GÜNÜMÜZÜN EHL-İ SÜNNETİ

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Üzülerek belirtelim ki, Kur'an'a ve sünnete sırt dönmüş bir ümmetle karşı karşıyayız. Peygamber (asv)'ın getirdiği hemen hemen hiç bir şeye uyulmuyor. Ümmetin geneli itibariyle dünyevi çıkarlar temel  alınarak ve bu uğurda birtakım bahaneler öne sürülerek faiz, kumar, içki, hile, sahtekârlık, yalan gibi yasaklar dikkate alınmadığı gibi, namaz, zekât gibi temel emirlere de itaat edilmiyor. Örneğin nema özelliği bulunan ve kazanç sağlayan her değerin zekâtı ve öşrü bulunmasına rağmen, fıstık, pamuk, mısır gibi tarım ürünlerinde “Bunların zekâtı yok, kitaplarda bildirilmemiştir.” şeklinde bir gerekçe öne sürerek zekât vermiyorlar. En küçük çıkarından dahi vaz geçmeyenler, zekât vermemek için çeşitli bahanelerin arkasına saklanıyorlar.

Peygamberin kıyafetini giyenler alay konusu ediliyor, onu örnek alanlar toplumdan dışlanıyor, ikinci, üçüncü sınıf insan muamelesi görüyor. Hani o bizim hayat rehberimizdi, her şeyiyle O’nu örnek alacaktık? O’nu örnek almak şöyle dursun, bir kısım ilahiyatçılar onun hayatını eleştirel bir sorgulamaya bile tabi tutuyorlar. Kılık kıyafet ve yaşam tarzıyla kâfirleri örnek alıyorlar ama peygamberin bazı uygulamalarını ağızları kırılasıca eleştiriyorlar. Evlerinde, iş yerlerinde, makamlarında, çocukların yetiştirilmesinde Peygamberimizin sünnetinin esamesi okunmuyor ama yine de "ehl-i sünnet" geçiniyorlar. Sünnetle alakası olmayan ehl-i sünnet nasıl olur? Bunu anlamak mümkün değildir.

Peygamberimiz ne emretmişse tersini yapıyorlar. En kolay, en rahat uygulanabilen hiçbir sıkıntı ve zorlukla karşılaşılmadan yapılabilen sünnetlerin dahi terk edildiğine şahit oluyoruz. Örneğin: "Akşam olunca çocuklarınızı eve alınız, sokaktan menediniz. Çünkü şeytanlar o sırada etrafa dağılırlar, faaliyete geçerler." (Buharî, Eşribe, 22.) buyuruyor. Ama hiçbir zorluğu ve yasal bir engel olmamasına rağmen bu emre itaat edilmediğini görüyoruz. Gece yarısı sokaklarda ve parklarda çocuk seslerinden, çıkardıkları gürültülerinden uyuyamıyoruz.

Kur'an-ı Kerim'in birçok ayetlerinden peygamber (asv)'ın hiçbir hareket, söz ve uygulamasının asla eleştirilemeyeceği, onun emrettiği bir şeyde serbestlik olamayacağı, peygamber (asv)'ı canından daha çok sevmek gerektiği, hatta o mübareğin akrabalarını dahi sevmenin müminler için zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.

Bunlarla ilgili birkaç ayet mealine bakalım:

"Allah ve Resul'ü bir işte karar verdiği zaman, hiçbir mümin erkek ve mümin kadın için, o işlerinde tercih hakkı yoktur. Kim Allah ve Resul'üne asilik ederse o, apaçık bir sapkınlıkla sapmış olur." (Ahzab, 36.)

"Peygamber müminlere kendi canlarından daha önceliklidir, eşleri de onların anneleridir." (Ahzab, 6.)

"De ki: "Ben bu peygamberlik görevine karşılık akrabalara (ehl-i beytime) sevgiden başka sizden bir ücret istemiyorum." (Şûrâ, 23.)

Bu ayetlerin emirleri de günümüzün sözde ehl-i sünnet mensupları tarafından maalesef büyük ölçüde yerine getirilmemektedir. Allah’ın kendisini övdüğü ve bunun için, “Ahmed, Mahmud, Muhammed” gibi isimler verdiği “Habibullah” unvanının sahibi Peygamberimiz (sav)’e ve getirdiği Kur’an’a iki milyarlık ümmet içinde dil uzatan, saygısızlık eden, hakaret eden şovmenler, siyasiler, yazarlar, bilim ve filim insanları vardır ve bu yaptıkları da yanlarına kâr kalıyor.  Hatta en son Kur’an’a saygısızlık eden şovmene nerdeyse toplumun bütün kesimlerinden destek geldi ve o mel’una sahip çıktılar. Bunlar nasıl ehl-i sünnet olabilir? Ehl-i sünnet bir yana, bunlara Müslüman denilebilir mi? Gerçek ehl-i sünnet, bunlardan fersah fersah uzaktır.

Bediüzzaman’ın şu sözleri bunlara muvafıktır:

 “İslâmiyet, iltizamdır (taraftarlıktır); îmân, iz'ândır (anlayış, kavrayış ve anlama yeteneği). Tâbir-i diğerle: İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır (boyun eğme ve itaat etme); îmân ise, hakkı kabul ve tasdiktir. Eskide bazı dinsizleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur'âniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette Hakkın iltizamıyla İslamiyet’e mazhardı; “dinsiz bir Müslüman” denilirdi. Sonra bazı mü'minleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur'âniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar.. “gayr-ı müslim bir mü'min” tabirine mazhar oluyorlar.” (Dokuzuncu Mektub’tan)

Bin gündür aralıksız süren İsrail’in Gazze soykırımına karşı ehl-i sünnetin ekserisinin suskunluğu, duyarsızlığı, İsrail’i boykotta bile ciddi olamayışları, inanılır gibi değil ama İsrail’i ve zalim Amerika’nın yanında yer almaları da ehl-i sünnet vasfına layık olmadıklarını göstermektedir. Bu süreçte Şiîlerin, Sünni geçinenlerden daha fazla ehl-i sünnet oldukları apaçık ortaya çıkmıştır. Sünnilerin kendilerini gözden geçirmelerini, terk ettikleri sünnetin kalesine geri dönmeleri gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, Kur’an ve Sünnet Allah’ın koruması altındadır, ona sığınanlar da korunacaktır. Yoksa dünya ve ahirette hüsrana uğramak kaçınılmaz olur. Gerçek Sünni azınlığı tenzih ederiz, onlara selam olsun!

GÜNÜMÜZÜN EHL-İ SÜNNETİ

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.