SORUN ÜRETİM Mİ?

Ekonomik Facianın Resmi   

Türkiye adeta ekonomik bir çöküş yaşıyor veya Türkiye’ ye yaşatılıyor. Bunu söylemek için bir ekonomist olmaya gerek yok. Toplumun büyük kısmı bunu iliklerine kadar yaşıyor. Bu durumu sık sık gündeme getirmek ve çözümlerini konuşmak, yaramıza merhem aramak da gerekli ve bir sorumluluk.   Siyasi anlamda sistemin resmiyle ekonominin ilgisi olmasına rağmen ekonomik kulvarda kalmaya çalışarak tabloyu dikkatlerinize sunmaya gayret etmeye çalışacağım. Zira tablo, açıkça görünüyor ve siyasette yaşananlar da artık ekonomiden daha az incitici ve tiksindirici değil. İşin diğer incitici tarafı, bu yaşananların uygulanan ekonomik programdan kaynaklanıyor olduğunun bilinmesi ve hatta itiraf edilmiş olması. Ekonomide öteden beri uygulanan sistemsel sınıflılığı ve taksimatı yani her sınıfın ülke ekonomisinden aldığı payı, taksimattaki temel/sistemsel yanlışlığı konuşmalı ve buraya neşteri vurmalı. Zira buraya küçük bir dokunuşun, 50 milyonluk bir kesimin gelirini yoksulluk sınırının üzerine çıkarabileceği ve yoksulluğu ortadan kaldırabileceği ekonomik verilere göre, mevcut ekonomik durumda bile mümkün. Yani ekonomik tablonun yaşanan mevcut durum olmayabileceği mümkün, yani yaşanan durum, yaşatılan durumdur. Sadece ekonomide değil; siyasette de, diğer alanlarda da esas sıkıntının sistemsel olduğunu, bu süreçlerin bilinçli program ve projeler doğrultusunda sürdürüldüğünü ve böyle olmayabileceği zaten itiraf da edilmekte. İşin ehli ve sahada pratikleri olan Vedat Kahyalar’ ın ‘ekrangazetesi.com’ sitesinde kaleme aldığı tespit ve görüşleriyle sürdürelim: “Yıllarca girişimcilik dersleri verdim, yeni girişimcilik diye de bir kitap yazdım. O derslerde; Gelir ve satın alma alışkanlıklarına göre müşteri tiplerini anlattım, uzun uzun. Şimdi de yeni Türkiye'nin genel olarak gelir ve yaşam standartlarına bir göz atalım. Aslında müşteri gruplamalarıyla çok benzerlik taşıyor. En alttakilerden başlayalım. 5 ayrı kategoride ekonomik kümelenme var ülkemizde. Bunlara yakından bakalım: 

En büyük zorluğu yaşayanlar: YOKSULLAR; 

Bu kesim en alttaki yüzde yirmilik kesim. 17 milyonluk önemli bir kitle. Aylık sadece 150, yıllık ise 1.800 Amerikan Dolarlık gelirle yaşayan bu kesim ülke ekonomisinden bir yılda, sadece 30 milyar dolarlık toplam pay alabiliyor. Büyük kısmı gündelik işlerle geçimini sağlayan, ''Gün bulup, gün yiyenler ''Bunlara ilaveten düşük gelirli emekliler, çiftçiler, işsizler ve sığınmacılardan oluşan bu kesim açlık sınırının altında yaşıyor. Ağırlıklı olarak devletin ve belediyelerin sosyal destekleriyle ayakta durmaya çalışıyorlar.  

Ondan sonra gelenler;  

ORTANIN ALTINDA şanssız kitle;

45 milyonluk büyük kitleyi oluşturan bu kesim, asgari ücretliler, emekliler ve küçük esnaflardan oluşuyor. Bu kesim ayda 275, yılda 3.300 Amerikan Dolarlık kişisel gelire sahip. Bu büyük grup GSMH’den, yılda 150 milyar dolara yakın toplam payı ancak alabiliyorlar. 

Aşağılardan biraz başını yukarı kaldırabilenler; 

ORTA DİREK vatandaşlar; 

Türkiye’nin orta direği diyebileceğimiz 17 milyonluk bir kesim. Ayda 900 ve yılda 11.000 Amerikan Doları’na yaklaşan gelirleriyle ülke ekonomisinden aldıkları toplam pay 190 milyar dolar civarında. Ağırlıklı beyaz yakalılardan ve esnaflardan oluşan bu kesim ekonominin ana motor gücü. 

Ortanın üzerindekiler:  

MUTLU sayılabilecek kitle 

Ülkedeki gelir dağılımından aslan payını alan bu grup toplam 6 milyon kişiden oluşuyor. Küçük ve orta ölçekli işletme sahibi girişimciler, iyi eğitimli profesyoneller, rant gelirleri olanlar, doktorlar, avukatlar, eczacılar, mimarlar, bir kısım mühendisler ve sanatçılar gibi kesimlerden oluşuyor. Bu kesimlerin kişi başı gelirleri 50.000-55.000 Amerikan Doları seviyesinde. Türkiye ekonomisinden ise yılda, 325 milyar dolar gibi bir pay alıyorlar. 

Gelelim Türkiye'nin A sınıfına:

Buna KAYMAK TABAKA da diyebiliriz. 

