Muhterem Kardeşlerim…
Her yazımızda olduğu gibi, sizlere önemli konuları öncelikle sahih kaynaklardan, Tam İlmihal Saadeti Ebediyye, İmamı Rabbani Hazretlerinin Mektubat, Hakikat Kitab Evinin İhlas Yayınlarından faydalanarak sizleri bilgilendirelim istiyoruz.
Efendim;
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bütün mesele imanla ölmektir. İmanla öldükten sonra, günahlar dağ kadar da olsa, kurtuluş kolay olur. Çünkü çok şefaat var. En başta Peygamber Efendimiz, hem günahı çok olanlara, hem de büyük günah işleyenlere şefaat edecektir. Ondan sonra onun vârisleri şefaat edecektir. “Âlimler Peygamberlerin vârisleridir” ve “Talebeleri arasında Âlim, Ümmeti arasında peygamber gibidir” Hadis-i Şerifleri, âlimlerin ve şefaatin önemini göstermektedir.
Bir delikanlı ölür, hesabı görülür. Günahı dağ gibi, sevabı bir avuçtur. Cehenneme götürülürken, Allahü Teâlâ Cebrail aleyhisselama, “Bu kuluma dört şey soracağım. Vereceği cevaba göre muamele olunacak” buyurur:
1- “O kulum dünyadayken bir Ehl-i Sünnet Âlimini tanıdı mı, onun sohbetinde bulundu mu?” sorusuna delikanlı, “Hayır, böyle bir şerefe kavuşamadım” der.
2- “Peki, böyle bir Âlimin sofrasında bulundu mu, onunla yemek yedi mi?” sorusuna da, “Hayır” der.
3- “Onun mahallesinde oturdu mu?” sorusuna da, “Hayır” der.
4- “Böyle zatın oğlunu sevdi mi, onunla arkadaşlık etti mi?” sorusuna, delikanlı, “Evet, komşu köyde bir Âlim vardı, onun oğluyla arkadaştım ve onu çok seviyordum, o da beni çok severdi” der. Bunun üzerine Allahü Teâlâ buyurur ki:
“Evlada yapılan babaya yapılmış demektir. Onun evladını seven de, onun şefaatine kavuşur. O genç, Âlimin şefaatine kavuşmuştur. Bütün günahlarını affettim. Onu Cennetime götürün.”
İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin kitaplarını, talebelerini seven de böyle olur. Çünkü bu büyükler, “Talebelerimizin hepsi bizim evlatlarımızdır” buyuruyor. Onun için bu büyüklerin, talebelerine olan sevgisi, en yakınlarına olan sevgiden daha fazladır.
Resulullah’ın bu vârislerine kavuşmak demek, kendilerine bizzat olmasa bile, kitaplarına ve onları tanıyan kimselere kavuşmak demektir. Hallac-ı Mansur, o zaman hayatta olan Silsile-i aliyye büyüklerinden Abdülhâlık Goncdevani hazretlerinin bir talebesine rastlasaydı, idamına sebep olan sözü söylemezdi. Çünkü büyükler gibi, büyüklerin talebeleri de fitneye sebep olacak iş ve sözden sakınırlar. Bir Mürşid-i Kâmile veya bir talebesine yahut bir kitabına rastlamayanın kurtulması çok zordur.
Enel Hak ateşi
Vehhâbî zihniyetliler, Muhyiddin-i Arabî, Mevlana Celaleddin-i Rumî ve Hallac-ı Mansur gibi evliya zatlara kâfir diyorlar?
“Kişi, bilmediğinin düşmanıdır” derler. Tasavvufu, evliyalığı bilmedikleri ve onların hâllerine sahip olmadıkları için, hemen o büyük zatlara kâfir damgasını basıyorlar. Ehl-i Sünnet itikadındaki Müslümanların, Vehhâbîliğe uymayan inanışlarına da şirk damgası vuruyorlar.
Mesela, “‘Allah göktedir’ demeyen kâfirdir” diyorlar. Hâlbuki böyle diyenin kâfir olduğu Ehl-i Sünnet Âlimlerinin kitaplarında yazılıdır.
Tarih boyunca gayrimüslimlerden evliya çıkmadığı gibi, Vehhâbîlerden, Mezhepsizlerden ve İbni Sebecilerden de Evliya çıkmamıştır ve çıkması da mümkün değildir. Çünkü Ehl-i Sünnet olmayan Evliya olamaz.
Özellikle Vahdet-i Vücud sahibi Evliya zatlar, Allah aşkıyla kendilerinden geçince, yadırganacak sözler söylemişlerdir. Bunların, o an aklı başlarında olmadığı için, mazur olduklarını Ehl-i Sünnet Âlimleri bildirmektedir.
İmam-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki:
Tasavvuf ehlindeki hâller ve marifetler, muhabbetin fazla olmasından hâsıl oluyor. Allahü Teâlâ’nın sevgisi, bu büyükleri o kadar kaplıyor ki, başka şeylerin ismi ve cismi hatırlarına gelmiyor. Başka bir şey görmüyorlar. İster istemez, sevgi sarhoşluğuyla, üzerlerini bu hâlin kaplamasıyla, Allah’tan başka şeyleri yok biliyorlar. [Hallac-ı Mansur’un “Enel-Hak” demesi gibi] Allahü Teâlâ’dan başka bir şey görmüyorlar. (2/42)
Aşk sarhoşluğu içinde söylenen sözlerin en meşhurlarından biri, Hallac-ı Mansur’un “Enel Hak” sözüdür.
“Enel Hak” ne demektir?
İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
Enel Hak, “Ben yokum, Hak Teâlâ vardır” demektir. (2/44)
Hallac-ı Mansur “Enel-Hak” sözünü, tasavvuf yolcusu iken söylemiştir. Vefatından sonra yükseldi. (3/75)
Hallac-ı Mansur’un “Enel-Hak” sözü, “Var olan Hak’tır, ben değilim” demektir. (3/120)
Hallac-ı Mansur’un kelâmı, hâllerin galebe çalmasından dolayı olduğu için, mazurdur. (3/121)
Hallac-ı Mansur, “Enel-Hak” demekle kendisinin bâtıl değil, hak olduğunu bildiriyor. “Ben İlahım, ben Allah’ım” demiyor.
Ali Râmitenî Hazretleri buyurdu ki: Hallac-ı Mansur zamanında Hâce Abdulhâlık-ı Goncdüvani’nin talebelerinden biri bulunsaydı, onu teveccühleriyle, içinde bulunduğu makamdan geçirirler ve idam edilmezdi.
[Yani idam olmaya sebep olan, yanlış anlaşılan o sözleri söylemezdi.] (Seadet-i Ebediyye)
Şair diyor ki:
Bak Mansur’un işine, neler geldi başına,
Düşen nasıl kurtulur “Enel Hak” ateşine?
Allahu Teâlâ cümlemizi Kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin. (Amin)