Zulüm, haksız yere başkasının canına, malına veya herhangi bir hakkına zarar vermek, gasp etmek mağduriyetler yaşatmaktır. Bu itibarla zulüm sadece haksız yere bir insanı öldürmek değildir ve İsrail'le de sınırlı değildir. Müslümanların içinden de çok zalimler vardır ve birbirlerine zulmetmektedirler. “Ne yapalım” diyerek tereddütsüz yaptıkları çok basit görünen birçok hususun da aslında zulüm olduğu bilinmelidir.
Müslümanlar birbirlerine karşı zulmü durdurmadıkça İsrail'in, Amerika'nın ya da başka bir gücün zulmünü durdurmaları da mümkün değildir.
Komşunun komşuya eziyet etmesi ve çocukları aracılığıyla rahatsızlık vermesi zulümdür. Önemsenmeyen ve basit görülen bir kısım zulümleri hatırlatarak uyarmak ve hakkı tavsiye etmek Müslümanların birbirlerine olan görevlerindendir.
İnşaatlarda, sıkça elektriklerin kesilmesine sebep olmak, gürültü, inşaat kazılarında, bitişikteki evlere hasar vermek gibi çevredeki evlere çeşitli zarar ve rahatsızlık verilmesi zulümdür. Rahatsızlık ve çeşitli zararlara yol açanlar yüklü paralar kazanırken, zarara uğrayanların mağduriyetleriyle baş başa kalması zulüm değil de nedir?
Mahalle içinde sokak aralarında açık alanlarda yapılan gürültülü şamatalı düğünler, ondan rahatsız olan çevredeki insanlar için zulümdür. Tehlike saçan silah sıkmalar, defalarca ölümlü facialara yol açan manganda kurşunları, yüksek desibelli ses cihazlarıyla çevreye yayılan gürültü kirliliği, hastalara, küçücük yavrulara ve bundan rahatsız olan bütün insanlara zulümdür.
Hiç kimsenin sınırsız keyif ve eğlence özgürlüğü yoktur herkesin eğlence hakkı, İlahî kurallarla birlikte başkasını rahatsız etmemekle de sınırlıdır. Bazılarının keyif ve eğlencesi diğer insanları rahatsız ediyorsa bu zulüm olur.
Kentlerin zorunlu bir yaşam alanı olan binalarda kurallara ve kamu hukukuna riayet etmemek, bina sakinlerini ve çevreyi rahatsız edici işlemlerde bulunmak zulümdür. Örneğin çoğu Müslüman ve Şafiî olan ailelerin yaşadığı binalara köpek getirmek büyük bir saygısızlık ve zulümdür. Köpek necistir, geçtiği, bulaştığı yerler de necis olur. Bu inancı dikkate almayarak köpek getirmek zulümdür. Kırsalda ziraat ya da hayvancılık yapanların bekçilik amacıyla köpek edinmelerine şeriatçe izin verilmiş, bunun dışında evlerde hele çok ailelerin birlikte yaşamak zorunda olduğu apartmanlarda keyfi olarak, aileden biri gibi bir duruma getirilmiş köpek edinmek haramdır, buna asla izin verilmemiştir. Müslümanlarla aynı binada yaşayan Müslüman olmayan, başka bir dinden olan ya da dinsiz ateist olan kimse o binada yaşayan ailelerin inancına saygı göstermek, onların haram ve necis kabul ettiği köpek ya da kedileri binaya getirmemek zorundadır. Faraza hiç necis olmasa da, hiçbir sebep yokken de kedi ve köpekten rahatsız olan insanlar olabilir, onlara da saygı göstermek esastır. Keyfi istiyor diye ortak yaşam alanına köpek ve kedi getiriyorsa bu da kabul edilmez bir zulümdür. Müslümanlar, etiyle, sütüyle, yünüyle helal ve temiz olan koyun, keçi, inek gibi hayvanları, onlardan hoşlanmayanlara saygı duyarak yaşadıkları binalara getirmediklerine göre, köpekçi ve kedici şahısların da bu hayvanları binaya getirmemeleri gerekir. Maalesef Müslümanların İslam inancına aykırı davranarak ve rahatsız olanları dikkate almayarak kedi ve köpek edindiklerini, ortak yaşam alanlarına getirdiklerini görüyoruz. İşte bunlar imanlarına zulüm bulaştırmış kimselerdir.
Ne olursa olsun, gereğinden fazla olan, ihtiyaca cevap vermek yerine rahatsızlık veren her ses, gürültü zulümdür. Sıklıkla sokaklarda dolaşan eskicilerin, pazarlamacıların yüksek ses cihazlarıyla gürültülü sesler yayması zulüm olduğu gibi, minarelerden 60 desibel yeterli gelirken, evlerin camlarını titreten 150 desibellik yüksek ses cihazlarıyla okunan ezan, salâ veya dualar, kaside ve gazeller rahatsızlık veriyorsa zulümdür. Çevredeki evlerde, acı çeken hastalar, yaşlılar, uyuyan bebekler, ders çalışan ve okuyan öğrenciler, araştırmacılar, özel ibadetleriyle meşgul âbidler vardır. Bunları rahatsız etmek kimsenin hakkı değildir.
Tüm toplumun ortak kullanım alanları olan sokakları, caddeleri, binaların ortak alanlarını, parkları, kamuya ait giriş kapılarının önünü özel çıkarlar için kapatmak, daraltmak, kazılarla geçişi sıkıntılı hale getiren çukurlar oluşturmak, inşaat malzemeleriyle engel koymak, arabaları gelişigüzel park ederek eziyet verici bir hale getirmek gibi hususlar da önemsenmeyen zulümlerdendir.
Kur'an-ı Kerim, sözünü ettiğimiz önemsenmeyen bu zulümlere işaret etmektedir. İman edenlerin de zalim olabileceğini şu ayetiyle bildirerek müminleri uyarmaktadır: "İman etmiş ve imanlarına bir zulüm bulaştırmamış olanlar var ya, işte emniyet içinde olanlar da hidayette olanlar da onlardır." (En'am, 82.)
Müminler, imanlarına zulmü bulaştırmaktan kaçınmalıdırlar. Yoksa kullar yanında önemsenmese de, Allah katında zalim damgası yemekten kurtulamayacaklardır. Unutulmamalıdır ki zalimlerin yurdu ebedi cehennemdir.