ZULMÜN SINIRSIZLIĞI

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İnsan hem Rahmani, hem şeytani yeteneklerle donatılmış bir varlıktır. Erdemleri de kötülük hisleri de sınırsızdır. Yani kötülüklere de iyiliklere sınırsız şekilde kabiliyetlidir. Bu itibarla iradesini kullanarak tüm yaratılmışların en üstünü olabildiği gibi, en aşağılık bir duruma da düşebilir. İnsanın sahip olduğu sınırsız kötü güçlerinden biri de zulüm damarıdır. Kur’an-ı Kerim, “insan çok zalim ve çok cahildir” (Ahzab,72) buyurarak insanın zalimlik damarına işaret etmektedir.

İnsanın zalimliği nefsindeki benlikten kaynaklanır. Kendini ya da kendisiyle ilgili bir çıkarını korumak için aklın alamayacağı nitelikte zulüm yapma meyli ve yeteneği bulunur. Bu konuda hiçbir ayırım gözetmez; hayvan, çevre veya kendi gibi diğer insanlara yönelik olabilir. En kötü zulüm ise, masum insanlara karşı yapılanıdır. En fazla bu tür zulümlerde tartışmasız uzman olan, her vahşeti tereddütsüz yapan kavmin Yahudiler olduğunu görüyoruz. İnsanlık tarihi, günümüze kadar uzanan vahşette sınır tanımayan bu Yahudi mezalimi ile doludur. Normal şartlarda en zalim insan bile bebek ve çocuk öldürmeye eli varmazken Yahudilerin öldürmekten keyif aldıklarına bütün dünya şahittir.

Kur’an, Maide suresinin 32. Ayetinde, “Kim, bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir.” buyurarak haksız yere bir cana kıymanın bütün insanları öldürmekle eşdeğer bir vahşet olduğunu bildirmektedir. Bu ayete ilk bakışta –hâşâ- abartılı bir anlatım olduğu sanılabilir. Ancak ayet ve insanın yapısı dikkatle incelendiğinde abartı olmadığı, gerçeğin ta kendisi olduğu anlaşılır. Ayette önemli birkaç hususa işaretler vardır:

Öncelikle, haksız yere suçsuz bir insan öldürenin, Allah katında, bütün insanları öldürmek kadar büyük bir cezaya müstahak olduğunu bildirir.

İkincisi: İnsanın doğasında isyan ve saldırganlık içgüdüsünün sınırsız olduğuna işaret eder. Masum bir insan öldürebilen zalimin, bütün insanları öldürebilme potansiyeline sahip olduğunu bildirir. Aslında, bırakın suçsuz bir insanı, suçlu bir insanı bile öldürmek çok zordur. Başta akıl olmak üzere insanı değerli kılan içyapısındaki erdemlerin baskısı bunu engeller. Ama cehalet ve benlik güçlü olunca, zalimlik ve saldırganlık damarı harekete geçer. Bir canı öldürünce de artık durdurulamayabilir, bütün insanları öldürme potansiyeline sahip olur. Tarih boyunca hatta günümüzde dahi katliam yapan, soykırım uygulayan nice canilerin varlığı bu gerçeği ispat eder. Araştırıldığında, yaşanan birçok vahşetin, bir caninin, hakkı olmayan basit bir çıkarı korumak uğruna olduğu görülecektir.

 Yıllardır İslam coğrafyasında hüküm süren diktatörlerin, masum Müslüman halka uyguladıkları zulüm ve katliam yalnızca kendilerini üstün gördükleri içindir. Bunun da firavunluktan farklı bir tarafı yoktur.

Müslümanların en büyük düşmanı cehalettir. Cehalet de yoksulluk ve ihtilafı doğurmuştur. İslam coğrafyasında devletler zengin ama halkları yoksuldur. Rableri, kitapları, kıbleleri bir olup ve daha nice birliklere sahip oldukları halde ihtilaf içindedirler. Cehalet, yoksulluk ve ihtilafın birlik olup halkı tutması sonucu zihinlere bir kâbus gibi çöken “ümitsizlik” ortaya çıkmıştır. İşte diktatörlere hayat kaynağı olan bu ümitsizliktir. Zorbaların ümidi, halkın ümitsizliğinden beslenmektedir. Oysa Allah’tan ümit kesmemek Allah’ın emridir. Bu itibarla kaderin bir nevi cezası olarak, bir süreliğine zalimlerin baskısına maruz kalmaktadırlar. Peygamberimiz (ASV) “Zalim, Allah’ın kılıcıdır; onunla intikam alır, sonra ondan intikam alır” buyurmakla bu gerçeğe işaret etmiştir.

