Muhterem Kardeşlerim…
Her yazımızda olduğu gibi, sizlere önemli konuları öncelikle sahih kaynaklardan, Tam İlmihal Saadeti Ebediyye, İmamı Rabbani Hazretlerinin Mektubat, Hakikat Kitab Evinin İhlâs Yayınlarından faydalanarak, bu yazımızda da “Ölü İçin Kurban Kesmek” konusunda sizleri bilgilendirelim istiyoruz.
Efendim;
“Dört delilin üçünü kabul etmeyip ‘Yalnız Kur'an’ diyen bir mezhepsiz diyor ki: Nahl sûresinin 44. âyetinde geçen beyan etmek ifadesi, ‘Gizlemeden bildir’ demektir, yoksa ‘Sen bunu açıkla’ demek değildir. Çünkü Kıyamet sûresinin 19. âyetinde de, ‘Âyetleri açıklamak Allah’a aittir’ deniyor. O hâlde herkes Kur'an’ı anlar. Kur'an-ı Kerim’i herkes anlayabiliyorsa, şu sorulara cevap yazar mısınız?
1- ‘Âyetleri açıklamak Allah’a aittir’ ne demektir?
2- Resulullah, Kur'an-ı Kerim’i açıklamak için yüz binlerce Hadis-i Şerifi niye bildirdi?
3- Madem âyetleri açıklamak Allah'a aitse, Peygamber Efendimiz hâşâ niye Allah'ın emrini dinlemeyip Kur'an-ı Kerim’de olmayan birçok haramları Hadis-i Şeriflerle açıklamıştır?
4- Eğer, Kur’an açık, herkes anlarsa, niye Allah, Kur'an-ı Kerim’in birçok yerinde ‘Resulüme uyun’ diyor? Niye ‘Yalnız Kur'an’a uyun’ buyurmuyor?
5- Kur'an-ı Kerim’i anlamak kolaysa, dilleri Arapça olan Eshab-ı Kiram’ın ileri gelenleri Âyet-i Kerimeleri niye Peygamber Efendimize sual ettiler?”
Efendim; bunları madde madde açıklayalım:
“1- Hazreti Katade, “Kur’an’ı açıklamak bize aittir” ifadesinin, “Onun muhtevasındaki helâlleri ve haramları açıklamak bize aittir” demek olduğunu bildirdi. Ayrıca, “Kur’an-ı Kerim’de yer alan vaatleri ve tehditleri açıklayıp, gerçekleştirmek bize aittir” anlamına geldiği ve Resulullah’a hitaben, “Senin dilinle açıklamak, bize aittir” demek olduğu bildirilmiştir. (Kurtubî Tefsiri)
Resulullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” beyan etmesi, onun diliyle Kur’an’ın açıklanması demektir. “Kur’an’ı insanlara beyan edesin diye sana indirdik” mealindeki âyette geçen beyan etmek, âyetleri, başka kelimelerle ve başka sûretle anlatmak demektir. Âlimler de, âyetleri beyan edebilselerdi, kapalı olanları açıklayabilselerdi ve Kur’an-ı Kerim’den hüküm çıkarabilselerdi, Allahü Teâlâ Peygamberine “sallallahü aleyhi ve sellem”, “Sadece sana vahiy olunanları tebliğ et” derdi. Ayrıca beyan etmesini emretmezdi. (Huccetullahi Alel-Âlemîn)
İmam-ı Kurtubî hazretleri de buyuruyor ki: Resulullah’ın beyanı iki türlüdür:
a) Kitapta mücmel [özet, kısa, kapalı] olarak gelen ifadeleri açıklamaktır. Beş vakit namaz, vakitleri, secdeleri, rükûları, bozanları, mekruhları ve diğer hükümleri; zekâtın miktarı, vakti, hangi mallardan alınacağı; haccın nasıl yapılacağı gibi hususların açıklamasını Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem” yapmıştır.
