Bir baba yadigarı. Yılların emeği ve alın teri var bu eser de.
Bir meyve ağacı düşünün, on yıllarca emek vereceksiniz, sürümü, budaması, ilacı vs. Ardından altın değerinden meyve alacaksınız.
İşte bunun adı "Antep fıstığı".
Bir evlat gibi.
Gözünüz gibi bakacaksınız. Hiçbir emekten yoksun bırakmayacaksınız.
Ardından hem lezzetli hem de ekonomik değeri yüksek bir ürün alacaksınız.
Antep fıstığının ana vatanı Şanlıurfa.
Her ne kadar ismi Antep fıstığı olsa da.
Bu ürünü elde etmek için büyük bir sabırla hizmet etmek lazım.
Antep fıstığı, sıcağın delisi.
Böyle olunca da, ona hizmet eden çiftçi de ister istemez sıcak ile imtihan olur.
İşte burada başlar, çiftçinin sabırla ateşe meydan okuması.
Her yiğidin işi değil.
Sıcaklık ile mücadele etmek.
Hele Ağustos ayında Şanlıurfa'da 55 dereceyi bulan Güneşin sıcaklığı ile Fıstık toplamak.
Toplarken de tane tane kese de biriktirmek.
Sonrası da büyük zahmet.
Açık güneşte römorka yüklemek.
Fabrika ya götürüp teslim etmek.
Sadece sıcaklık yok bu imtihan da. Toprak ve toz.
Üstünüz ve başınız bir dilenci şekline girer.
Tüm bu zahmet, bir Fıstığın sofraya gelişin bir miktar serüveni.
Eskiden su olmadan da yetişir diye bilirdik Fıstığı.
Ancak, her meyve ağacı gibi Fıstık ağacı da suya muhtaç.
Su ile hayat bulur Antep fıstığı.
Ardından yemyeşil bir görünüm ve Rabb'imin en büyük lezzetlerden birini için de barındırır.
Tatmak.
Lezzet harikası.
Bir nimet.
Kalın selâmet ile.