HÜRMÜZ GEÇİLMEZ

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

ABD-İsrail saldırısı ikinci haftasını da geride bırakıyor. Hamaney’in de şehit edilmesini içeren ilk şok darbesi ile İran kısa sürede toparlandı ve mozaik savunma adını verdiği bir doktrin otomatik olarak devreye girdi.

Daha önce uyardığı gibi bölgesel bir karşılık verdi. Genel hedef olan İsrail’in yok edilmesine paralel olan iki hedefi gerçekleştirme yolunda iki adımın öne çıktığını gözlemledik şimdiye kadar ki süreçte. Bölgede ki ABD-İsrail üslerinin, işgalci varlığın bölgeden çıkarılması ve bölgenin sömürülmesine son verme.

Bu iki hedef için üslerin ve ABD varlıklarının yoğun olarak hedef alınması ve Hürmüz Boğazı üzerinde tam hakimiyet sağlanarak bölgenin ekonomik haklarının kurtarılması…

Bu adımlarla gerçekleştirilmek istenen taktik hedefler ise saldırganlara ağır bedeller ödeterek savaşı/saldırıyı sürdüremeyecekleri bir pozisyona zorlamak.

Mühimmatlarını tüketmeye yönelik taktikler ve bu yönde kullanılan silah çeşitliliği de bu taktiğin parçalarından.

Genel anlamda şimdiye kadar inisiyatif İran’ın elinde. Üçüncü uçak gemisinin bölgeye gelmesi gerçekleşmeden İran, bölgedeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln Devrimi Muhafızlarının, füze ve dron saldırılarıyla hedef alınarak operasyon bölgesinden çekildiği bildirdi. İran şimdiye kadar uçak gemilerini uzak tutmak ve operasyonel yeteneklerini zayıflatmakla yetiniyor, onları şimdilik batırmamayı uygun görüyor.

Hürmüz Boğazı’ndan tüm geçişlerin İran’ın kontrolünde olması ve ABD’nin Boğaza yaklaşamaması petrol tedarikini etkiliyor ve petrol fiyatları yükseliyor. Bu da küresel ekonomiye dolayısıyla ABD’ye büyük zarar veriyor.

İsrail ve ABD’de ki Siyonist lobiler İran’da iç karışıklık çıkarma, bölge ülkelerini de savaşa dahil ederek ateşi büyütme stratejisi henüz tutmuş değil. Graham’ın bölge ülkelerini İsrail ile birlikte saldırılara katılması yönünde tehditlerinin yanı sıra İsrail’in de bu konuda eylemleri var.

İsrail bu hedefe yönelik olarak bir yandan sahte bayrak operasyonlarına ağırlık verirken öte yandan ABD’nin istemediği petrol ve finansal hedeflere saldırı gibi eylemlerle ABD’yi savaşta tutma gayretlerini ve cüretini sürdürüyor.

Bölge ülkelerini savaşa sokma ve İran’da iç karışıklık düğmelerine bir türlü basılamıyor. Ya da basıldığı halde sistem devreye girmiyor. Tam tersine ABD’nin kayıpları, üsleri, petrol hakimiyeti sonlanma ile yüz yüze.

İsrail son 40-45 yıldır bir türlü gerçekleştiremediği ABD’yi İran ile direkt karşı karşıya getirme fırsatını yakalamışken sonuna kadar bunu derinleştirmeye tüm gücüyle ve olanaklarıyla gayret ediyor. ABD’yi savaştan kaçamayacak duruma getirmek ve bölgeye saplamak için İsrail, onu kara savaşına mecbur etmek niyetinde. Bu yüzden Hürmüz’e yönelik hakimiyet içinde bölgede ki adalara karadan çıkarma fikrini tetikliyor. Devrim Muhafızları ise bölgede otellerde kovaladıkları düşmanları ile yüz yüze karşılaşmanın memnuniyetle beklendiğini ve bir misafir olarak karşılanmayacaklarını belirtmiş durumda…

Bir yandan İran’ın kendini kurtarmak için bölgeyi savaşa dahil etmesi bir suçlama olarak öne sürülürken öte yandan İsrail’in ABD’yi savaşta tutmak için bölgeyi savaşa dahil olma yönünde zorladığı ve büyük baskı yaptığı bir denkleme tanık olmaktayız.

