Ümit hayattır, ümitsizlik yokluktur. Zindanda bağlı bir mahkûm düşünün… Kapılar arkasında, iç içe kalın duvarlar.. Kapılar kitli ve o kalın duvarlardan daha kalın karanlıklar…
Elleri ayakları zincire vurulmuş kımıldayamıyor! Hiçbir kurtuluş emaresi yok. O ilkin çırpınıyor, içindeki his, zincirleri zorluyor, kuvveti yetmeyince mayışıp bitap düşüyor. Hareketsiz, bitkin, yorgun. Ve içi de kararıyor! İşte ümitsizlik budur. Bu durumdaki biri eğer kendine gelmezse yaşayamaz. Ama o mahkûm, bir kapının açılış tıkırtısıyla beraber kendisini kurtarmaya gelen güçlü arkadaşının sesini duyarsa, birden hareketlenir. O ses, içinin karanlığını yırtar. İşte bu da ümittir…
Ümitsizlik, içini aydınlatan manevi ışığın sönmesidir. Ümit ise, o ışığın sönmemesidir.
Ümit, kurtulma çarelerini araştıran bir nurdur, imandır; harekete, çırpınmaya, cesaretlenmeye sebeptir. Ümitsizlik küfürdür; hareketsizliğe, tembelliğe, bitkinliğe, korkaklığa, kısacası kurtuluş çarelerinin yokluğuna sebeptir!
Ümit, kurtuluşa inanmaktır. Misaldeki mahkûm, kurtuluşa inandığı ölçüde çırpınır, çare arar. Ümit, Hızır gibi bir hayırhah, nurani, semavi bir zattır. Ümitsizlik ise, aldatıcı, dessas, hannas bir şeytandır!
Misaldeki mahkûmun durumundan yüz derece daha kötü duruma düşen Yunus (A.S.) gerçek bir ümit üstadıdır! Çünkü karanlık gecede, uçsuz bucaksız bir okyanusta, canavar bir balığın karanlık karnında, yutulmuş vaziyette ve kurtuluşuna hiçbir çare bulunmadığı bir sırada ümitsizliğe düşmemiş, Rabbine iltica ederek “ümit sınavını” kazanmış ve kurtulmuştur. Zira onun inandığı Rab, her şeye her an hükmeden, Esma-i Hüsna sahibi bir zat-ı Akdes’tir..
Müslümanlar, Yunus (A.S.)’ı örnek almalıdırlar. Kur’an, içimizde her an ümit ışığı bulunsun diye onu anlatmıştır. İç içe karanlıklar, aklı kapatan imkânsızlıklar içinde bile kurtuluşun mümkün olduğunu bize göstermektedir. Bu nedenle Müslüman, asla ümitsiz olmamalı. Çünkü müslümanın kurtarıcısı, her şeyi avucunda tutan yerin ve göklerin sahibi ve Yunus (A.S.)’ı kurtaran Allahu Teala’dır!
Ancak unutulmamalıdır ki, kalpte ümit ışığıyla birlikte, Allah’ın yüklediği görevleri de yerine getirmek gerekir. Bu ikili aynen “İman ve salih amel ikilisi” gibi bir bütünün ayrılmaz iki boyutu durumundadır.
Odamızı aydınlatan ışık kaynağının düğmesini açmazsak, lambanın varlığı fayda vermez. Ümit, bir ışıktır; onun aydınlığını görmek için çırpınış gerekir. Allah’ın yüklediği görevleri bile bile Allah’a havale eden tembellerin “Allah yapar, O bizi kurtarır, O’ndan ümitliyiz” diyerek ümidin gerektirdiği hiçbir çırpınışı gerçekleştirmemeleri boş ve kuru bir laftan ibarettir! Böyle bir tavır, ümitsizlik zakkumunun çiçeğidir, yanıltıcıdır!
İnsan, ümit ettiği sürece yaşar. İçinde ümit ışığını kaybeden kimsenin yaşama şansı yoktur. Ölüm ve hayatın iç içe olduğu bu dünyada, hayatı, ölümün “lezzetleri yok edici” pençesinden kurtaran da ahretle ilgili var olma ümididir. Ahiret hayatına inanmadıklarını söyleyen inançsızlarda bile mutlaka “ölümden sonra da var” olma ümidi bulunmaktadır. Çünkü bu ümidi tamamen yitirenler yaşayamaz. Her ne kadar dilleriyle inkâr da etseler, içlerinde sakladıkları ümit ışığı yaşamalarını sağlıyor. Birçok yönden yalancı oldukları gibi bu noktadan da yalancı oldukları ortaya çıkmaktadır.
İnsan, bir sıkıntıya maruz kaldığında, hemen içindeki ümit ışığı, teselli edici veya kurtarıcı bir ümit arar. Bu ümit sıkıntıları giderir, onu hayata bağlar. Sıkıntı ve musibetlerle dolu bu dünya hayatında ümit, vazgeçilmez bir dayanaktır. Aldırmamak da her zaman çare değildir. Bu nedenle iç âlemindeki ümit ışığına cevap verecek olan külli bir ümit gerekir.
Bütün insanlığa ümit veren, kâinatı nur ve huzurla dolduran yegane zat, Muhammed (A.S.V.)’dır. İncil’de bile kendisinden “Tesellici” diye söz edilen bu büyük peygamberin mesajıyla inkârcılar dahi ümide kapılmışlardır.
Ümidin unsurlarından biri de “sabır”dır. Ümit, sabrı gerektirir; sabır, ümit ışını canlandırır. İnsan acelecidir, sabra katlanması zordur. Ama sabrettikçe ümidi artar. Sabrı elde edemeyen, ümitsizliğin pençesine düşer! Allah, dünya hayatını sabır sistemine bağlamıştır. Üzüm, hurma gibi bütün nimetler sabırla piştiği gibi, hayatımıza yön veren ve kalite kazandıran tüm ilimler de sabırla elde edilir. Hatta insanı olgunlaştıran, ilim tahsilindeki öğrenmeden ziyade, ilim çabalarına gösterilen sabırdır. Çünkü, öğrenilen veya ezberlenen bilgilerin çoğu sonradan unutulduğu halde sabır nedeniyle elde edilen olgunluk kalıcıdır..
İnsan ruhunda tohum gibi ekilmiş istidat ve kabiliyetler, sabır ve ümitle filizlenir. Güneş olmadan bitkiler yetişmez, dağlar ve tarlalar zümrüt gibi yeşillenmez. Ümit ışığı olmadan da insanın iç âleminde insanı insan yapan hüner ve karakterler olgunlaşmaz, gün yüzüne çıkmaz.
Bugün bize rehberlik eden eserlerin çoğu zindanlarda yazılmıştır. Bu da sabır ve ümidin meyvesidir.
Hasta, “ümitle” şifa bulur. Çoğunlukla alınan ilacın iyileştirme gücü, hastadaki ümit ışığı sayesindedir.
Demek ümit, hayatın güzelliklerini en sıkıntılı zamanlarda bile yaşatan, kâinatı hikmet dolu bir sanat galerisi haline getiren bakış açısı kazandırır. Ve dünyanın çalkantıları arasında kurtarıcı bir çırpınış olur. Müslümanlar, Kur’an ve Peygamber (A.S.V.)’dan aldıkları ışık sayesinde ümitlerini canlı ve etkin tutmalıdırlar. Ümitsizliğe yer vermemelidirler.