Başlamadan önce iki önemli gelişmenin altını çizmekte yarar var.
Putin’ in Novgorod-Valdai'da ki yazlığına yönelik Ukrayna değil de ABD orjinli görünen SİHA saldırısı. 100’e yakın dron ile yapılan saldırıda kullanılan tüm hava araçları Rusya tarafından düşürüldü.
Putin orada Trump'tan telefon bekliyordu ve saldırı, Zelenski'nin Trump ile görüşmesinin hemen ardından yapıldı. ABD’nin fail olduğu konuşulmaya başlandı zira müzakere, telefon görüşmesi yapılacağı mekan/Putin’in konumu ABD tarafından biliniyor. Katar’da Hamas heyetine de aynı şekilde saldırı yapılmıştı…
Burada bu saldırıdan ziyade tehlikeli olan ABD’nin bu saldırıyı üstlenmesi ihtimali. Eğer dahil olduğu ya da fail olduğu yönünde ki şüphelerin çok güçlü olduğu bu saldırıyı üstlenirse Rusya’nın vereceğini söylediği cevap hedefleri ve nitelikleri bakımından olabildiğince farklı olur.
Bu saldırı ABD’nin müesses nizamının tamamı tarafından üstlenilir mi veya fail, bu ittifak mı? Ya da Suriye’de Rusya uçağını düşürmemize benzer bir durum mu var? ABD’nin Ukrayna konusunda verdiği savaşmama kararı ciddi dirençle karşı karşıya. İngitere ve genel anlamda AB, İsrail ve elbette ABD içinde ki İsrail ABD’nin Ukrayna savaşı konusunda ki bu yaklaşımına karşı…
Küresel irade eliyle siyonizmin bir dünya savaşı daha çıkarması, çok ihtiyaç duyduğu bir şey…
Diğer gelişme ise İran’da başlayan sokak gösterilerinden ziyade -ki bu da önemli. Zira bu sorun ciddi ve arık ciddi yapısal çözümler gerektirir. İstismar edilmek istenecektir. Ancak bu defa da bunu istismar edeceklerin bir sonuç elde edemeyeceği kanaati hakim. https://ydh.com.tr/makale/666/iran-da-neler-oluyor - Trump-Netanyahu görüşmesi. Yaptıkları açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla İran’a saldırı konusunda hemfikirler. Son günlerde Rusya'nın İran'a yaptığı yoğun askeri sevkiyat da bu ihtimalin güçlü göstergeleri arasında sayılabilir. Bu durumda önümüzdeki günler veya saatler içinde bile İran’a bir saldırı ihtimali var…
Bu iki tehlikeli gelişmenin dünyayı, İsrail’ in çok ihtiyaç duyduğu ve ABD eliyle dünyayı sürüklediği bölgesel hatta küresel bir savaşa bile götürebilecek potansiyele sahip olduğu görünüyor…
Soykırımlar çağında yaşıyoruz. Birçok yerde yaşanıyor soykırım. Suriye’de, Sudan’da, Filistin’de…
Basit bir kelime değil, telaffuzu bile ürkütücü. Ürkütmeli de. Tüyleri diken diken etmeli ve her gün izliyoruz, izlemeye ve sessiz durmaya devam ediyoruz. Alışmak ne büyük bir ayıp, ne büyük bir suç ve bu suçu az ya da çok işlemeye devam ediyoruz…
Soykırım, hem de bu çağda, hem de yıllar sürebiliyor, hem de şimdi bile devam edebiliyor, hem de gündem olmayabiliyor, hem de soykırımcıların en büyük destekçileri İslam coğrafyasından...
Gazze'de doğa koşulları ile baş başa bırakılarak devam eden soykırım karşısında hayatta kalmaya çalışan çocukların yağmurun, çamurun yükseldiği toprak zeminlerde, fırtınaya direnen derme çatma çadırlarda soğuktan ve açlıktan kırılmalarına “garantörler” “çaresiz” kalabiliyor…
Bu resim karşısında gündemin ve gelişmelerin neler olabileceğinin irdelenmesi kime ne fayda sağlar bilemiyor insan. Her şey o denli izah gerektirmeyen şekilde cereyan ediyor ki…
İsrail'in Somaliland’ı Tanınması.
Elbette ki, Gazze’lileri oraya yerleştirme gibi uçuk niyetleri var ama esas olan Yemen’in kontrol ettiği bölgede etkinliğine darbe vurmak ve bölgeyi BAE ile birlikte kuşatma altına almak. Zira bu kuşatma Afrika’ya kadar uzanan ve çoktandır başlamış bir sürecin parçası ve bu tanıma da o sürecin gelişmelerinden biri…
Aynı dönemde Suudi-BAE gerginliği de patlak verdi ve elbette BAE ve İsrail ikilisi üzerinden siyomizmin Suudi’yi terbiye etme, elde tutma ve daha cüretkar teslimiyetler sergileme, normalleşmeyi ilan etmeye zorlama vb taleplerin de bu sürece denk gelmesi tümden tesatüf olmayabilir.
Türkiye-İran görüşmeleri de önemliydi.
İran-Türkiye yakınlaşması da son İran ziyaretleri de sevindirici ve çok soru işaretleri barındıran gelişmeler. Arzu edilen; bölgesel aidiyetler etrafında bir vahdete evrilmesi. Ama öyle mi olur yoksa ABD tuzaklarıyla farklı sapmalar yaşanır mı?