Sonuç olarak Hürmüz’ün kontrolünü sağlamak ve bölgede eskisi gibi üs bulundurmak veya Arap ülkelerinden herhangi birinin bir vekil güç olarak terör eylemlerine kalkışması ya da İbrahim Anlaşmaları gibi kötü yollara tevessül etmesi eskisi gibi kolay olmayacak. Bunda Hürmrüz’ün elde tutulmasının büyük payı olacaktır ve bu, İran’ın gücü dahilinde görünüyor. Bu açıdan da tıpkı Çanakkale geçilmez dedirten koşullara benzeyen koşullarda gerçekleşen Hürmüz direnişinin başarısı stratejik değerdedir ve bu bakımdan benzer yaklaşımı hak ediyor. Öyle ise artık şimdiden şunu söylemek mümkün: HÜRMÜZ GEÇİLMEZ.

STRATEJİK BİR SONUÇ OLARAK ATLANTİK’İN BATI ASYA CEPHESİ YENİLGİSİ

Hürmüz’ün İran’ın kontrolünde kalması Atlantik cephesi için büyük bir kayıp olacak ve Atlantik, ana cephelerden Batı Asya cephesinde hem petrol üzerinden hem bölgeden ve bölge üslerinden kaçarak ise siyasi ve askeri olarak yenilmekle karşı karşıya.

Bir önceki yazımızda bu savaşın aynı zamanda Çin ve Rusya’nın da savaşı olduğunu vurgulamıştık.

Venezuela’daki gösteriden sonra girilen hava ile İran’a yönelik kalkışılan saldırı ve terörün Avrasya’nın Batı Asya Cephesi’nin en önemli aktörü İran ve Direniş eksenine yapıldığı gerçeği yeterince hesaplanamadı. Her ne kadar şimdiye kadar İran Çin ve Rusya’dan bir destek talep etmese de bu savaşın Avrasya-Atlantik mücadelesinin de bir parçası olduğu gerçeğini değiştirmez ve bu durum üzerinde yeterince durulmadı. Venezuela’da gösteril/e/meyen karşı yaklaşımın ve özenin İran’da da gösterilemeyeceği sanıldı. ABD ve İsrail’in bölgede kaybetmesi gerekliliği bu açıdan da artık şansa bırakılmayacak bir zorunluluktu. Zira bu savaşın neticesi diğer aktörler olan Çin ve Rusya’ya karşı düşünülen hegemonik yaklaşımların da mümkün olup olmayacağı bir test niteliğindeydi. Ve Çin de Rusya’da bunun bilincindeydi.

Nitekim şimdiden Netanyahu’nun da İran’da rejimin/sistemin değişemeyeceğini “garanti değil” diyerek itiraf etmesi, tam tersine halk milyonlarla ve adeta yeniden devrim oluyor gibi her gece bombaların altında sistemle kenetleniyor, destek ve intikam çağrıları ile yeni Hamaney’e ve Devrim Muhafızlarına bağlılıklarını ilan ediyor. Tüm bunlar sistemin daha güçlü olarak ayakta kalacağının göstergesi.

-Bugün öğlen saatlerinde (13.03.2026 Cuma) Gelmiş geçmiş dünyanın en görkemli Dünya Kudüs Günü etkinlikleri gerçekleştirilmekte İran halkı tarafından. Bu etkinliklerde; halk, bombalar çok yakınlarına düşerken bile “En büyük Allah’tır, Amerika’ya ölüm” sloganları eşliğinde yürüyüş ve gösterilerine  devam ediyor… Bazı yorumcular bu asil ve inkılapçı İran halkı için “İşte İran’ın nükleer silahı” yorumları yapıyor. Bu halk, gerçekten de bu asil ve taştan sabrı ve iradesiyle, azmi ve mücadelesiyle, cesaret ve fedakarlığı ile Hüseyni delikanlılığı ve dik duruşuyla yenilmez ve zillete düşmez. Bu halka hep izzet yakışır.-  Batı dünyası, böylesi erdemli, cesur ve yüksek asalete sahip bir halkın bu değerliliği olan gösterilerine bomba atarak gerçek vahşi doğasını deşifre etmektedir.

ABD ve İsrail’in bölgede barınabilme, üs kurabilme, bölge ülkelerinin İsrail lehine terör faaliyetlerinde bulunma, anlaşmalar yapma ve en önemlisi üs bulundurma imkanlarını da büyük ölçüde kaybedildi.

ATEŞKES VE MÜZAKERE BİLMECESİ

İran, bu saldırı başlamadan önce cevabın bölgesel olacağı yönünde uyarmıştı. Zira İran, bu saldırının kısa süreli bir test savaşı olmayacağını da biliyor ve kısa sürecek aldatmacasını fark ediyordu. Kısa süreli olması bile İran için kabul edilebilir olamazdı zira bu, artık bir alışkanlığa dönüşmek üzere idi.

Öyle ise saldırı ciddi ve hayatiydi ve karşılık da öyle olmalıydı. Bölgesel ve topyekun bir karşılık.