İki Hadis-i Şerif şöyledir:
“Haccın nasıl yapılacağını benden öğrenin.” [Müslim, Ebu Davud]
“Namazı benim kıldığım gibi kılın.” [Buharî]
b) Resulullah'ın ikinci beyan şekli, Allah’ın kitabının hükmünden başka hüküm ortaya koymaktır. Bir kadının halası ve teyzesiyle birlikte nikâhlanmasının haram kılınması, evcil eşeklerin ve parçalayıcı azı dişi olan yırtıcı hayvanların yenmesinin haram kılınması gibi hükümler buna örnektir. (Cami-ul-Ahkâm)
Kur'an-ı Kerim’in birçok yerinde, “Resulüme uyun” buyuruluyor. “Yalnız Kur'an” diyenler samimi olsaydı, Allah'ın emrine uyup Resulünün emirlerini de esas alırlar, “Yalnız Kur'an” demezlerdi.
2- Resulullah Efendimiz, Allahü Teâlâ’nın “Resulüme uyan, bana uymuş olur” emrine uyarak, Âyet-i Kerimeleri açıklamış, Kur'an-ı Kerim’de bulamadığımız binlerce hüküm bildirmiştir.
3- Peygamber Efendimiz, hâşâ Allahü Teâlâ’nın emrine aykırı iş yapmaz. “Yapar” denirse, bu, Allah'ı suçlamak olur. Allahü Teâlâ’ya itaat etmeyen Peygamber olur mu? Hâşâ Resulü yanlış iş yapar da, Allahü Teâlâ düzeltmez mi?
4- Resulü de, Allahü Teâlâ’nın bildirdiğini bildireceği için “Resulüme uyun” buyuruyor.
5- Elbette Kur’an-ı Kerim’i anlayamadıkları için sual ettiler. Anlayabilselerdi niye soracaklardı ki?
Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
Resulullah efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, herkese istidadına göre, Kur'an-ı Kerim’in manevî sırlarını açıklardı. [Buharî’deki] Hadis-i Şerifte, “Herkese aklına, anlayışına göre söyleyin, [dinin hükmünü] inkâr ettirecek şekilde söylemeyin ki, Allah’ı ve Resulünü yalanlamasınlar” buyuruldu.
Bir gün Peygamber Efendimiz, Hazreti Ebu Bekir’e "radıyallahü anh", Kur'an-ı Kerim’in ince marifetlerini onun seviyesine göre anlatıyordu.
Yanlarına Hazreti Ömer "radıyallahü anh" gelince, konuşma üslubunu ve bildirdiği sırları O’nun da anlayacağı şekilde değiştirdi.
Sonra Hazreti Osman "radıyallahü anh" ve daha sonra da Hazreti Ali "radıyallahü anh" geldi. Konuşmasını hepsinin anlayacağı şekilde değiştirdi. Her defasında değişik şekilde anlatması, oraya gelen zatların yaratılış ve istidatlarının farklı oluşlarındandı. (Mektubat-ı Masumiyye 1/59)
Hadis-i Şeriflerde, “Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu”, “Osman’ın şefaatiyle, cehennemlik yetmiş bin kişi, sorgusuz Cennete girecek” ve “Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır” buyuruldu.
Her üçü de, bu derece üstün olduğu ve Arapçayı çok iyi bildiği hâlde, Kur'an-ı Kerim’i değil, tefsirini bile anlayamadılar. Çünkü Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, herkesin seviyesine göre konuşurdu.
Eshab-ı Kiramın ileri gelenlerinden ve Cennetle müjdelenen on kişiden biri olan Hazret-i Ali "radıyallahü anh" gibi ilim deryası büyük bir zatın anlayamadığı tefsiri günümüzün mezhepsizleri nasıl anlayacak ki? O hâlde, Resulullah Efendimizin açıkladığından farklı bir şekilde Kur'an’a mânâ vermek yanlıştır.
Allahu Teâlâ cümlemizi Kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin. (Amin)