Muhterem Kardeşlerim…
Her yazımızda olduğu gibi, sizlere önemli konuları öncelikle sahih kaynaklardan, Tam İlmihal Saadeti Ebediyye, İmamı Rabbani Hazretlerinin Mektubat, Hakikat Kitab Evinin İhlâs Yayınlarından faydalanarak sizleri bilgilendirelim istiyoruz.
Efendim;
Numaratörle veya elektronik sayaçla tesbih çekmek, zikretmek sayı saymak ibadet değil, âdettir. Deveye binmek zevaid sünnettir. Otomobile, uçağa binmek âdettir, sünnete aykırı değildir. Bunun gibi, mekanik veya elektronik aletlerle tesbih çekmek bid’at değildir. Ancak bu aletleri insanların içinde kullanmak dikkati çeker. Riyaya, fitneye sebep olabilir, gösterişe kaçabilir. Bu bakımdan cep içinde ve tenhada çekilmelidir.
Normal tesbihlerle de, elektronik tesbihlerle de tesbih çekmek bid’at değildir.
İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki:
Resulullah Efendimiz, bir kadının tesbihleri, çekirdeklerle saydığını görmüş; fakat yasaklamamıştır. Bu da tesbihleri, taşla, çekirdekle ve tesbihle çekmenin caiz olduğunu göstermektedir.
Delili de şudur: Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbni Hibban ve Hâkim’in; Said bin Ebi Vakkas’tan [radıyallahü anh] rivayet ettikleri Hadis-i Şerifte, Resulullah bir kadının çekirdeklerle veya çakıl taşlarıyla tesbih çektiğini gördüğü halde yasaklamadığını bildirmektedir. (Redd-ül-Muhtar)
Peygamber Efendimiz işin aslını bildirirdi. Mesela, “Ezanı yüksek yerde okuyun” buyurmuştur. Bunun için Minarede ezan okumak sünnete aykırıdır denmez. Tesbihi hurma çekirdeğiyle, iğde çekirdeğiyle veya çakıl taşıyla saymak, sünnete aykırı değildir. Merhum hocamızın bir hatırası, bu konuyu çok iyi açıklamaktadır:
Lisede öğretmen iken derste, bir talebe, “Hocam, harpte ölen Müslüman şehit olur mu?” dedi. “Evet, olur” dedim. “Peygamber bunu haber verdi mi?” dedi. “Evet” dedim. “Denizde boğulursa da, uçaktan düşerse de, helikopterden düşüp ölürse de şehit olur mu?” dedi. “Evet, olur” dedim. “Peygamberimiz bunları da haber verdi mi?” dedi. “Evet, haber verdi” dedim. Bir kahraman edasıyla, “Hocam, o zaman uçak ve helikopter var mı idi?” dedi. “Peygamber Efendimiz, Cami-ul-Kelim idi. Çok şeyleri, bir kelimeyle, bir cümleyle bildirirdi. “Yüksekten düşen şehit olur” buyurdu” dedim. Talebe, “Şimdi anladım” dedi.
Demek ki, attan düşsün, minareden düşsün, teleferikten düşsün, yüksek yerden düşüp ölünce şehit olur. O zaman minare ve teleferik yoktu denmez.
Kanserden ölen müminin şehit olduğu bildirilince, “O zaman kanser mi vardı da, Resulullah bildirdi” diyenlere, Hadis-i Şerifte iç hastalıklarından ölen şehit olacağı açıklanmıştı. Her hastalığın ismen teker teker bildirilmesi gerekmez. Şu Hadis-i Şerif birçok hastalığı içine almaktadır: “İç hastalıklarından ölen kimse şehittir.” [İbni Asakir]
Tesbihteki taneler, 33 değil de, fazla veya eksik olursa bilinmeyince mahzuru olmaz. 33 sayısı, 3’ün katı olduğu için, tesbih çekerken, bazen üçer üçer çekilirse, eksik veya fazla olup olmadığı, ayrıca saymadan anlaşılabilir.
Dua ibadettir, ibadetin tarif edilmesi değil, yapılması gerekir. Allahü Teâlâ elbette istediklerimizi bilir, fakat bunları duada söylemek ibadettir. Yapılmadan “Yaptım kabul et” veya “Ya Rabbi, namaz kılacağımı ve namazda neleri okuyacağımı sen biliyorsun, o hâlde onları kılmış ve okumuş gibi kabul et” denmez. Bildirildiği şekilde okumak ve yapmak lazımdır.
Namaz sonunda, tesbihleri parmaklarla veya normal tesbihle yahut elektronik tesbihlerle çekerken eli aşağıya, göbekten aşağı koyarak saymak edebe aykırı olur. Parmakla sayarken de, elimizi göbekten yukarı tutmalıyız.
Bir Hadis-i Kudsîde, “Abdesti bozulunca, abdest almayan, abdest alıp da, iki rekât namaz kılmayan, namaz kılıp da, bir ihtiyacı için bana dua etmeyen kimse, bana cefa etmiş olur. O kişi, dua eder de, duasını kabul etmezsem bu sefer ben ona cefa etmiş olurum. Hâlbuki ben cefa etmem” buyuruluyor. Namaz bittikten sonra değil de, namaz içinde, Salli Bariklerden sonra dua eden, bu müjdeye kavuşur. Namazda Salli Bariklerden sonra, Rabbena âtina veya başka dualar okunursa, Allahü Teâlâ’dan ihtiyacımız olan şeyler istenmiş olur. Namazdan sonra da dua edilse, yine bu müjdeye kavuşulmuş olur.