Türkiye’de öyle bir 50 bin kişi var ki, Bunların bir kısmı nesillerdir ticaret ve sanayiyle meşgul aileler ve sanayiciler. Ancak büyük kısmı iktidarlara yakın, müteahhitlik işleri yapanlar, menkul ve gayrimenkul sahip ve ticaretiyle uğraşanlar, birçok kurumla yönetim kurulu üyeliği bağı olan, bürokrat ve siyaset adamları, gazeteciler, ceolar, yabancı firmaların Türkiye yöneticilerinden oluşuyor. Ülkenin en varlıklı bölümünü oluşturan bu kesimin kişi başı ortalama yıllık geliri ortalama 200.000 Amerikan Doları civarında ve ülke ekonomisinden yılda 10 milyar doların üzerinde pay alıyorlar. Bunların dışında; kayıtışında, milyonlarca dolar geliri olan kesimler olduğu, gayrimeşru kazanç sahiplerinin varlığı da bu ülkenin gerçeği. Bütün iktidarlar bu farklılıkları en aza indireceğini vaat ederek gelirler. Ancak bu ekonomik bölüşüm yapısının az sayıda değişiklik hariç, genelde hiç değişmediği de bir gerçektir.  Sosyalist, sosyal demokrat, liberal, muhafazakâr demokrat ...

her görüşten parti, aslında ekonomik paylaşım ve dünya standartlarında hukuk vaadi ile gelmişlerdi aslında. Ancak 100 yıllık cumhuriyetin ulaştığı ekonomik ve hukuki bağımsızlık sonucunu iliklerimize kadar hissederek yaşıyoruz. Günümüzde, ortalama gelir, kişi başına 8.500 dolar civarında. Üzülerek belirtmeliyim ki, bu da dünya ortalamasının altında. Bu yapıya, etkin ve adil politikalarla müdahale edebilecek, en az 50 milyonluk orta direği inşa edip, ortalama geliri 25.000 dolarlara taşıyabilecek, yoksulluğu tamamen bitirebilecek bir iktidar hep özlenmiştir. İşin garibi bunun olabileceğini aklı başında herkes biliyor. Bu ülke buna her bakımdan uygun özellikler taşıyor. Dilerim ki bu süreç uzak olmasın...” 

Sayın Kahyalar’ ın ortaya koyduğu resim bu. 

Bu resimde ciddi bir sınıflılık ve gelirlerin adil olmayan şekilde bölüşüldüğü bir sistem açıkça görülüyor. 50 bin kişilik Kaymak Tabaka denilen A Sınıfının, Cumhuriyet’ten bu yana sarsılmaz, planlanmış ve sürdürülen bir ayrıcalığı göze çarpıyor ve bu sınıfta bulunanların kişi başı ortalama yıllık geliri ortalama  

200.000 Amerikan Doları civarında ve  

Ülke ekonomisinden yılda 10 milyar doların üzerinde pay aldıkları belirtilmiş.  

Şimdi gelelim yoksul sınıfa: En alttaki yüzde yirmilik kesim. 17 milyonluk önemli bir kitle. Aylık sadece 150, yıllık ise 1.800 Amerikan Dolarlık gelirle yaşayan bu kesim ülke ekonomisinden bir yılda, sadece 30 milyar dolarlık toplam pay alabilmekte. 

Evet, bir tarafta 10 milyar doların üzerinde bir pay alan sadece 50 bin kişi; diğer tarafta sadece 30 milyar dolar pay alan koskoca 17 milyonluk kitle. Resim bu. Sorun bu. Sistem bu. Neşter vurulacak cerahat burası. Yazı uzamasın diye diğer gruplar arasındaki mukayeseyi size bırakıyorum. Sonuç olarak uçurum ve çarpıklık, sınıflılık, zenginin zengin ve yoksulun yoksul kalması üzerine kurulu bir ekonomik sistem ve tıkır tıkır işliyor, zenginlerin ve sermaye sahiplerinin çarkları dönüyor ama dar gelirliler, yoksullar bu çarklar altında eziliyor. Üretimin artması elbette ekonomileri büyütür ancak bu büyüme alt kesimlere ulaş/tırıl/maz. Dolayısıyla üretim az olur veya çok olur ama önemli olan taksimattır. Taksimat, sadece bölüşümü ve ücretlendirmeleri kapsamaz; vergilendirmedeki çarpıklıklardan eğitime, sağlığa, ticarete kadar hemen her alanda oluşan ve bu sınıflılığı korumaya yönelik tüm yasa ve uygulamaları da kapsar. Şimdi biz ve bizim gibi toplumların, 100 yıldır hep bir diğer partiyi, diğer hükümeti çözüm olarak görmemizin çıkmaz sokak olduğunu, artık anlamış olması gerekmez mi? 

Bu sistem/çark/tezgâh değişmedikçe durumun değişmeyeceğini idrak etmiş olmamız gerekmez mi? 

“Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul; Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;”

Necip Fazıl.

Necip Fazıl doğru söylüyor, evet, bu taksimi kurt yapmaz ama insan yapıyor. O bir pulu da vermemeye yelteniyor. Bu taksimi düzelt/tir/meye yönelmedikçe, kendimizin olanı alamayacağımızı da bilelim. Hür olmak, görmek ve görüp de düzel/t/mektir. Aksi halde itiraz kar etmez acımasız çarklara. Efendilerden merhamet dilenmek ne onur kazandırır ne hakkaniyetli bir düzenlemeye götürür vesselam.  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsa Dervişoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.