Bu saldırı da diğerleri gibi müzakereler devam ediyorken ve ilerleme sağlanıyorken gerçekleşti. Karşılık bölgesel ve topyekun oldu. Öyle de devam ediyor. Her ihtimal hesaplanmış, her saldırıya, hamleye verilecek cevap hazırlanmıştır.

Artık ateşkes ve müzakereye dönmek olmaz. Şartlar değişmeden, yeniden hazırlanıp yeni bir saldırıyı tekrar etme ihtimali mevcut olduğu müddetçe müzakerenin de bir anlamı olmayacağı, hep müzakere masasında alçakça saldıran bu azgın ve sapkın cepheye güvenilmeyeceği tamamen netleşmiştir.

Öyle ise yeni denkleme göre yürümeliydi her şey. Hem savaş ve hem de olacaksa müzakereler.

Bu bağlamda İran, şartları uygun gördüğü bir konjonktürde bu ısrarlara son kez evet diyebilir ama bu müzakereler de artık savaş gibi bölgesel nitelikte olmalıydı. İran, bu şartlarını açıkladı…

İran olası bir ateşkes için "İran'ın meşru haklarının kabul edilmesi, tazminat ödenmesi ve yeniden saldırmama konusunda sağlam bir uluslararası güvence verilmesi” gibi minimum ilkeler ışığında bölgenin yeniden dizaynı ve çok büyük ihtimalle bölge üslerinin çekilmesini, kendisinin İsrail ile baş başa bırakılmasını, yani özellikle ABD’nin İsrail’i desteklemekten vazgeçmesini şart koşabilir…

Tüm bunların nasıl ve ne kadarının mümkün olup olmayacağı, gidişatın bu şekilde gidip gitmeyeceğine bağlı olduğu da bir gerçek.

Dahiye Doktrini’ni devreye sokmaya çalışacakları Lübnan’da Hizbullah yeni bir sinerji ile sahaya inmiş durumda. Devrim Muhafızları, Yemen’i savaşa şimdilik girmemesi yönünde ikna etmede oldukça zorlanıyor.

Irak direnişi de boş durmuyor. Bir gözü Suriye ve bölgede bir provokasyon olasılığına karşı terörist güçler üzerinde iken çevrede ki özellikle üslere karşı saldırılarını da sürdürüyor. Bir iki gün önce ABD’ya ait hava ikmal uçağını düşürmesi önemli bir gelişmeydi…

Onlar her düğmeye basmayı hesap ettikleri gibi direniş ekseni de her adımını dikkatlice atıyor ve her hamlesini ölçüp biçerek gerçekleştiriyor.

Uçak gemilerinin bile İran sınırlarına 800 mil/1400 km’den daha yakına sokulamadığı bir konjonktürde yapılması dillendirilen bir kara harekatı tüm direniş unsurları için verimli bir av ve düşman için kesin bir mağlubiyet olacağını şimdiden söylemek mümkün.

Batı başkentlerinde ve Siyonist İsrail’de iç tartışmalar başlamış durumda. Kargaşa giderek artacak. Hesapları ters tepti ve seçenekleri azaldı. Çıkış yolu arıyorlar.

Laricani, acil olarak gelen ateşkes ve müzakerelere dönülmesi teklifleri aldıklarını ve bu şartlarda bunu reddettiklerini açıkladı.

SONUÇ

Üst kademe ile şok bir şekilde yönetimin parçalanacağı ve halkın isyana başlayacağı seçeneği tutmadı.

Hava bombardımanı ile bir sonuç alınabileceği seçeneği gerçekleşmedi.

Sınırlı bir savaştan sonra ateşkes yapılacağı ihtimali gerçekleşmedi. Karşılık da topyekun oldu ve müzakere yakın vadede gündemde değil…

İçerideki terörist ve diğer unsurları harekete geçirme ve bir sonuç alma seçeneği tutmadı.

Arap ülkelerini ve bölge ülkelerini devreye sokma seçeneğinin de tutmayacağı iyice belirginleşti

Kara harekatı yapma veya kara harekatının başarılı olma şansı kalmadı.

Nükleer silah kullanma seçeneği de sonuç getiremez. Zira bu açıklama her şeyi açıklamaya yetiyor:

"Şunu söyleyeyim: İsrail tek bombayla yok edilebilecek bir ülke. Tek bir bomba onları ortadan kaldırmaya yeter. İşte bu yüzden bu durum İsrail için varoluşsal bir mesele" Witkoff   

Bu açıklamadan da seçeneksizlikler, İsrail’in bir örümcek yuvası misali zayıflığı ve kırılganlığı net olarak görülmekte ve anlaşılmaktadır.

Rabbim, iyilere ve müstazaflara vaadini gerçekleştir. 

HÜRMÜZ GEÇİLMEZ

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.