Zalimleri anlatan ayetler incelendiğinde bazı ilginç ayrıntılar ve incelikler göze çarpmaktadır: Zalimlerden şahıs olarak değil, daha çok “el-kavmi’z-zalimîn: zalim topluluk” şeklinde söz edilmektedir. Bu da, bir şahsın yalnız başına zulüm edemeyeceğine, zalimlerin ancak bir topluluk desteğiyle zulmü icra ettiklerine işaret eder. Zalimler topluluğunun her bir ferdi bizzat zulme katılmayabilir; kimi onaylamakla, kimi alkışlamakla, kimi ona taraftar olmakla, kimisi de zulüm karşısında sessiz kalmakla katkıda bulunur ve o zulme katılmış olur. “zulme rıza zulümdür” hadis-i şerifi de bunu ifade etmektedir. Zalimlere zemin hazırlayan sessiz kalmakla zulmü destekleyenlerdir. Onlar da o zalim kadar zulme ortaktır. 

İsrail’in üç yıldır Filistinlilere uyguladığı soykırıma maalesef Müslümanların geneli sessizliğini sürdürmektedir. Birkaç duyarlı Müslüman her gün canhıraş bir şekilde "Filistin topyekûn yok ediliyor, İsrail durdurulmalıdır, yoksa Filistin diye bir yer kalmayacak, Filistinliler olmayacak." diye feryad ediyorlar ama gücü ve imkânı olan hiç kimse kılını kıpırdatmıyor. Filistinlileri savunan tek güç olan Hamas ve Kassam yok edildi. İsrail ayırım yapmadan her Filistiliyi öldürmeyi o mel'un kafasına koymuştur. Hiç bir engelle karşılaşmadan, en küçük bir tereddüt yaşamadan, büyük çoğunluğu duyarsız, suskun, korkak ve sadece keyfine bakan iki milyarlık ümmetin gözünün içine baka baka bu insanlardan istediği kadarını, istediği şekilde öldürüyor.   

Zalimlere ve destekçi seyircilerine ilahi azabın hemen gelmemesi, bunların cezasız kalacağı anlamına gelmez. Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle buyurmuştur: “İnkâr edenler, onlara mühlet verişimizi kendilerinin hayrına sanmasınlar. Biz onlara, günahlarını arttırsınlar diye mühlet veriyoruz. Sonunda onlar için aşağılayıcı bir azap vardır. (Al-i İmran, 178.) Peygamberimiz (sav) de "İnsanlar zalimi görüp de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah'ın kendi katından genel bir azabı onların hepsinin üzerine göndermesi yakındır." (Tirmizî, Fiten 8.) buyurmuştur. Bu ayet-i kerime ve hadis-i şerif işaret eder ki, şimdilik ilahi azabın bizi yakalamaması, dehşetli ve umumi bir azap için verilen mühletten dolayıdır. Biliniz ki, bu masumların yok edilişini seyretmek, zalim İsrail kadar bu ümmetin yanına da kâr kalmayacaktır. Bediüzzaman’ın dediği gibi, “Bu derece kuvvet ve şiddet ile tekrar edilen tehdîdât-ı Kuraniye’yi hakikatsiz tevehhüm etmekten şeytan bile kaçar.” (Asâyı Musâ) Demek ki, bunu dikkate almayanlar, şeytandan daha aşağılıktırlar.

Unutulmamalıdır ki hiçbir zulüm, zalimi hedefine ulaştıramamıştır. Kur’an’da sözü edilen Firavun’un, üçyüzbinden fazla masum çocuğu öldürmesi Musa’nın gelişini engelleyememiştir. Nemrut’un tüm çabaları, akıl almaz en vahşice zulüm olan ateşe atması İbrahim (AS)’ı durduramamıştır. 

Bediüzzaman’ın tabiriyle, fena ve fani bir adamın güzel ve bâki (fani olmayan) şöyle bir sözü vardır:

                Zulmün topu var, güllesi var, kal’ası varsa,

                Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır

                Hakkın kolu elbette bükülmez ve yüzü dönmez, zulme uğrayanlar Hakka sarıldıkça mağlup olmayacaklardır. Cennet gibi yaratılan bu dünyayı cehenneme çeviren zalimlerin kabuk bağlamış vicdanlarını eritmek için cehennem gerekir. Bilinmelidir ki zalimlerin cezası çetin olacaktır. Zalimler için yaşasın Cehennem!

 

ZULMÜN SINIRSIZLIĞI

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.