Muhterem Kardeşlerim…
Her yazımızda olduğu gibi, sizlere önemli konuları öncelikle sahih kaynaklardan, Tam İlmihal Saadeti Ebediyye, İmamı Rabbani Hazretlerinin Mektubat, Hakikat Kitab Evinin İhlas Yayınlarından faydalanarak sizleri bilgilendirelim istiyoruz.
Efendim;
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Ehl-i Sünnet itikadı ve bu yolun büyüklerinin sevgisi bir cevherdir. Allahü Teâlâ bu cevheri çöplüğe koymaz. Bu nimete kavuşmuş olanların kalbleri, eğer pırlanta gibi kıymetli olmasaydı, Allahü Teâlâ bu imanı onlara vermezdi.
Merhum hocamıza bir gün, başka şehirden dönen bir arkadaşımız bazı hususları arz ettikten sonra, “Efendim, orada Ali isminde yaşlı bir imam, size selam gönderdi. Sizi çok sevdiğini söyledi” der. Hocamız memnun olur, selamı alır, “Ali Efendiyle bir akrabalığımız var mı?” diye sorar. “Hayır, efendim” derler. Bunun üzerine, “Bizi hiç gördü mü?” diye sorar. Yine, “Hayır, efendim” derler. “Onunla bir alışveriş mi yapmıştık?” diye sorar. “Hayır efendim” derler. O zaman hocamız, “O hâlde bizi niye çok seviyor?” buyurup, şöyle devam ederler:
“Bizi sevenler, kara kaşımız, kara gözümüz için sevmiyorlar. Yapılan hizmetlerden dolayı seviyorlar. O bizi değil, hizmetlerimizi seviyor, dolayısıyla Allahü Teâlâ’yı seviyor. Bu aynı zamanda kendi kıymetini gösterir. Bu, kendi güzelliğinden ileri geliyor. O kişinin kendisi çok mübarektir. Çünkü Allahü Teâlâ bu hizmeti herkese sevdirmez, kim bu hizmetleri seviyorsa, bilsin ki, onu Allahü Teâlâ seviyor. Eğer Cenab-ı Hak, onu sevmeseydi, o da bu hizmetleri sevemezdi.”
Bu hizmetler çok kıymetlidir. Ama bir o kadar da zordur. Çünkü insanın yaptığı iş ne kadar kıymetliyse, karşılaşacağı ve katlanması gereken sıkıntılar da o kadar büyük olur. Bu sıkıntıyı verenlerin en birincisi, insanın kendisi yani nefsidir. İnsanın nefsi katiyen Allah demek, Onun dininden bahsetmek istemez. Hattâ dini anlatmak ve yaymak, kesinlikle nefsin en çok üzüldüğü, karşı çıktığı bir şeydir. Çünkü bu bir Peygamberlik görevidir. Bütün Peygamberler bunun için gönderilmiştir. Onların asıl görevi, insanları zengin etmek, tüccar yapmak değil, onlara öldükten sonra yanmamayı öğretmektir.
Ehl-i Sünnet itikadında olmak ve her ne şekilde olursa olsun, bu hizmetlerde bulunmak nimeti kimde varsa, o, seçilmişlerdendir. Onun için Şah-ı Nakşibend hazretleri, “Biz seçildik” buyurmuştur. Kıymetli iş, kıymetli insanlara verilir, yoldan geçene verilmez.
İtaat yoksa, hiçbir şey yok demektir
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Mıknatıs, saman çöpünü çekmez. Metal parçalarını, cevheri çeker. Onun için merhum hocamız, “Ehl-i Sünnet Âlimlerinin sözlerinden, yazılarından hazırladığımız kitapları bol bol dağıtmalı, her tarafa yaymalı. Bu kitapları her alan kurtulur sanmayın. Bazıları yırtar, bazıları da okur. Bu kitaplar sanki bir mıknatıstır. Cevheri olanlar buna yapışır. Biz, kimlerin kurtulacağını bilemeyiz. Bu mıknatıs, kurtulacak olanları seçer” buyururlardı.
Nitekim Şah-ı Nakşibend hazretleri de, “Biz seçildik” buyurmuştur. Büyükler, kalbinde cevher olanı kendilerine çekerler. Nitekim Peygamber Efendimiz, binlerce kimseye İslamiyet’i anlattı, kalbinde cevher olmayanlar kabul etmedikleri gibi, bir de düşman oldular. Ama kalbinde cevher olanlar, Peygamber Efendimize koşa koşa gelip iman ettiler ve onun gösterdiği yolda her şeylerini, hattâ canlarını seve seve feda etiler.
İşin aslı sevgidir. Sevgi yoksa itaat de yoktur. İtaat yoksa hiçbir şey yoktur. Sevginin yolları vardır. İnsanın öncelikle seveceği kimseyi tanıması lazımdır. Tanıması için de bir şeyler bilmesi lazımdır. Bunları da ya talebelerinden veya kitaplarından öğrenir. Kendisinin âciz ve bir hiç olduğunu, o zatların ise çok büyük olduğunu bu şekilde anlar.
Şüphesiz ki üzerimizde en çok hakkı olan, bu din büyükleridir. Âhir zamandayız. Her tarafta yangın vardır, tek başına kurtulmak imkânsızdır. Eskiden helâlden haramdan bahsedilirdi, şimdi “İmanın var mı, yok mu?” diye konuşuluyor. Düşünün ki, bir mübarek zat sanki gelip, “Bu yangın ortamından seni kurtarırım” diyor. Bu iyiliğin karşılığı ne olabilir, bu büyüklerin hakkı nasıl ödenir? İnsan böyle bir zata hayatını verir, köle olmak ister. “Seviyorum” demek kolaydır, fakat sevginin bazı alametleri vardır. Bu alametler varsa, o kimse gerçekten o zatı seviyor demektir. Aksi takdirde, sevgisi samimi değildir.
Bu alametler şunlardır:
1- Onu seveni sever, sevmeyeni sevmez. Onun sevdiğini sever, sevmediğini sevmez.
2- O neye seviniyorsa, o da ona sevinir, o neye üzülürse o da ona üzülür.
3- Her zaman her yerde onu minnetle anar, ona teşekkür eder ve gıyabında ona dua eder.
Allahu Teâlâ cümlemizi Kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin. (Amin)