Beklemek ve görmek gerek.
Sürprizler beklenebilecek diğer önemli bir başlık ise Suriye cephesidir…
Kimi büyük ölçüde; bazıları kısmen birbiriyle ilintili ve ilişkili bu başlıklar genel anlamda Soykırım Cephesi ile iyiler arasında devam eden çatı gündemle direkt ve bağlantılı. Soykırım cephesi derken; mutlak kötülük/İsrail/Siyonizm, küresel hegemonya, NATO/Atlantik/Batı/Emperyalizm/Kapitalizm ve bu seküler kötülüğün tüm araç, sistem ve yöntemleri; tüm değerleri ve mekanizmalarından bahsediyoruz. Bu soykırım cephesi ile iyiler, vicdanlılar, iyi olmaya yönelenler, mazlumlar savaşmakta, mücadele etmektedir. Küresel alanda üst çatıda hak ve batılın mücadelesidir bu.
Mezkur başlıklarla ilgili çok şey söylemek için henüz erken. Her bir gelişmenin işaret ettiği ya da belirgin görünen, başlayan emarelerine bakıldığında nasıl, ne doğrultuda devam edeceği ve sabit, kesin bir sürece tabi olup olmayacağı net değil ancak net olan şu ki; ABD değil ama İsrail, bölgesel hatta küresel bir savaşa ihtiyaç duyuyor ve bunu ABD eliyle gerçekleştirmeye aşırı derecede istekli…
https://en.mdn.tv/8o97
https://www.indyturk.com/node/770258/d%C3%BCnya/i%CC%87srail-i%CC%87ran%E2%80%99-tekrar-sald%C4%B1rmaya-m%C4%B1-haz%C4%B1rlan%C4%B1yor
ABD-İsrail görüşmeleri ve ABD'nin açıklamaları bazı şartlara bağlı olacak şekilde de olsa İran’a saldırı konusunda fikir birliğine varıldığını gösteriyor.
Bu durumda ABD, artık bir destekleyici değil de savaşın asli ortağı/tarafı olduğunu resmen deklare etmiş oldu. Aslında fiili olarak çoktandır öyleydi. İlk başlarda da tüm Atlantik/NATO fiili olarak bu cephede hazır bulundu.
Kasım Süleymani, Nasrallah, Safiyudiin suikastları ve cihaz terörü de İsrail’in değil; ABD’nin eylemleriydi. Yine bölgeye Barrack gibi temsilcilerini/vekillerini bölgeye yollayarak, silahsızlandırma vd baskıcı politikalarını dayatarak sürdürdüğü bölgesel terörün ve soykırımın ana planlayıcısı ve aktörü de elbette ABD’dir.
Silahsızlandırma, ateşkes molası ile yürütülen hibrit çabalar, cepheleşmeler ve diğer yöntemlerin direniş üzerindeki etkilerinin soykırım cephesinin beklentilerini karşılamadığı kesin. Yeni yılda sıcak karşılaşmalar bekleniyor.
Tüm bu gelişmeler ve alametler ışığında gelelim bölgemize ve sonuca:
Genel anlamda tüm cephelerde yeni gelişmeler birbiriyle ilişkili ve birbirini etkileyerek devam ediyor. Venezuela, Tayvan, Ukrayna, İran, Afrika, Lübnan, Suriye, Yemen, Irak, Gazze, Batı Şeria…
Soykırım Cephesi'nin açtığı ve cürümler işlediği tüm cephelerde yeni gelişmeler, sürprizler beklenmelidir.
Sıcak bir çatışma kaçınılmaz gibi. Filistin ve Lübnan ile mi yoksa İran ile başlar? Bilemeyiz. Ancak Atlantik yani soykırım Cephesi ile savaşılan bütün cepheler çeşitli hazırlıklar yapmıştır. Bu hazırlıklar yeterli olacak mı, bu hazırlıklar bazı sürprizler de barındırıyor mu? Onu da bilemeyiz. Bu defa da İran'a bir saldırıyı gerçekten de göze alabilirler mi, bu, psikolojik bir gösteri mi? Onu da bilmiyoruz ancak bu ihtimal en zayıf görüneni.
Sıcak gelişmeler hangi cephe ve cephelerde nasıl başlar, nasıl gelişir bilemeyiz ancak bildiğimiz şu ki; Müslüman coğrafyadan işbirlikçi devletlerin, hükümetlerin, terör örgütlerininin, Siyonizm şimdiye kadar yaptıklarını yeterli görmediğinden, yeniden bir cepheleşme içinde ve onların da çeşitli hazırlıklar yaptığını, kızışacak olan hibrit savaşın önemli süreçlerinde daha belirgin ve etkin roller üstlenecekleri kesin.
Bir ihtimal ise bu defa savaşta ABD daha aktif olacak ve daha geniş bir bölgede büyük saldırılar olacak. Aktörlerin sayısı da fazla olacak. Hizbullah ve muhtemelen Ensarullah da aktif katılım sağlayabilir. Suriye cephesinde sürprizler olabilir. Merak ettiğim bir husus ise karadan bazı sürprizlerin olup olamayacağı. Ve elbette ki Gazze v e Batı Şeria...
Elbette ki; bekliyoruz ve Allah da bekliyor. Allah, her şeyi görüyor ve Allah, mutlak galiptir.