CAHİLLİĞİN TEHLİKELİ YÖNÜ

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İnsan, kendisinden başkasını düşünmekle insandır. “Başkasını düşünmek” dinin de temel ilkesidir. Kur’an-ı Kerim, “başkasını düşünmek” temeline dayalı bir toplum düzeni oluşturmuştur. Bu itibarla fakir ve miskine yardım etmeyi sıkça emrediyor, zekâtı vermeyenleri, yardım etmekten kaçınanları acıklı bir azapla tehdit ediyor. Maun suresinde de yetimlere, kimsesizlere sahip çıkmak yerine onları tartaklayanlar ve yoksulu doyurmaya yanaşmayan benciller “dini yalanlayan” kavramıyla teşhir edilmişlerdir. Allah, bu iki vasfı din olarak niteleyerek, dinin başkasını düşünmek temeline dayandığını beyan etmiş olmaktadır.

İslam’ın diğer dinlerden ve düzenlerden ayrılan en önemli temel ilkelerinden biri “Başkasını da kendisi gibi düşünmek”tir. Dünya hayatında huzur ve mutluluğu sağlayan ilahi bir kanundur. Toplumda merhameti egemen kılmanın, insanca ve uygar yaşamanın vazgeçilmez bir kuralıdır.

“Başkasını da düşünmek” gerçek imandan kaynaklanan bir erdem, bir aydınlıktır. İslam’ın ortaya koyduğu toplum projesinin ve iki dünya mutluluğunu sağlamaya yönelik yol haritasının temelini oluşturur. Bu erdem yardımlaşmayı, o da dostluğu, kardeşliği, sevgi ve saygıyı doğurur. Bunun sonucunda da toplum bir vücut haline gelir. Tüm insanlığa model olsun diye Asr-ı saadette insanlığın seyidi Peygamberimiz (ASV)’ın eliyle böyle bir toplum meydana getirilmiştir. Hakir görülen topraktan gülleri, çeşit çeşit çiçekleri, leziz nimetleri yaratan Allah, putperest ve vahşi bir toplumdan yer ve gök halkına parmak ısırtan en uygar sahabe toplumunu çıkarmıştır. İşte bu toplumun mayası, güçlü imandan elde edilen “başkasını düşünme” ilkesidir.

Söz konusu bu ilkenin, imanın tezahürü olduğuna dikkat çekmek üzere Peygamberimiz (ASV): “Hiçbiriniz kendi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olamaz.” buyurmuştur. (Buhari, İman, 7; Müslim, İman, 71.) Hadis-i şerif, başkası uğruna kendi hakkından vazgeçmeyi değil, kendi hakkı kadar başkasının da hakkı bulunduğunu bildiriyor. Yani başkasını da kendisi gibi düşünmek bir fedakârlık değil, bir haktır. Başkasının hakkına saygı duymaktır. Çünkü bu dünyaya gönderilen her insan, Yüce Yaratıcı tarafından gönderilmiştir. O’nun dışında hiç kimsenin tercihi ya da müdahalesi ile değildir. Bu nedenle hiç birinin diğerinden ayrıcalığı olmaksızın herkes yaşamaya, bu dünyadan istifade hakkına sahiptir ve bu hayatta ortaktır. Her bir insanın haklarını belirleyip bildiren ve yeryüzündeki her şeye ortak kılan yaratıcıdan başkası değildir. Onun için hiç kimsenin diğerini engellemeye, ortak olan hususlarda velev ki basit de olsa yalnız kendini düşünmeye hakkı yoktur.

Günümüz Müslüman toplumunda, Peygamberin (ASV)’ın “iman etmiş olmaz.” tehdidine rağmen İslam’ın bu temel ilkesine genel olarak uyulmadığını görüyoruz. Unutulmamalıdır ki yalnız kendini düşünmek, düşüncesizliktir. Sadece kendini düşünmek, başkasını düşünmemek cahillerin en temel ve tehlikeli özelliklerinden biridir. Cahiller, yolda, trafikte giderken başka araçların varlığını, yolun sadece kendilerinin değil, başkalarının da ortak kullanım alanı olduğunu düşünmezler. Dönemeçlerde, karşı yönün görünmediği noktalarda, hızlarında bir değişiklik yapmadan, kendilerinden başkası o yolda yokmuş gibi, düşüncesiz ve tehlikeli bir şekilde seyrederler. Nice üzücü olaylara ve ölümlü kazalara yol açarlar. Bu tutumlarından dolayı kendilerini sorgulamadıkları için, yanlışlarını kabul etmezler, olaylardan ders almazlar. Onun için cahilliğin en tehlikeli yönü budur. 

En basit bir hususta bile başkasını düşünmeyen kimsenin, daha büyük bir menfaatte hiç düşünmeyeceği açıktır. Günlük hayatın her alanında, işlemlerde yalnızca kendini düşünerek başkasının hakkını dikkate almayanların çokluğu nedeniyle çeşitli sıkıntıların, haksızlıkların hatta kavgaların yaşandığı bilinmektedir. Otobüse binme, trafikte, doktora muayene olma gibi basit haklarda bile yalnız kendini düşünerek sıra ihlali yapanlar, daha büyük çıkarları elde etme konusunda başkasına hak tanır mı? Hak ihlali olmasın diye sıramatik cihazlar yaygınlaşmıştır. Müslüman toplumunda bu numaratörlere gerek kalmamalıydı, her Müslüman başkasını da kendisi gibi düşüneceği için, sorunsuz bir şekilde işlemler yürütülürdü. Üzülerek ifade edeyim ki yalnız kendini düşünmeye dayanan hak ihlalleri, toplumumuzda çoğu zaman bir beceriklilik, bir marifet, iş bitiricilik sayılmakta ve imrenilmektedir.

Başkasını düşünmek, sadaka vermekten ibaret değildir. Sadaka, kendi emeğiyle helal olarak elde ettiği rızıktan muhtaçları da yararlandırmaktır. Oysa “kendi için istediğini kardeşi için de istemek”, sadakayı da içine alan daha kapsamlı, hakkaniyetin ve adaletin gereği bir zorunluluktur. Kendi gibi başkasını da düşünmek imandan olması itibariyle cahillik, iman zayıflığının tezahürüdür. İman, kişinin düşünce ve amellerine etki edemeyecek ölçüde zayıf olunca yalnız kendini düşünme bencilliği ortaya çıkar. İman gücü kişideki sınırsız bencilliği kontrol altına alamayınca bunun doğal sonucu olarak kişi, “çıkar elde etme” konusunda yalnız kendini düşünür, en küçük bir zarar söz konusu olunca da yalnız kendi derdine düşer. İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırıma duyarsız kalmanın, İsrail ürünlerini boykot çağrılarına kulak tıkayarak süregelen keyfi alışkanlıklardan vaz geçememenin asıl nedeni de budur. 

İman insana, yaşadığı toplumda başkalarının da kendisi kadar hakları olduğu bilincin kazandırmasının ötesinde, toplumun selameti için gerektiğinde bazı haklardan feragat edebilme erdemini de kazandırıyor. Gerçek müminler bunu yaşamaktadırlar.

CAHİLLİĞİN TEHLİKELİ YÖNÜ

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.