkın olan ile irtibatı olmayan bir sanatın kıymetiharbiyesi olmayacaktır, diye yazmış idik. Evet, bir yönüyle bilginin sevgisi olarak tarif edilen ve bu yönüyle bilgiyle temas biçimi olarak bilgiyi sevmeyi salık veren felsefe (philo/sophia), bilgeliği ortaya koyarken bir başka yönüyle de esasen sevginin bilgisini, insanın insanla temasını, ünsiyetini ve dolayısıyla insanı insana şifa kılacak, insanı yok edici unsurlardan koruyarak var oluşuna, mevcudiyetinin vecdine ulaştıracak yaklaşımı ortaya koymalıdır. 

Yazımıza böyle bir girizgahla başlamamızın sebebi; genelde bilginin özelde de felsefenin, insana ne yaptığı dahası modern bilgi karşısında insanın durumuna dair bir çözüm önerisi olarak gördüğümüz, Ali Sait SADIKOĞLU’nun “Düşüncenin Kıyameti” üst başlığıyla çıkan “Felsefenin Ölümü” ve “Hikmetin Dirilişi” kitaplarını yazımıza konu edecek oluşumuzdur. Evet felsefenin ölümü gerçekleşmiştir, bu “Düşüncenin Kıyameti”dir. Ancak düşüncenin “bu” dünyasına bağlı kalan felsefenin ölümü, düşüncenin kıyam/ına ya da kıyametin asıl anlamına uygun bir şekilde yeniden dirilişine yol açacak olan “Hikmetin Dirilişi”ne yol bulabilmelidir. İsterseniz sözü daha fazla uzatmadan yazımızı kitaplardan alıntılara bırakırken her zamanki gibi bir yazı kapsamında ancak işaret edebildiğimiz hazine olan kitapları meraklısına tavsiye ederek bitirelim. 

****

“Var-oluş ya da varma insanın yükselerek aşkın Varlık'a yaklaşması ve onun civarında mesken tutmasıdır... Felsefenin ölümü mevcudiyet metafiziğine bağlı olarak aşkınlığın boşa çıkarılması ile yakından ilgilidir. Batı felsefesindeki nihilizm aşkınlığın boşa çıkmasının tarihidir... Aşkınlık ve yükseklikte, Varlık'a vararak yeryüzündeki bütün mülkün sahibinin O olduğunu kesin olarak idrak etme içinde insanın kendisine ait hiçbir şeyi kalmaz. Aşkınlık ve yükseklik, idrak olarak insanın var-oluşunda yoksulluğu idrak etmesini varsayar. Yoksulluk eğer var-oluşta idrak edilmişse, onun diğer bütün şeylere yansımaması mümkün değildir..."

(Düşüncenin Kıyameti-1, Felsefenin Ölümü)

****

“Mutlak iyilik, ezeli ve ebedi “O”yu anlayarak, ezeli ve ebedi “Sen'in tezahürünü görmeyi, başkası karşısında hayâ üzere durmayı sağlayacak mutmaine kalbin hâlidir. Yeryüzü nimetleri beni mutlak iyiliğe götürmeye yetmez; mutlak iyilik, ruhta bir hâlin kazanılması olarak “ben”in kendi üzerinde işlenen, inşa edilmiş ibadettir. Ama ibadet ne demektir? İbadet sürekli olarak kalbimdeki “bu” dünyasına ait ilgilerin soğutulması ya da ikincil hâle getirilmesi için gerekli faaliyettir. İnsan olarak şahsiyete sahip olmamın anlamı, yani kalbin kendisi -ki o kesinlikle bedende bir organ değildir- şeylere bağımlı bağlantısını kırmadan ve onlar üzerinde edinilmiş emir verme arzusunu aşmadan var-oluş alanıma gelmez... 

