Muhterem Kardeşlerim…
Her yazımızda olduğu gibi, sizlere önemli konuları öncelikle sahih kaynaklardan, Tam İlmihal Saadeti Ebediyye, İmamı Rabbani Hazretlerinin Mektubat, Hakikat Kitab Evinin İhlas Yayınlarından faydalanarak sizleri bilgilendirelim istiyoruz.
Efendim;
Hak Allah indinde birdir, değişmez. İctihad da ictihadla nakz olmaz. Yani, bir müctehid öteki müctehidin ictihadı yanlış dese de geçerli olmaz. Müctehidler insanlara göre hata etmez ama birbirlerine göre hata etseler de ictihad ictihadı yok etmez. Yani hangisinin hata ettiği bilinemez. Müctehidler Allah’a göre hata veya isabet eder. Bunu da ancak Allah bilir.
Müctehid, diğer müctehid için hatalı veya isabet etmiş diyemez mi? O halde Ehl-i Sünnet de bu savaşlarda Hazreti Ali'nin haklı olduğunu söylüyor. Bunlar da ictihaddır. Ancak bu icma halini alan bir ictihad olduğu için, Ehl-i Sünnet Âlimlerinin hepsinin yanılma ihtimali olmayacağı için, yani âlimler hatada birleşmeyeceği için, Allah indinde de Hazreti Ali haklıdır. Ötekiler de farklı ictihadda bulundukları için onlara haksız denmez. Şunu da bilmelisiniz ki, hak ile doğru farklıdır. Dört hak mezhebin bütün hükümleri, ictihadları haktır, ama hangisinin doğru olduğunu ancak Allah bilir. Bunun için Hak Allah indinde birdir yerine, Doğru Allah indinde birdir demek gerekir.
Şafii ve Hanefi’nin kan çıkınca abdestin bozulup bozulmayacağı hususunda, hangisinin isabet ettiği konusunu Allah’a havale eden Ehl-i Sünnet, Sıffin ve Cemel savaşlarındaki ictihadı Allah’a havale etmeyip Hazreti Ali’nin haklılığına hükmetti. Vahiy kesildi ama keramet kesilmedi. Ehl-i Sünnet içinde binlerce keramet sahibi Âlim var idi, ilim ile bildikleri gibi, keşf ile de bunu bilmişlerdir.
Nisa suresinin 93. Âyetine göre, “Bir mümini öldürenin cezası, içinde temelli kalacağı Cehennemdir” “Ali ile savaş, benimle savaştır” Hadisine göre Müslümanlar da birbiri ile savaşır.
Bir Âyet meali şöyledir:
“Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine [haksız olarak] saldırırsa, Allah'ın emrine dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve adaletli davranın. Allah, âdil davrananları elbette sever. Müminler ancak kardeştir. O halde kardeşlerinizin arasını ıslah edin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz.” [Hücurat 9,10]
Görüldüğü gibi, Allah, iki Müslüman ordunun birbiri ile savaşabileceğini bildiriyor. Onlar mümindir buyuruyor. Müminler kardeştir buyuruyor. Kardeşlerinizin arasını düzeltin buyuruyor. Allah’ın bu emirlerine uymayıp da savaşanlardan bir tarafa kâfir demek ne kadar yanlıştır. Cennet ile müjdelenen Eshab-ı Kiram’dan herhangi birine kâfir demek, küfre sebep olur. Eshab-ı Kiram’ın istisnasız hepsinin Cennetlik olduğu Âyet ve Hadislerle bildirilmiştir.
Bir Âyet meali şöyledir:
“Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Fakat Allah hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vaad etmiştir.” [Hadid 10]
Âyet-i Kerime’de, sapıklara fırsat vermemek için, ve küllen vaadallahül hüsna buyuruluyor. Yani Allah hepsine Cenneti söz vermiştir buyuruluyor. Fazilet bakımından elbette Mekke’nin fethinden önce Müslüman olanlar, daha sonra Müslüman olanlardan daha üstündür. Ama hepsi de Cennetliktir.
Hepsinin Cennetlik olduğuna dair başka bir Âyet-i Kerime meali:
“Muhacirlerin [Mekke’den hicret eden eshabın] ve Ensarın [Medine’de muhacir eshaba yardım edenlerin] önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır ve bunlar da, Allah’tan razıdır. Allah bunlar için, altından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır.” [Tevbe 100]
Eshab-ı kiram birbirine olan düşmanlıkları sebebiyle değil, hakkın ortaya çıkması için savaşmışlardır. Onlar birbirinin dostu idi.
İşte Âyet-i Kerime meali: “İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve [hicret eden eshabı] barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır.” [Enfal 72]
“Eshab-ı Kiramı birbirine düşman gibi göstermek bu âyete de aykırıdır. Eshabın hepsi Cennetliktir.”
1- Âişe validemiz de eshabdan olduğu için Cennetliktir.
2- Resulullah’ın hanımları müminlerin annesi olduğu için Cennetliktir. (Ahzab 6)
Anne ile evlenilmez. Hazreti Âişe ile de evlenmek haramdır. (Ahzab 53)
Bir Hadis-i Şerif meali de şöyledir:
“Benimle evlenen kadınlar Cehenneme girmez.” [Deylemi, İ. Neccar, Şirazi]
3- Nur suresinde Allahü Teâlâ onun temiz olduğunu bildirip onu övdüğü için Cennetliktir.
