DÜNYAYA SİTEM

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Muhterem Kardeşlerim…

Her yazımızda olduğu gibi, sizlere önemli konuları öncelikle sahih kaynaklardan, Tam İlmihal Saadeti Ebediyye, İmamı Rabbani Hazretlerinin Mektubat, Hakikat Kitab Evinin İhlas Yayınlarından faydalanarak sizleri bilgilendirelim istiyoruz. 

Efendim;

İbni Arabî, Mevlâna gibi Evliya zatlara saldıran bir Selefî, son olarak Dürr-ül Mearif kitabındaki, “İmam-ı Kuşeyrî rahmetüllahi aleyh, bir gün İstinca için taş arıyordu. Bu sırada eline bir yakut geldi. Onu yere atıp, ‘Ben İstinca için taş arıyorum. Sen bana yakut veriyorsun. Yakutun senin olsun, bana lazım değildir’ dedi” ifadesinden dolayı İmam-ı Kuşeyrî’ye de saldırmaktadır. Burada İmam-ı Kuşeyrî, bu sözü elbette dünya için söylemiştir. 

Zaten hemen altında açıklaması vardır. İmam-ı Kuşeyrî, İmamlık derecesine yükselmiştir. İmam, Müctehid, dinde söz sahibi, Âlim zat demektir. Sıradan bir Müslüman bile hâşâ Allahü Teâlâ’ya öyle bir şey söyler mi hiç? Dünya malını istemediğini bildirmiştir. Kendimize uygun görmediğimiz bir sözü büyük zatlara nasıl uygun görürüz ki? Evliya zatlar Zahid kimselerdir. Zahid, dünyaya rağbet etmez, özenmez, hiç önem vermez. Yakut gibi dünya malını fırlatıp atar.

Selefîler, mecazı bilmedikleri için “Allah'ın eli var, Allah oturur” diyerek O’nu mahlûka benzeterek küfre girerler. Mesela Türkçe’de, “Kahpe Felek, kimine kavun yedirir, kimine kelek” diye bir söz vardır. Buradaki Felek dünya demektir. Mecaz olarak söylenir. Hâşâ kaderle, Allah ile ilgisi yoktur. İmam-ı Kuşeyrî hazretleri de, “Dünya, üstüme gelme. Her şeyin senin olsun” diyor. 

Bir Hadis-i Şerif şöyledir:

“Dünya [dünya malı] bana yaklaşmak istedi. ‘Benden uzaklaş’ dedim. Giderken, ‘Sen benden kurtuldun ama senden sonrakiler benden kurtulamaz’ dedi.” [Bezzar]

Âlimlere ve onların kitaplarına dil uzatmaktan ve Selefîlerin yuvarlandıkları küfür çukuruna düşmekten çok sakınmalıdır.

Dalkavukluk

Vefat etmiş Evliya zatların iyiliklerini anlatan bir arkadaşa yalaka diyorlar. 

Yalaka, dalkavuk demektir. Kendisine maddî menfaat [çıkar] sağlayacak olana aşırı saygı ve hayranlık göstererek ona yaranmak isteyen kimse demektir. Yağcı da deniyor. Bunu ölmüş kimseler için söylemek yanlış olur. Ölüden maddî ne çıkar sağlanacak ki? 

Mesela, İmam-ı A’zam hazretlerinin veya İmam-ı Gazalî hazretlerinin büyüklüğünden bahsedilse, bahsedene dalkavuk denmez. Hattâ mason Abduh veya Reşat Halife gibi kötü kimseleri övene de dalkavuk denmez. Sapık, cahil veya art niyetli denir. Her kelimeyi yerli yerinde kullanmalıdır.

Bir başka husus, ister yaşasın ister vefat etmiş olsun, Evliya zatları sevmek, gerekirse onları savunmak her Müslüman’ın vazifesidir.

Keramet nerede?

Yunus Emre’ye veya Hacı Bektaş-ı Velî hazretlerine yahut uygunsuz birine ait olduğu da söylenen şu dörtlükte Mekke ve Hac niye kötüleniyor?

“Hararet nardadır, sacda değildir,

Keramet baştadır, tacda değildir,

Her ne arar isen, kendinde ara,

Kudüs’te, Mekke’de, Hacda değildir.”

Eğer bu dörtlük, uygunsuz birine aitse, doğru anlaşılması için tevile gerek yoktur. Ama Hacı Bektaş-ı Velî Hazretleri gibi büyük bir zata aitse şöyle tevil edilebilir:

Kudüs, Mekke kıymetli yerlerdir. Hac, gidebilene farzdır, çok kıymetli bir ibadettir. Fakat imanı olmayan veya bid’at ehli olan kimse, buralara gitse, Hac yapsa hiç kıymeti olmaz. Yoksa “Hac ve Mekke kıymetsiz” demek değildir. Bunlar ancak imanlı olana kıymet verir.

“Keramet tacda değildir” sözü de güzeldir. İnsan kıyafetiyle, hırkasıyla, cübbesiyle, başındaki tacıyla, oturduğu tahtıyla değer kazanmaz. Kılık kıyafetle, hattâ tahsille bile insanın kemale ermediği anlatılmaktadır. 

Nitekim cahil biri, merhum Nasreddin Hoca’ya, okunması zor bir yazı getirir. “Hoca bunu oku” der. Hoca bakar, “Okuyamadım” der. O kişi, “Başındaki kavuğundan, sarığından utan” der. Merhum hoca, “Eğer keramet sarıktaysa, buyur sen oku” diyerek sarığı o kişinin başına geçirir.

Hallac-ı Mansur hazretleri

Hallac-ı Mansur ve Muhyiddîn-i Arabî gibi zatların yanlış anlaşılan sözlerinden dolayı, bazıları bu zatlardan bahsederken, Selefîler gibi, “Hallac şöyle demiş”, “Muhyiddin böyle yazmış” diyorlar. Bu şekilde söylemek elbette saygısızlıktır. 

O zatlar, hatalı keşiflerinden dolayı mazur oldukları için, günaha girmezler. 

İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:

Tasavvuf büyüklerinden birkaçı kendilerini hâl ve sekr kapladığı zaman, doğru yolun Âlimlerinin bildirdiklerine uymayan bilgiler, marifetler söylemişlerse de, keşif yoluyla anladıkları için, suçlu sayılmaz ve sorguya çekilmezler. Bunların, ictihadında yanılan Müctehidler gibi, yanılmalarına da bir sevab verilir. (1/112)

Kitaplarımızda ve İmam-ı Rabbânî hazretlerinin mektuplarında, bu zatlar anlatılırken, “Hallac-ı Mansur ‘Kaddesallahü Teâlâ Sirrehül’azîz’ ” ve “Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî ‘Kuddise Sirruh’ ” diye saygıyla bildirilmektedir. (Seadet-i Ebediyye)

İmam-ı Muhammed Mâsum hazretleri de buyuruyor ki: Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî Hazretleri, Hadis ilminde Sahib-i İsnad ve Fıkıh ilminde İctihad makamındaydı. (1/29)

Böyle büyük zatlara saygısızlık yapan, kendi terbiyesizliğini göstermiş olur.

Allahu Teâlâ cümlemizi Kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin. (Amin)

DÜNYAYA SİTEM

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.