ALLAH'IN İHSANI

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yüce Allah, bu dünya hayatında insanın havf ve recâ (ümit ile korku) arasında bir ömür geçirmesini istemiştir. Bunu sağlaması için de nimetler, lütuf ve ihsanlarla beraber, sıkıntılar, mahrumiyetler, kısıtlamalar yapmıştır. Kur’an-ı Kerim’de ümit ve korku şöyle ifade buyrulmuştur: “Onlar, yataklarından kalkarak korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.” (Secde, 16.) 

Mısırlı ünlü muhaddis ve fıkıh âlimi Ataullah İskenderî, Allah’ın ihsanı konusunda şöyle demiştir: “Nice sana verir de mahrum bırakır, nice seni mahrum bırakır da verir.” 

Muhiddin Arabî hazretleri diyor ki; “Sana men ettiği zaman vermiştir. Verdiği zaman da men etmiştir. O zaman sende terki almayı tercih et, çıkarın ordadır." 

Gerçekte lütufla kahır, ihsan ile mahrumiyet, müjde ve uyarı birliktedir.   Allah cemâlini celâliyle ihata etmiş, yani kaplamıştır. Celâline uğramadan cemâlini göremezsin. Yani “Azametini, heybetini, hiddetini, gazabını bilmeden, lütuf ve ihsanını, güzellikleri ve nimetlerini anlayamazsın, gerçek değerini takdir edemezsin.” demektir. Ataullah İskenderî yine bu konuda şöyle bir temsil getirmiştir: 

“Bir memleketin padişahı sarayının çevresinde tertibat aldırmış, herkim saraya gelir ve siz de o kimseyi tanımaz ve yanıma girmek isterse, içeriye almayın. Hatta karşılık verirse, ona sizler de karşılık verin diye emir eder.  Diğer taraftan da nedimlerine (sevdiklerine) beni tenhada ve kimsenin bizi görmeyeceği bir zamanda gelip görünüz der. Nedimleri sarayın çevresindeki nöbetçilerin uykuya varmasını veya bir işle meşgul olmasını bekler ve bir fırsatını bulup içeri girerek padişahı görmekle müşerref olurlar.   İşte Hakk’ın cemâli de celâliyle çevrilidir. (Celâlinden cemâline ulaşılır.)  Ahiret âleminde mahşer var, sorgu sual var, sırat var, mizan var; işte bunlar hep celâldir.   Mü’min bunlara uğramadan cennete giremez.” (Ataullah İskenderî, el-Hikemü’l-Atâiyye)

Dünya, imtihan yurdudur; ahiret hayatına hazırlanmak, çalışmak, iman, salih ameller ve faziletlerle tekemmül etmek için insanın geçici bir süreliğine iskân edildiği bir misafirhanedir. Bediüzzaman: “Şu dâr-ı dünya meydan-ı imtihandır ve dar-ı hizmettir. Lezzet, ücret ve mükâfat yeri değildir.” sözleriyle bu hakikati veciz bir şekilde ifade etmiştir. Dünya hayatının faniliğini unutup fenalıklara düşüp bollukla içinde şımarmaması için ilahî uygulamalar vardır. Allah insanı tamamıyla mahrum etmiyor veya tamamıyla bolluk içinde özgür de bırakmıyor. Mahrum ettiği nice durumlar var ki, peşinden de veriyor, ümidini bütün bütün kırmıyor. Mahrum bıraktığı gibi ihsanı, vergisi rahmeti de var. Sıhhat verdiği gibi, kulun o sıhhatin kıymetini bir derce anlaması için, hastalıklar da veriyor. Nice ihsanlar verdiğinde de peşinden mahrum da ediyor. O yüzden o bolluğa aldanıp şımarıklığa düşüp bitmeyeceğini sanmamak gerekir.

Verdiği nimetler bolca da olsa, mutlaka kısıtlanmış, mahrum bırakılmış yönleri vardır. Mesela üzüm nimettir, helaldir ama şaraba dönüştürmeye izin yoktur. Nimetlerin tadı da kısıtlanmıştır; ya çok küçüktür, ya tatsızdır, acıdır, tatlanması için bazı işlemlerden geçirmek gerekir; ya da çekirdeği büyüktür yahut lezzetsiz kalın kabukludur vb...

Mesela insanın en muhtaç olduğu ve hayatının olmazsa olmazı olan ekmek, çok zorluklu, sıkıntılı, çeşitli mahrumiyetlerle dolu yol ve aşamalardan geçerek sofraya geliyor. Buğday çok küçük taneciklerdir, bir ekmek için binlercesi gerekiyor. Üretimi için, tarla ve tohum, yağmur lazım olduğu gibi, bazı zahmetlere (rahattan mahrumiyetlere) katlanmak da gerekir. Ayrıca insana ulaşmasında verim ve kaliteyi engelleyen böcekler, yabancı otlar, kuraklık gibi hususlar var. Yani olmaması için binlerce etken var ama yine de oluyor. Bu kadar engel, mahrumiyet ve olumsuzluklara rağmen, herkesin yiyeceği ekmek rızkının kendisine ulaştırılması, mahrumiyetler içinde ilahî atâ'dır, büyük bir ihsandır.

İnsan ihsana düşkün olduğu için, ihsan karşısında gönlü yumuşaktır, acizlik içindedir. Onun için bir kelam-ı kibar olarak, “el-insan abîdu’l-ihsan: insan iyiliğin kölesidir.” sözü meşhur olmuştur. İyiliğe karşı gönüllerin meyli zorunlu olduğuna işaret etmek üzere Peygamber (sav): "Allahım, kötü insanın kalbimin kendisini seveceği bir iyiliği bana yapmasını nasib etme" veya "Ya Rabbi, kötü birinin bana iyilik etmesini nasip etme!" buyurmuştur. (Deylemî, Firdevsi'l-Ahbar bi Me'suri'l-Hitab.) Hadisteki dua, aynı zamanda insanın gönlü iyiliğe karşı sevgiyle dolu olduğu için, gayr-ı meşru bir sevginden ya da bir iyilik yapmış diye kötüleri sevmekten kendisini koruması gerektiğine de işaret etmektedir. 

ALLAH'IN İHSANI

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.