Lafa gelince Müslümanlığı kimseye bırakmıyorlar. Faiz, rüşvet, hak yeme, gibi hiç bir haramdan kaçınmıyorlar, farzları yerine getirmiyorlar. Ama bir kısmı Cuma, bir kısmı da bayram namazlarını asla aksatmıyorlar. Bir de Ramazan-ı Şerifte bol çeşitli ve daha iştahlı yiyebilmek için günün çoğunu uykuda ya da yemek muhabbeti ile geçirdikleri orucu tutuyorlar, farz olmayan, sadece nafile olan teravih kılıyorlar, Kurban kesmeyi aksatmıyorlar, turistik bir geziden öteye geçmeyen umre ve hac ziyaretlerini ihmal etmiyorlar.
Kısaca İslâmî hayatları böyledir. Bununla beraber şeriate, İslam hukukuna, şiddetle karşıdırlar. Dinin dünya hayatına karışmasına tahammül etmiyorlar. Hele Kur'an'ın bildirdiği hukuk ve ceza sistemini, hayatta uygulanma şansı olmayan, -hâşâ- modası geçmiş, tarihe mal olmuş bir nazariye olarak görüyorlar. Üniversite derslerinde İslam Hukukunun tarihini okutuyorlar. Yani: "Tamamen yürürlükten kalkmış olsa da bir zamanlar İslam hukuku diye bir hukuk sistemi geçici bir süre de olsa vardı, tarihi açıdan değerlendirilebilir." demeye getiriyorlar. Vaktiyle Uğur Mumcu'nun dediği gibi sadece İslami kurallara göre gömülüyorlar. "İslam’a düşman müslüman" kimlikleriyle Medine münafıklarına taş çıkartıyorlar.
Her ideolojiden, gayrimüslim her ülkeden, her düzenden, İslâm hariç her din ve kültürden yargı ve hukuk kuralları getirmede bir beis görmüyorlar ama Kur'an'ın ceza sistemi konuşulmaya başlanınca tüm güçleri ile karşı çıkıyorlar ve susturuyorlar. "Her kanun ve kural olur, hatta en ilkel klan sistemi dahi olur ama Kur'an'ın sistemi olmaz." anlayışı içindedirler. Oysa suç önlemenin çaresi ve insanlığın sulh ve selameti, ancak Kur'an'a dayalı hayat düzeniyle mümkündür. Kur’an’ın hırsıza uygulanmasını emrettiği el kesme cezasının İslam tarihinde uygulandığı yıllarda hırsızlık tamamen yok edilmişti, üstelik eli kesilenler sadece bir kaç kişiden ibaretti. Öyle kara propaganda yapan zındıklara aldanıp çok sayıda kişinin elinin kesildiğini zannetmeyin. Çünkü bu cezanın yüksek derecede caydırıcı gücü vardır. En önemlisi, Allah’ın takdir ettiği bir ceza olmasıdır. Bir de hiç kimse toplum içinde ömür boyu kendisini belli edecek hırsızlık işaretiyle bulunmak istemez. Aynı şekilde kısas cezası da bugünkü beşeri düzenlerde uygulanan cezaların tamamından daha yüksek dercede caydırıcı etkiye sahiptir. Kur’an’ın ceza sisteminde asıl unsur, caydırıcı özelliktir. Bediüzzaman’ın "Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi, ittibâ-ı Kur'ân'dır." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri.) sözü bu konuda çok yerindedir.
Günümüzde birçok suçlar için verilen cezaların caydırıcılıktan uzak olduğunu gözlemliyoruz. Başta hırsızlık olmak üzere suçlar, memleketi baştanbaşa saran büyük bir illet haline geldi. Gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında suçlarla ilgili haberler ilk sırayı alıyor. Toplumun huzurunu kaçıran ve hatta çoğu cinayetlerle sonuçlanan olayların önü alınamaz bir duruma geldi. Ne yazık ki bulaşıcı bir hastalık gibi gittikçe toplumun tüm bünyesine yayılan bu korkunç tehdide karşı toplum büyüklerinin yeterli düzeyde bir çabası da görünmüyor. Beşeri ceza hukuku, suçları önlemede, suç ve suçlululara karşı vicdanları tatmin etmede aciz kalmıştır. Maalesef hiç bir ceza, kamu vicdanında “işte bu!” dedirtecek bir rahatlama sağlamıyor.
Suç oranlarının hızla artması, Bir şahsın defalarca aynı suçtan yakalanması, verilen cezanın caydırıcı olmadığını göstermektedir.
Suç artışında yalnız cezanın yetersizliği değil, başka sebepler de rol oynamaktadır. Aynı suçu işleyen değişik şahıslara birbirinden farklı ceza ve muameleler, suçsuzlara tanınması gereken haklardan suçluların da yararlandırılması gibi adilane olmayan uygulamalar suçların artışına yol açmaktadır. İnsan hakları alanında getirilen özgürlüklerden maalesef en çok suçlular yani insanlığa kastedenler yararlanıyor.
Suçlarda artış sağlayan ve suçluya çeşitli haklar kazandırarak mağduru daha mağdur duruma düşüren, kamu vicdanını yaralayan hukuk düzeni, Kur’an ışığında ıslah edilmelidir. Soykırımcı siyonist Yahudi destekçisi Avrupa’nın isteklerini karşılamaktan ve onları razı etmekten vaz geçilmeli, Rabbimizi razı etmeye odaklanmalıyız.