Bütün pisliklerin altından Yahudiler çıkıyor. Yalancılığın Allah'a isyanın, peygamberler başta olmak üzere masumları öldürmenin temelinde Yahudiler vardır. Kalleşliğin, verdiği sözü çiğnemenin, ırkçılığın ve münafıklığın kitabını yazmışlardır. Aklınıza gelen, gelmeyen bütün çirkefliklerin, bütün günahların, her çeşit zalimliğin piri durumundadırlar. Toplumlar içindeki tefrikaların, bütün tahribatların, bölücülüğün, dinleri, inançları tahrif etmenin, terörizmin, kökeni Yahudilerdir.
İşledikleri cinayetlerden biri de suikastlardır. Peygamber efendimize (sav) dahi suikast düzenlemekten geri durmamışlardır. Vaktiyle birçok peygamberi şehid eden bu lanetli kavim, Allah'ın koruması olmasaydı onu da öldürmüş olacaklardı.
Peygamberimiz bir diyet meselesini görüşmek üzere Benî Nadîr Kabilesinin mahallesine gittiğinde, Peygamberimizin beraberinde az sayıda sahabi bulunduğunu görünce hain suikast planı düşündüler ve peygamberimiz ile beraberindekileri bir evin duvarının gölgesinde beklettiler. Yahudi liderler dışarıda olumlu yanıt vermiş gibi görünseler de arka planda gizlice suikast için toplandılar. Amr bin Cihâş isimli bir Yahudi bu işi gönüllü olarak yüklendi. Oturduğu duvarın üzerindeki damdan büyük bir taş (değirmen taşı veya damların üzerinde bulunan büyükçe silindir loğ taşı) atarak onu öldürmeyi kararlaştırdılar. Peygamberimiz vahiy yoluyla durumdan haberdar olup oradan erkenden ayrıldı. Böylece suikast teşebbüsü başarısız oldu. Bunun sonucunda da Beni Nadir gazvesiyle Yahudiler Medine’den sürgün edilerek cezalandırıldılar.
Hayber’in fethinden sonra Selâm bin Mişkem’in karısı Zeynep bint Hâris adındaki bir Yahudi kadın, Peygamberimiz’in koyun etinin kürek kısmını sevdiğini öğrenerek eti zehirledi ve ikram etti. Peygamberimiz lokmayı ağzına aldığında etin zehirli olduğu mucizevi şekilde bildirildi. Ancak lokmayı yutan sahabe Bişr bin Berâ şehit oldu.
Yahudiler eskiden beri çocuklara zarar verme ve onları öldürme konusunda sabıkalıdırlar. Bakınız, Peygamberimiz 9 veya 12 yaşlarında iken amcası Ebu Talib ile birlikte Şam'a doğru bir ticaret kervanıyla yola çıkmış, kervan, Suriye bölgesindeki Busra'da konakladığında, Hristiyan bir keşiş olan Rahip Bahira, çocuk yaştaki Muhammed (SAV)’de kutsal kitaplarda yazan nübüvvet mührü, başında takip ederek gölge eden bulut gibi peygamberlik alametlerini fark etmişti. Bahira, Ebu Talib’i şu sözlerle uyarmıştı:
"Bu çocuğu hemen memleketine geri götür ve onu özellikle Yahudilerden koru. Vallahi eğer Yahudiler bu çocuğu görüp benim gördüğüm alametleri fark ederlerse ona bir kötülük yapmak isterler, canına kastederler. Çünkü senin bu yeğeninin gelecekte şanı çok büyük olacaktır."
Bu ciddi uyarı üzerine Ebu Talib, Şam yolculuğuna devam etmeyerek mallarını orada satmış ya da kafile arkadaşlarına emanet etmiş ve Hz. Muhammed'i korumak amacıyla derhal Mekke'ye geri götürmüştür. Bazı rivayetlerde, o bölgede peygamberi arayan birkaç Yahudi ile karşılaşıldığı ve Bahira'nın onları çocuktan uzaklaştırdığı da anlatılır.
Yine Siyer kaynaklarında yer alan bir diğer rivayete göre, Yahudilerin kötülük teşebbüsü Peygamberimiz henüz sütannesi Halime’nin yanındayken yaşanmıştır. Sütannesi Halime, çocuğun üzerindeki olağanüstü halleri ve bereketleri bazı Yahudi âlimlerine () anlattığında, bu âlimlerin, bu mübarek çocuğun hırkasına ve gözlerine bakarak birbirlerine "Bu çocuk, kutsal kitaplarımızda vadedilen son peygamberdir. Eğer bunu yakalarsak öldürmeliyiz." şeklinde gizli konuşmalar yaptıklarını işitmiş ve korkarak Hz. Muhammed'i hızla oradan uzaklaştırıp annesi Amine'ye teslim etme kararı almıştır.
Yahudilerin suikastları sadece peygamberlerle ve Müslümanlarla da sınırlı değildir. Yeryüzünde fitne bozgunculuk yapmakla beslenen insanlık düşmanı gazab-ı İlahiye uğramış bu mel’un mahlûklar her kesimden insanları hedef almışlardır.
Kennedy, Lincoln, Garfield, McKinley, Amerikan başkanlarını suikastle öldüren, Amerika’yı Müslüman ülkelere saldırtmak için 11 Eylül ikiz kule saldırılarını yapan ve zavallı bin Ladin'in boynuna koyan da Yahudilerdir. Yüzlerce Yahudi’nin çalıştığı ikiz kulelerde saldırı günü hiçbir Yahudi’nin işe gitmemiş olması dikkat çekicidir ve bu kanıyı güçlendirmektedir. Yahudi’ye ters düşen her devlet adamını suikastla öldürmüşlerdir ve yine kendi oluşturdukları terör örgütlerinin üstüne atmışlardır. Vekâlet savaşları veya saldırılarının, ülkeleri, grupları, toplumları, mezhepleri birbirine düşürecek terör eylemlerinin babası durumundadırlar.
İkibin yıldır durmadan inanılmaz bir birlik ve sabır içinde çalışarak, dünya ekonomisini, teknolojiyi, siyaseti, ele geçirerek bütün toplumlara hükmetmektedirler. Onun için ülke kurup ülke batırmaktan geri durmuyorlar.
Pür şer beşer, Yahudi’nin yaptıklarına seyirci kalmayı bırakıp aklını başına alıp Yahudi’nin kökünü bu dünyadan kazıtmazsa, Yahudiler Müslüman, gayrimüslim, ateist hiç bir insana rahat yüzü göstermeyecektir. İnsanlar, savaşlarla, suikastlarla, tedavisi olmayan hastalıklarla boğuşup duracak. Müslümanlar, Yahudilerdeki birlik ve sabır ruhunun başarısını görmeli, kendileri birlik olmalı, ittihad-ı İslam gerçekleşmeli. Yoksa bu amansız ihtilaf içinde bölük pörçük halleriyle Siyonistler karşısında başarılı olma şansları yoktur.