Nefs-i emmareden soyutlanmak mutmaine kalbe ulaşmaya kadar uzanır; soyutlanma benim sorumluluğumdur. Sorumluluk önce kendimde dünyada kaybolmuş kalbe karşı başlar: Kalp bu dünya karmaşası içinde kaybolmuştur ve onun sızısı çeşitli yaşantılarda kendini duyurmaktadır Onun sızısı belirli bahanelere bürünür; herhangi bir duruma özlem olarak sızlamaya devam eder. Kalbin karmaşası huzursuzluğu ve tatminsizliği dünyevi olana batmış modern birey için normalleşmiş bir kaygıdır. Modern Psikolojinin çeşitli derecelerde kendini açan kaygıyı önlemek için bütün yatırımı bedendeki organların gevşetilmesi üzerine olunca insanın kendisiyle ilgili sorumluluğu dışta bırakılır. Nefs sadece insanın kendi içinde, kendisi ile ilişkide sorumluluğunu duyabileceği varoluşudur. Her dışsal müdahale bakışları içeriden dışa çekeceğinden sorumluluktan kaçmak mümkün olur. Ancak nefsin sorumluluğu duyulunca dışarısı ile iletişim içeriye yönelik hakiki çıkış imkanını bulabilir. Hakikatından uzaklaşmış bir nefs sadece bağımlılık tarzında kendine dıştaki şeylere bağlar. " 

(Düşüncenin Kıyameti-1, Felsefenin Ölümü)

****

"Dinin insanı yüceliğe sevk eden dikey boyuttaki anlamını idrak etmek öncelikle mevcudiyet metafiziğine bağlı teolojileri terk etmekten geçer...

İlkeleri ile bütün dini pratikler dikey boyutta yükselmeye götürmesi bakımından haklılaşır. İnsanı dikey boyutta yükseltmeyen, yatay boyutta kalan mekanik pratiklerse dinin dejenerasyonuna yol açar… Bütün dejenere olmuş biçimlerinin ötesinde hakiki din, metafiziğin ve hiçbir doğa biliminin ulaşamayacağı Varlık'ın dikey boyutta beliren kimliğine şahitlik yoludur. Vahiy, bu manada insanın Varlık'ın kimliğiyle tanıştıran dil olması bakımından hakiki dinin ilkelerini sunar. Yatay boyutta kalan her türlü beşerî din yorumu insanın maddi ve ekonomik dünya hayatına göre düzenlenmiştir; ama Vahiy ile gelen hakiki din insanı kendisinde aşkınlığa ve yüksekliğe davet eden dindir. İnsanın esaretine neden olan dünyevi bağlılıklardan ve bağımlılıklardan kurtarması bakımından hakiki din özgürlüktür..." 

(Düşüncenin Kıyameti-1, Felsefenin Ölümü)

****

"Din, iman olarak " Sonsuz Varlık"a yönelen özgürlük hareketidir... Özgürlük insanın kendini aşarak sonsuzlaşması eylemidir! Kendini aşma, yine insanın kendi otonomluğunda değil, Allah ile dikey boyutta başka bir irtibata götürebilirse gerçek atılımını getirebilir…"

(Düşüncenin Kıyameti-2, Hikmetin Dirilişi)

****

"Beşer için düşüncedeki asıl mesele kullandığı beşerî dilden çıkıp asli dile geçmesi olarak ortaya çıkar. Felsefe Platon'dan beri bu mesele üzerinde hiç düşünmemiştir. Bunun imkânını hiç göstermemiştir. Felsefe bu nedenle beşerî dilin sınırları içinde kaldığı için yanılsamadan kurtulamamıştır. Beşerin dilinden çıkmak ancak bütün sözlere ortak olan kelimeye gelmekle mümkündür. Orta kelime ise Varlık'tır. Varlık eğer varılabilirse beşerin kendi dilinden kurtulmasını mümkün kılar. "Varma” olarak bahsettiğimiz Varlık'a ulaşma gerçekleştirilirse beşerin kendi kurguladığı dünya ve yanılsama ortadan kalkar." 

(Düşüncenin Kıyameti-1, Felsefenin Ölümü)

****

"Varlık kendisini “O”nu hak etmeyenler karşısında gizler. Varlık kendisini gizleyebilir çünkü açığa çıkıp anlaşılabileceği bir muhatabı olmayabilir. Peygamberlerse Varlık ile tarihte muhatap olabilmiş ilk insanlardır. Daha sonra onları filozoflar ve şairlere indirgemek isteyenler yanılırlar. Varlık ile ilişki yani rabıta beşerî özelliklerinden kurtulamayan filozoflar ve şairler için kapalı kalır. Filozofun ve şairin Varlık ile ilişkisi O'nu sadece kendi beşerî algılarına dayandırdığı için taklitte ortaya çıkan bir ilişkidir. Varlık Vahiy'de (Vahiy'le) insana konuşmuştur. İnsan O'nu dinleyerek kendi var olduğu âlemi tanır ve kendisine verilen dil ile Varlık'ın dilinde gerçek şeylerin tercümesini yapabilir duruma gelir. İnsan Varlık'ın çobanı değildir çünkü Varlık'ın çobana ihtiyacı yoktur. İnsan Varlık karşısında ancak kendi yokluğunun bekçiliğine varabilir." 

