Muhterem Kardeşlerim…
Her yazımızda olduğu gibi, sizlere önemli konuları öncelikle sahih kaynaklardan, Tam İlmihal Saadeti Ebediyye, İmamı Rabbani Hazretlerinin Mektubat, Hakikat Kitab Evinin İhlas Yayınlarından faydalanarak, sizleri bilgilendirelim istiyoruz.
Efendim;
Yalancılık ne kadar kötüyse, doğruluk da o kadar iyi, güzel ve faziletlidir. Peygamber Efendimize olgunluğun alameti sorulduğunda, “Doğru konuşmak ve doğrulukla iş yapmaktır” buyurdu. (İmam-ı Gazali)
Sadakat [doğruluk] hakkında İslam âlimleri buyuruyorlar ki:
“En güzel amel doğruluk, en çirkini de yalancılıktır.”
“Dünyada doğru insan görmedim diyen; eğer kendisi doğru olsaydı, doğru olanları bulurdu.”
“İslam dini, üç temel üzerindedir. Bunlar; hak, sadakat ve adalettir.”
“Bir insanda üç şey bulunduğu vakit, onun salih bir insan olduğu anlaşılır. Bunlar, nefsani arzulardan uzak olmak, Allah rızası için doğruluk, helal ve temiz yemektir.”
“Günahların içinde bocalayan kimsenin, doğruluğu bulması çok zordur.”
Her şeyin başı doğruluktur. Her işin nizam ve intizamı doğruluk iledir.
Hadis-i Şeriflerde buyuruldu ki:
“Şüphelilerden uzaklaş. Şüphe vermeyene sarıl! Doğruluk, sükûn ve huzurdur.” [Tirmizi]
“Tehlikenin doğruluk içinde olduğunu görseniz de, doğruyu arayınız. Çünkü doğrulukta kurtuluş ve selamet vardır.” [İbni Ebiddünya]
“Doğru olan, iyi davranır, iyi davranan emindir. Emin olan Cennete girer.” [İmam-ı Ahmed]
“Şu üç şeyden biri kimde bulunursa, o kimse, namaz kılsa da, oruç tutsa da münafıktır: Yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanetlik.” [Ebu Davud]
“Kıyamette fâsık-salih herkes pişman olacaktır. Fâsıklar fıskı bırakıp doğruluk ve takva üzere bulunmadıklarına, salihler ise daha çok ibadet etmediklerine pişman olacaklardır.” [Feraid-ül fevaid]
Tam doğru, yani sıddık olabilmek için:
1- Doğru sözlü olmalıdır. Zaruret olmadıkça tarizli ve imalı konuşmamalıdır. Büyüklerden biri zalimlerden kaçıp, Habib-i Aceminin bir odasına girip saklandı. Zalimin zulmünden kurtulmak için yalan söylemek caiz olduğundan, “Soran olursa yok dersin” dedi. Biraz sonra zalimler gelip sordular: “İçerde...” diye cevap verdi. İçeriyi iyice aradılar. Bulamayıp oradan ayrıldılar. “Niye böyle yaptın?” diye sordu. Habib-i Acemi, “Yalan söyleseydim, ikimiz de helak olmuştuk. Doğru söylemenin bereketiyle ikimiz de kurtulduk” diye cevap verdi.
2- Doğruluk için niyette ihlâs şarttır. Şayet davranışlarda nefsin arzuları karışırsa, bu niyetten ihlâs kalkar. Bu kimse yalancı olur.
3- Azminde doğru olmalıdır. Mesela, “Allahü Teâlâ bana şu malı verirse veya şu makama geçersem, şu hizmeti yaparım” diyen kimse, o mala veya o makama sahip olunca, zaruretsiz sözünde durmazsa, azminde doğru değildir.
4- Verdiği sözde durmalıdır. Hazreti Enes bin Malik anlatır: Amcam Nadr’ın oğlu Enes, Bedir savaşında Resul-i Ekrem’in yanında savaşa katılamadığına çok üzüldü. “Eğer Allahü Teâlâ, beni bir savaşa kavuşturursa, bütün gücümle savaşacağım” diye karar verdi. Ertesi yıl Uhud savaşına katıldı. Sad bin Muaz bunu görünce, “Ne o, nereye gidiyorsun?” diye sorduğunda, “Uhud dağının ardında Cennet’in kokusunu aldım. Cennet’e gidiyorum” dedi. Öyle savaştı ki, şehit olduğunda vücudunda seksenden fazla yara vardı. Bacısı, “Tanınacak hâli kalmamıştı. Ancak elbisesinden onu tanıyabildim” dedi.