Dua etmek, namaz, oruç gibi ibadettir. (Seadet-i Ebediyye)
Odada uygunsuz şeyler olsa da, dua vazifesi terk edilmez. Bir zaruret olunca, helâda da namaz kılınır, dua edilir. Çalgı aleti olan yerde namazın mekruh olması demek, sevabının azalması demektir. Ama namaz kılmayan haram işlemiş olur. Mecbur kalınca, namaz kılınır, dua da edilir.
Namazdan sonraki tesbihleri okurken otuzüç adedine dikkat etmek lazımdır. İslâmiyet’in emirlerinde, hikmetler, faydalar vardır. Bu adetler, ilacın miktarı gibidir. Fazla veya noksan olursa, istenilen fayda hasıl olmaz.
Âyet-el-Kürsî, namazın sonunda okunur.
Konu ile alakalı olarak Merâkıl-Felâh ve Tahtâvî şerhinde deniyor ki:
“Farzdan sonra, hemen son sünnete kalkmak, arada bir şey okumamak, Hanefi mezhebinde sünnettir. Peygamber Efendimiz, farzı kılınca 'Allahümme entesselâm ve minkesselâm tebârekte yâ zelcelâli velikrâm' diyecek kadar oturup, fazla oturmaz, hemen son sünneti kılardı. Âyet-el-Kürsî ile tesbihleri, farzla sünnet arasında okumazdı. Bunları, son sünnetten sonra okumak, farzdan sonra okuma sevabını hasıl eder. Farzdan önceki sünnetler de, böyle olup, farz ile sünnet arasında bir şey okunursa, namazın sevabı azalır. Son sünneti, imamın farz kıldığı yerde kılması mekruhtur. Cemaatin kılması mekruh değil ise de, başka yerde kılmaları müstehabtır. Müstehabı yapmayanın namazı noksan olmaz, sevabından mahrum kalır. Farzı veya son sünneti kılınca, imamın sağa, sola veya cemaate dönmesi müstehabtır. İşlerini görmesi için, hemen gitmesi de caizdir.
Hadis-i Şerifte;
“Her namazdan sonra, üç kere, ‘Estağfirul-lahel'azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etûbü ileyh’ okuyanın, bütün günahları af olur” buyuruldu. İstiğfardan sonra, Âyet-el-Kürsî ve otuzüç kere Sübhânallah, otuzüç kere Elhamdülillah ve otuzüç kere Allahü ekber ve bir Kelime-i Tehlîl yani “Lâ ilâhe illallah vahdehû lâ şerîke leh...” okumaları ve ellerini göğüs hizasına kaldırarak, kendileri için ve bütün Müslümanlar için dua etmeleri de müstehabtır.”
Namazdan sonra dua ederken erkekler, kollarını göğüs hizasına kaldırırlar. Dirsekler fazla bükülmez. Duadan sonra, sübhâne rabbike... Âyet-i Kerimesini okuyup, elleri yüze sürerler. Hastalık veya soğuk gibi sebeple ellerini kaldıramayan kimse, şahadet parmağı ile işaret eder. Parmaklar kıbleye karşı çevrilir. Kollar, sağa sola doğru açılmaz, birbirine yakın, ileri doğru tutulur.
Duaların ne zaman kabul olacağı ve dua ederken ellerin nasıl açılması gerektiği konusu ile alakalı olarak Şir'at-ül-İslâm şerhinde deniyor ki:
“Hadis-i Şerifte; ‘Gece seher vaktinde ve namazlardan sonra yapılan dua kabul olunur’ buyuruldu. Duaya hamd, sena ve salevat ile başlamak ve sonunda iki avucu yüze sürmek sünnettir.”
Fetâvâ-yi Hindiyyede;
“Dua ederken, avuçlar semaya, göğe karşı açık, iki el aralık ve göğüs hizasında olmalıdır” deniyor. Şiiler ve Vehhabiler dua ederken iki avuç açık, birbirlerine bitişik, parmaklar yapışık, göğüs hizasında, yüze karşı tutmaktadırlar.
Her beş vakit namazdan sonra, Âyet-el-Kürsî okumaya ve tesbihleri çekmeye çalışmalı, bunları terk etmemelidir.
Zira Peygamber Efendimiz buyurdu ki:
“Farz namazlarından sonra Âyet-el-Kürsî okuyan kimse ile Cennet arasında, ölümden başka mani yoktur.”
Beş vakit namazdan sonra, sessizce, otuzüç kere Kelime-i Tenzih yani Sübhânallah, otuzüç kere tahmid yani Elhamdülillah ve otuzüç defa tekbir yani Allahü ekber ve en sonra, bir kere “Lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerîke leh, lehülmülkü velehül hamdü yühyî ve yümît ve hüve alâ külli şey’in kadîr” demelidir ki, hepsi yüz olur.
Allahü Teâlâ cümlemizi sevdiği kullarla haşreylesin, büyüklerin nasihatlerini dinleyen ve uyan Salih kullarından eylesin, kendisine layık Kul, Habibine layım Ümmet eylesin. (Amin)