(Düşüncenin Kıyameti-1, Felsefenin Ölümü)

****

"Varlık hakkında Batı felsefesinin girdiği çıkmaz yoldan değil başka bir yoldan düşünceye başlamak gerekir... Varlık hakkında hakiki bir tecrübeyi örten felsefe tarihinden gelen bütün beşerî anlamalar bir yana bırakılmalı ve yeniden düşünceye girişilmelidir…" 

(Düşüncenin Kıyameti-1, Felsefenin Ölümü)

****

"Başkasıyla karşılaşma bende beşerî varoluşumu yok etmesi bakımından düşüncemin kıyameti ve felaketi olmalıdır. Dünya zindanında beni kurtaracak başkasıyla eşsiz karşılaşmada vecd parlar: Vecdin getirdiği aşkınlık ve yükseklikte kendi benliğimdeki bütün egoist mülk edinme, kendine katma alışkanlıkları kesintiye uğrar ve yok olur ve başkasına, onda kendimi kaybetmek veya ölmek için can vermem gerçekleşir. 

İştiyak başkasında yok olmadaki can vermenin iman hareketidir. Vecd olarak kendimden geçmem ayrıca Vücud olarak Varlık'ın kökündeki hâldir: Vicdan. Ona “nur” mefhumuyla yaklaşmak gerekir. Şunu da ekleyelim: Egoist hazzın yok edilmesinden sonra doğan nurun vecdi zevkin doruğudur. Ruhun / vecd içinde vicdana varan zevki noksansız zevktir..."

(Düşüncenin Kıyameti-2, Hikmetin Dirilişi)

****

"Filozofların bahsettiği yabancılaşma, Varlık'tan ayrı kalan öznenin yabancılığıdır kuşkusuz; 

bu yabancılaşmanın aşılması ise ancak bütün izleri ile tecelli eden Varlık'ın mutlak kimliğini tanımaktan geçer. Ne var ki O'nu tanıma, kalbin yolundan başka bir yol ile gerçekleşemez...

Düşüncenin bizzat kendisinde kalp düşüncesiyle buluşmak hikmetin dirilişi demektir. Felsefenin ölümü bizi hikmetin dirilişine götürmelidir. Düşüncede "hikmet çağı" başlamalıdır. Hikmetin dirilişi, yeniden, başka adla, kılık değiştirmiş felsefe değildir, daha ziyade felsefenin somut yaşamda asla başaramadığı aşkınlığa ve yüksekliğe varmayı ciddi ciddi başarmaktır. 

Felsefe ölmüşse bu onun sadece beşerî ve dünyevi faaliyete indirgenmesinden kaynaklanmıştır. 

İnsan, hakiki bir yaşama ancak hikmetin kendisinde yükselerek ulaşabilir! 

Hikmet, insanın kendisinden Varlık'ın mutlak kimliğine doğru şahitlik yolculuğudur. İnsan orada asla bilgiyi sahiplenme iddiasına giremez. Hikmet aslında ölümsüzdür. Hikmet'in dirilişi insana göredir, onun dirilişi öncelikle bizim beşerî-dünyevi hayatımızda ölü gibi duran kalplerimizin dirilmesidir..."

(Düşüncenin Kıyameti-2, Hikmetin Dirilişi)

****

"Kalp insana dikey boyutta verilen asli düşüncedir…

Kalp dünyayı ve dünyeviliği dikey olarak aşan şuurdur, o halde kalp insanın dünyevi içkinliğindeki duyguların zemini asla değildir.

Kalp insanın aşkın ruhunda şahit olduğu yükseklikteki yaşam şuurudur...

İnsanın varoluşunun derinlerinden, yani özünden gelen özlemin dinmesi öncelikle asli şuuru olan kalple buluşmasına bağlıdır. İnsan doğal olarak kalbe sahip değildir, kalp insanda bulunmayı bekleyen saklı hazinedir. Kalp insanın dünya gurbetinde öz-le-diği öz-ü-dür! Kalp aslında dünyada değil, yer-yüzündedir! 

