OYUNCAK VE ZULÜM

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bazı ailelerin, çocuk istiyor ya da onunla oynasın diye  oyuncak niyetiyle, balık, kuş, civciv, tavşan gibi canlı hayvan aldıklarını  görüyoruz. Çocuklarının eğlencesini dinin emir ve yasaklarının önüne geçiren, çocuklarını bir nevi putlaştıran ailelern söz konusu bu canlı hayvan oyuncaklarına ilgileri oldukça artmıştır.  Çocuğun oda dolusu oyuncağı kesmiyor, canlı hayvan alıyorlar. Özellikle babalar bu işin başını çekiyor.   Çocuklarına oyuncak olarak canlı hayvan alanlar, farkında olmadıkları bir zulmün vebali altındadırlar. Zavallı hayvanlar, alabildiğine şımartılmış çocuğun elinde eziyet ve işkence görüyorlar. Adeta İsrail zindanlarında işkence çeken Filistinli çocuklar gibi acı çekiyorlar. Bir süre sonra hayvancağız dayanamayıp ölüyor ama zavallının ölümüyle iş bitmiyor, hemen gidip aynı hayvandan bir daha alıp getiriyorlar. Eziyet vererek kaç hayvan öldürdüklerini ancak Allah biliyor. Üstelik bu zulme sebep olan aileler büyük ölçüde dindardırlar, ibadetlerini aksatmazlar haramlardan kaçındıklarını, bu konuda titiz olduklarını iddia ederler. Oysa arşı titreden bu büyük vebali dikkate almazlar, önemsiz görürler. "Ne olmuş yani, çocuk  onunla oynuyor, hayvanları tanımaya çalışıyor." derler.

Bu zulüm ve zulümde ısrar etme tutumu İsrail'in zulmünü hatırlatıyor ikisi aynı mantık temeline dayanıyor. İsrail gelecekte çocuklarına tehdit oluşturmasın, çocukları keyif etsin, korkmasın diye Filistinli çocukları, bebekleri öldürüyorlar. Yani kendi çocukları için başka çocukları öldürüyorlar. Aynen bunun gibi bizimkiler de kendi şımarık çocuklarının keyfi için hayvanların ölümüne eziyet görmesine göz yumuyorlar ve bunu normal görüyorlar işte bu sorumsuzluk ile İsrail'in yaptığı zulüm aynı mantığa dayanmaktadır. Bugün çocukları için hayvanların ölümüne sebep olan yarın kendi çocukları için başka çocukların ölümüne göz yumabilir. Canlı hayvanlı oyuncak edinme zulmünün bir adım sonrası budur. Şimdilik hayvanların vebaline girenler, yarın kendi çocuklarının keyfi için başka çocukların da vebaline girmeleri mümkün görünüyor. Zaman zaman bu aşamaya geçenler de yok değil. Bunu yapanlar Müslüman olsalar da,  çocuğu için her şeyi mübah görme anlayışının temelindeki bu mantık Yahudi mantığıdır.

Peygamberimiz (asv) hayvanlara eziyet etmeyi, hatta onları üzmeyi yasaklamıştır. Sahabeden İbn-i Abbas (ra) anlatıyor: “Bir yolculukta Peygamberimizle (s.a.v) beraberdik. Konakladığımız yerde iki kuş yavrusu görmüş ve onları almıştık. Derken yavruların annesi geldi ve etrafımızda dolaşmaya başladı. Peygamberimiz (asv) durumu görünce: “Yavrularını alarak bu kuşu kim üzdü? Yavrularını ona veriniz.” buyurdu. (Ebu Davud, Cihad, 112)

Hayvanlar, bir Rahmet-i İlâhî olarak ve verilen değer itibarıyla insanların hizmetine verilmiş, onların fıtratına insanın saygınlığı yerleştirilmiştir. Küçücük bir çocuk koca bir file hükmedebilmektedir. Ancak yararlanmak maksadıyla olmadıkça hayvanları öldürmek zulümdür. Peygamberimiz (asv) şöyle buyuruyor:

“Kim gereksiz yere bir serçe kuşunu öldürürse, o hayvancağız kıyamet gününde: ‘Ya Rabbi, falanca beni faydalanmak için değil de keyfi için öldürdü.’ diye Allah’a şikayet edecektir.” (Nesâi, Dahâyâ, 8.)

Yine “Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkun” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44.) buyuran Peygamber (asv) bindiği deveye beddua eden bir kadının hayvandan aşağı indirilmesini emretmiştir. (Müslim, Birr, 80.)

Hayvanları köpek ve kediden ibaret sayan, diğer hayvanlara eziyet ve zulmü reva gören günümüz sapkın ve sahtekar sözde hayvansevelerin inadına hayavan haklarını gözetmek asıl olarak ve bütünüyle İslam’ın işidir. Peygamberimiz (asv) hayvanlara hakaret edilmesini, onların özellikle başlarına vurularak dövülmelerini, yüzlerine damga basılmasını yasaklamıştır.(Müslim, Libas, 106-112.) 

Masum çocukların hayvanlara karşı işledikleri suçlardan, yaptıkları eziyet ve işkencelerden, hayvanı eğer onlar eğlensin diye getirmiş ve buna sebep olmuşlarsa baba ve anneleri sorumludur. Ama ailenin dışında anne-baba sebep olmadan küçük yaşlarda bir masum çocuk, "hayvanlara merhamet etmek" şeriat-ı fıtriye kanununa uymayıp buna aykırı davranarak bir hayvana zarar verse, ya bir yerden düşer, ya bir yerini yaralar, ya da bir şeyden zarar görür, bir şekilde cezasını çeker. 

Bediüzzaman, hem çocukların hayvanlara karşı işledikleri suçların, hatta hayvanların bile kendi aralarında yaptıkları haksızlığın asla karşılıksız kalmayacağını şöyle açıklamıştır:

“Arkadaş! Masum bir insana veya hayvanlara gelen felâketlerde, musibetlerde, beşer fehminin anlayamadığı bazı esbab ve hikmetler vardır. Yalnız meşiet-i İlâhîyenin düsturlarını hâvi şeriat-ı fıtriye ahkâmı, aklın vücuduna tâbi değildir ki, aklı olmayan bir şeye tatbik edilmesin. O şeriatın hikmetleri kalb, his, istidada bakar. Bunlardan husule gelen fiillere, o şeriatın hükümleri tatbik ile tecziye edilir. Meselâ: Bir çocuk, eline aldığı bir kuş veya bir sineği öldürse, şeriat-ı fıtriyenin ahkâmından olan hiss-i şefkate muhalefet etmiş olur. İşte bu muhalefetten dolayı, düşüp başı kırılırsa müstehak olur. Çünki bu musibet, o muhalefete cezadır. Veya dişi bir kaplan, öz evlâdlarına olan şiddet-i şefkat ve himayeyi nazara almayarak, zavallı ceylânın yavrucuğunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra bir avcı tarafından öldürülür. İşte hiss-i şefkat ve himayeye muhalefet ettiğinden, ceylâna yaptığı aynı musibete maruz kalır.” (Mesnevi-i Nuriye, Katre.)

OYUNCAK VE ZULÜM

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.