Yahudilerin Müslümanlara düşman olması normal. Fırsatını bulduklarına soykırım uygulaması da normal. Düşmandır, zalimdir, teröristtir, yapar.
Amerika'nın Müslüman düşmanlığı da normal. Hıristiyan Avrupa devletlerinin Müslüman düşmanlığı ve Yahudileri desteklemeleri de normal. Çünkü Kur'an'a ve İslam'a husumetleri var ve küfür tek millettir.
Amerika sayesinde devlet başkanı veya kral olan Müslüman devlet yöneticilerinin Müslüman düşmanlığı da normal. Koltuklarını ve çıkarlarını korumak, sömürü ve zulme devam edebilmek için kendilerini İslam düşmanlığına mecbur görüyorlar, bu da normaldir. Ama normal olmayan, acayiplerin en acayibi, affedilmez bir sapkınlık olan şudur:
Yahudi destekçisi liderlerin halkları olan Müslümanların, İslam, Kur'an ve Müslüman düşmanı olup, İsrail'den yana bir tutum içinde olmalarıdır. Kur'an okuyorlar ama Kur'an düşmanlığı yapıyorlar. İbadet ediyorlar, Cuma namazı kılıyorlar, dua, ediyorlar, sala okuyorlar ama İslam düşmanıdırlar. İşte bu normal değildir.
İsrail Gazze'ye saldırınca Şiîler, Sünnilerle aralarındaki görüş ayrılıklarını bir kenara bırakıp İslami kardeşlik hukukunun gereğini yaparak lider ve komuta kadrosuyla beraber, binlerce insanlarını şehit verme pahasına Sünni ve Şafiî olan Gazze'ye sahip çıktılar Gazze'yi desteklediler.
İspanya müslüman olmadığı halde, devletiyle, halkıyla vicdani ve insani yönünü işlettirerek, İsrail'e karşı çıktı, bu mel'unla her alanda mücadeleye girişti. Müslüman Sünniler ne yaptı? Az bir kısmı hariç diğerleri İsrail’in soykırımı karşısında kulaklarını tıkadılar, gözlerini kapattılar ve hiçbir şey yokmuş gibi normal hayatlarına devam ettiler ve keyiflerine baktılar. Abartılı düğünler, çeşitli eğlenceler; keyif çatmaktan ibaret aktiviteler, merasimler, maç kutlamaları; İsrail destekçisi firmaların ürünlerini en ufak bir tereddüt göstermeden almak, kullanmak; İsrail mallarını boykot etmemekle beraber, boykot edenleri eleştirmek gibi müminlikle asla bağdaşmayan tutum ve davranışlar içindedirler. “Neden açık İsrail destekçisi coca-cola’yı içiyorsun? Bari onu boykot et!” diye uyaran Müslümanlara, “Ben bu tada alışkınım, onu bırakamam!” şeklinde cevap veriyor. Ya da “Müslüman kardeşlerini ve bebeklerini öldüren soykırım yapan bu Siyonistlerin mallarını boykot etmeye neden katılmıyorsun?” diyenlere, “Ben niye boykot edecekmişim, devlet boykot etsin!” diyor. Hatta Şiî müslümanlar, Sünnî Gazze’ye sahip çıkarken, Sünnilerin önemli bir kısmı İsrail'i destekler bir tutum içinde bulunuyorlar. Bunu normal gören, anormaldir.
Müslüman devletlerin İran ve Gazze’ye karşı Amerika ve İsrail’in yanında yer alıp bu zalim kâfirlere yardım ve yataklık etmesi normal değil.
Kendisini “Hadimu’l-Haremeyen: iki haremin hizmetkârı” diye takdim edenlerin, Müslüman masumlara karşı savaşta Amerika ve İsrail’in yanında yer almaları normal değil. Kâ’be’nin yanında “Lebbeyk Allahumme lebbeyk!” diye bağıranların, İsrail mallarını boykot bile etmemesi normal değil.
Yahudilerin, sayıları 12 bini aşkın çocuk, kadın ve diğer masumlardan oluşan Müslüman kitleye idam kararı alması normal ama ümmetin ve liderlerinin buna tepkisiz kalması normal değil. Yahudi mel’unların camileri yıkması, ezanı yasaklaması normaldir ama, camiye gidenlerin, ezan okuyanların buna duyarsız kalması normal değil.
Müslümanların, soykırıma uğrayan kardeşlerine karşı duyarsız, vicdansız, katı kalpli bir tavır içinde bulunmaları normal değildir. Çünkü kardeşlik, vicdan, merhamet, rikkat, duyarlılık gibi İslami hasletler aslında İslam’ın nişaneleridir. Buna karşılık İspanya gibi Hristiyan, ya da sosyalist ülkelerin ve liderlerinin İsrail’e karşı çıkması ve Gazze ile İran’ın yanında yer alması, insanlığın gereğidir. İnsani olarak normal olan budur. Bu durum Bediüzzaman’ın şu sözlerini akla getirmektedir:
“İslâmiyet iltizamdır (taraftarlıktır); iman iz'andır. (şüphelerden uzak kesin bir şekilde inanmaktır) Tabir-i diğerle, İslâmiyet, Hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır (boyun eğme ve itaat etmektir); iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir. Eskide bazı dinsizleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur'aniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette Hakkın iltizamıyla İslâmiyete mazhardı (erişmiş, nail olmuştu); "dinsiz bir Müslüman" denilirdi. Sonra bazı mü'minleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur'âniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar; "gayr-ı müslim bir mü'min" tabirine mazhar oluyorlar.” (Mektubat, Dokuzuncu Mektub.)