Bunlara rağmen İbni Sebecilere uyup da ona kâfir diyenin kendisi kâfir olur.
Hazreti Ali Müslüman değildir diye onunla savaşan kâfirdir; fakat Hazreti Ali, fitneyi önleyemedi, biz önleriz diye, onunla savaşan, kâfir olmaz. Kâfir olmadığı da Kur'an’da açıkça bildiriliyor.
Son söz:
Hazreti Ali ile harp edenler, onların dillerine doladıkları birkaç kişi değildi. İslam büyüklerinden binlerle kimse idi.
[Kısas-ı Enbiyada, Hazreti Ali ile harp edenlerin sayısının, Cemel, yani deve vakasında otuzbin olduğu yazılıdır. Sıffin vakasında, Hazreti Ali ile harp edenlerin yüzyirmibin kişi olduğu bildirildi. Her ikisinde ölenlerin toplamı kırkbeşbin idi. Abdullah bin Sebe ismindeki Yahudi ve arkadaşları, Müslüman görünerek, Eshab-ı Kiram arasına fitne soktular ve binlerce Müslüman’ın şehit olmasına sebep oldular. Yahudilerin birçok Peygamberi dahi şehit ettikleri Kur’an-ı Kerimde bildirilmektedir.]
İyi bilinmelidir ki, Eshab-ı Kiram’ın işlerine karışmak, onlar hakkında, aklına geleni söylemek, bir Müslüman için, son derece edepsizlik ve zavallılıktır. Müslüman ismini taşıyan kimse, Eshab-ı Kiram arasındaki ayrılıkları, çekişmeleri, Allahü Teâlâ’ya bırakmalı, hepsini iyi bilmelidir. Onları sevmek Muhammed aleyhisselamı sevmek demek olduğunu bilmelidir. Çünkü “Onları seven, beni sevdiği için sever” buyurdu. Bir Müslüman için, kurtuluş yolu, ancak budur.
Ehl-i Sünnet Âlimlerinin buyurduklarına bakalım:
İmam-ı A’zam hazretleri:
“Eshab-ı Kiram’ın tamamını hayırla anarız.”
İmam-ı Şafii ve Ömer bin Abdülaziz hazretleri:
[Eshab-ı Kiram arasındaki savaşlar hakkında] “Allahü Teâlâ, ellerimizi, bu kanlara bulaşmaktan koruduğu gibi, biz de, dilimizi tutup, bulaştırmayalım.” [M.Rabbani c.2, m.96]
İmam-ı Gazali hazretleri:
“Eshab-ı Kiram arasındaki olayları mübalağalı anlatmak haramdır. Çünkü onları sevmemeye sebep olur. Dinimizi bize ulaştıran onlardır. Birini kötülemek, dini yıkmak olur.” [Envar Li-Amel-İl-Ebrar]
Seyyid Ahmed Rıfai hazretleri:
“Eshab-ı Kiram arasındaki olaylar üzerinde aşırı konuşmak, fikir yürütmek, hiç caiz değildir. Hepsini sevmek gerekir. Allah hepsinden razıdır.” [Tevbe 100, Maide 119, Fetih 18]
İbni Hacer-i Mekki hazretleri:
“Eshab-ı Kiramın hepsi Adil, Salih, Evliya ve Müctehiddir. Eshab-ı Kiramdan birini kötülemek, Allahü Teâlânın razı olduğunu bildirdiği Âyetlere inanmamak olur.” [Savaik-ul-Muhrika]
Eshab-ı Kiram, bizim ölülerimiz olduğu için kötü söz söylenmez. Çünkü aşağıda birkaçını yazdığımız Hadis-i Şeriflere aykırı olur.
“Ölülerinizi hayırla anın, iyiliklerini söyleyin, kötülüklerini açıklamayın.” (Tirmizi)
“Ölülerinize sövmeyin, onlar amelleriyle başbaşa kalmıştır.” [Buhari]
“Hazreti Âişe, ’Lanetlik İbni Kays ne yapıyor?’ diye sorar. Oradakiler ’Öldü’, derler. Hazreti Âişe hemen, Estagfirullah der. ’Neden önce lanetledin, sonra istigfar ettin?’ diyene, ’Resulullah ’Ölülerinizi kötülemeyin’ buyurduğu için’ diye cevap verir.” [İbni Hibban]
Diğer maddelerde ve bu maddede bazılarını yazdığımız Âyet-i Kerimeler ve Hadis-i Şerifler gösteriyor ki, Allahü Teâlâ ve O’nun Resulü, Sahabe-i Kiram’ın hepsini adil bilmiştir. Allahü Teâlâ’nın ve Onun Peygamberinin adil bildiği kimseleri, başkalarının adil bilmemesinin ne ehemmiyeti ve zararı olur? Eğer Sahabe-i Kiram, Âyet-i Kerime ve Ehadis-i Şerife ile meth ve sena edilmemiş olsaydı bile, İslam’a yardımları ve bu uğurda mallarını ve canlarını, ana, baba ve evlatlarını feda etmeleri ve Peygamber Efendimize yardım etmeleri ve imanlarının kuvveti, hepsinin adil olduğunu ve böyle itikad etmemiz lazım geldiğini açık olarak göstermektedir. Ehl-i Sünnet Âlimlerinin mezhepleri de budur. (Eshab-ı Kiram)
Allahu Teâlâ cümlemizi Kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin. (Amin)