5- Doğru iş yapmalıdır. İçi ile dışının bir olması adalettir. İçinin dışından iyi olması fazilettir. İçi dışına uymayan insana doğru denmez.
6- Bütün işlerde doğru olmalıdır.
Hadis-i Şerifte, “Kalbi doğru olmayanın imanı doğru olmaz. Dili doğru olmayanın da kalbi doğru olmaz” buyuruldu. (İbni Ebiddünya)
Büyükler buyuruyor ki:
Doğruluk emanettir. Yalancılık hıyanettir. (Hazreti Ebu Bekir)
Oğlum yalandan sakın, o serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimse kurtulur. (Lokman Hakim)
Allah indinde en büyük hata, yalan konuşmaktır. (Hazreti Ali)
Yalancı ile cimri Cehennem’e girer. Fakat hangisi daha derine atılır, bilmem. (Şabi)
Doğru ile yalan, biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşur. (Malik bin Dinar)
İçi dışına, sözü işine uymamak, nifaktandır. Nifakın temeli ise yalandır. (Hasan-ı Basri)
Eshab-ı Kiram indinde yalandan daha kötü bir şey yoktur. Çünkü, onlar, yalanla imanın bir arada bulunamıyacağını bilirlerdi. (Hazreti Âişe)
İstikamet [her işte daimi doğruluk], kerametten üstündür. (Seyyid Abdülhakim Arvasi)
Hazreti Lokmana, “Bu dereceye ne ile kavuştun?” diye sual ettiler. “Doğruluk, emanete riayet ve bana gerekmeyeni bırakmakla” diye cevap verdi.
Seyyid Abdülkadir Geylani hazretleri, “Bu işe başladığınızda, temeli ne üzerine attınız? Hangi ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?” diye soranlara buyurdu ki: “Temeli doğruluk üzerine attım. Hiç yalan söylemedim. İçim ile dışım bir oldu. Bunun için işlerim hep rast gitti.”
Bütün kötülüklerin esası yalandır. Peygamber Efendimizin en sevmediği huydur. Yalan söylemek haramdır. Ancak üç yerde caizdir. Harpte, iki Müslümanı barıştırmak için, hanımı ile iyi geçinmek için.
Din düşmanlarının zararından korunmak veya Müslümanları korumak için yalan söylemek caizdir. Zalimden, bir Müslüman’ın bulunduğu yeri, malını, günahını saklamak caizdir. İki Müslüman’ın, karı-kocanın arasının açılmasını önlemek için, malını korumak için, Müslüman’ın sırrını, aybını meydana çıkarmamak için ve bunlar gibi haramları önlemek için yalan caiz olur, ölmemek için leş yemeye benzer. İyiliğe vesile olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan makbuldür.
Hadis-i Şeriflerde buyuruldu ki:
“Yalan üç yerde caizdir: Harpte, zira harp, hiledir. İki Müslümanı barıştırmak için, birinden diğerine iyi söz getirmek. Hanımını idare etmek için.” [İbni Lal]
“Kötü şeyler irtikab eden, bunları gizlemeye çalışsın.” [Hakim]
Büyükler yalan söylemek icap ettiği yerde, sözün manasını değiştirerek, doğru söylemeyi tercih etmişlerdir. Muaz ibni Cebel hazretleri, vazifesinden dönünce, hanımı “Bu kadar çalıştın, zekât topladın, bize ne getirdin?” dedi. O da, “Beni gözeten vardı, bir şey getiremedim” dedi. O, Allahü Teâlâ’yı kastetti. Hanımı ise, Hazreti Ömer’in onu kontrol eden birini gönderdiğini sandı. Hanımı, Hazreti Ömer’in evine gidip, kızarak, “Muaz, Resulullah’ın ve Ebu Bekr-i Sıddık’ın yanında emin idi. Siz niçin O’nun peşine adam takıyorsunuz?” dedi. Hazreti Ömer, Hazreti Muaz’dan işin aslını öğrenince güldü ve hanımına vermesi için ona bir miktar hediye verdi.
Allahü Teâlâ cümlemizi sevdiği kullarla haşreylesin, büyüklerin nasihatlerini dinleyen ve uyan Salih kullarından eylesin. (Amin)