Kalp, teori ile asla karıştırmamamız gereken yer-yüzündeki müşahedenin kutsal imkanıdır. Kalp, insanı eşsiz bir değere sevk eden velayetin kapısıdır!"

(Düşüncenin Kıyameti-2, Hikmetin Dirilişi)

****

“Varlık ile ilişkimizin kökten dönüşümü ise ancak yatay boyuttan dikey boyuta doğru yükselecek bir düşünce hareketiyle tahakkuk edebilir...

Bilginin modern anlayışında beliren kötüleşmesinden ve buna bağlı olarak değersizleşmesinden bizi kurtaracak doğru bir tutma ihtiyacı vardır Öncelikle bilginin bizzat kendisi hakkında doğru tutumu sağlayacak alana yani bilgi ahlakı alanına giriş yapmamız gerekir..."

(Düşüncenin Kıyameti-2, Hikmetin Dirilişi)

****

"Din bilimlere göre değil, bilimler dinde tecelli edecek “Sonsuz Varlık" karşısında saygı, hayâ ve sevgiye göre hakikatle irtibata geçebilirler, Modern bilimler tek başına hakikate varamazlar çünkü kimliksiz ve şahsiyetsiz “nesnel-varlık” alanından öteye geçemezler. Modern bilimlerin bu varlık anlayışına göre varacakları son nokta belirsizlik ve hiçliktir! Bu durumda bilimlerin krizi olarak var-oluş anlamlarını kaybetmesi, -dikey boyuttan yoksun olmaları anlamında- dinsizleşmelerinden ileri gelir. Modern dinsizlik modem bilimlerin krizi olarak bu nedenle var-oluşsal bir anlamsızlık olayı olan nihilizm içinde kendisini duyurmak zorunda kalmıştır. Bazı çağdaş filozofların anlamsızlık konusunda neredeyse onu sahiplenecek kadar ileri gitmelerinin altında dinsizliğin getirdiği anlam krizini örtme çabası vardır. Ama dinin dogmatik bir körlük olmadığı, içsel dönüşüm boyunca insanın hakikat ve özgürlük yolunun ta kendisi olduğu anlaşılırsa anlamlı bir hayat için bir yol açılmış olmaz mı? Elbette anlamlı bir hayat ancak dikey boyuta açılan dinde hakikatine varır!" 

(Düşüncenin Kıyameti-2, Hikmetin Dirilişi)

****

"Modernizm mekanik ve monoton bir kültürü doğurması yanında, bilimlerde Varlık'ın mutlak kimliğiyle irtibatı kesilmiş bir yabancılığa ve yersiz yurtsuzluğa yol açması bakımından insanın hakikatten uzaklaşmasına neden olmuştur. Vahiy Düşüncesi olarak dile getirdiğimiz “hikmet” anlaşıldığı üzere hakikat uğruna modernizmi aşmaya gayret eden düşüncedir. Ancak onu modern öncesi bir döneme ve kültüre geri dönmek için değil bizzat her zaman diri ve kayyum Varlık'ın mutlak kimliğine geri dönmek için gerçekleştirir. Her zaman diri ve kayyum Varlık'ın huzurundaki idrake ulaşmak modernizme alışmış dimağlar için ciddi bir gayret yanında, dikey boyuttan gelmesi beklenen ve onların “rasyonel” dünya görüşünden kopuşu sağlayacak yardımcı bir anlayış gerektirir..." 

(Düşüncenin Kıyameti-2, Hikmetin Dirilişi)

****

"Var-oluşun asıl meselesi psikanalizde düşünüldüğü gibi geri dönen bastırılan arzu değil, bastırılan asli ve ezeli-ebedi sırdır. Sır, haz ve ölüm dürtüsünün ötesinde hem haz hem acının ötesinde, yer-yüzüne gelmenin sarsılmaz ilkesidir: Kişi kendindeki, kalbindeki sır dolayımıyla kadere sahip olur. Kaderde başa gelen olaylar sırrın sızısı, dinmeyen yara izidir." 

(Düşüncenin Kıyameti-2, Hikmetin Dirilişi)

DÜŞÜNCENİN KIYAMETİ; FELSEFENİN ÖLÜMÜ, HİKMETİN DİRİLİŞİ

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.