“SONSUZ DEĞİŞİM”

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Önce ki yazılarımızın birinde duraklama dönemindeler demiştik. https://www.gazeteipekyol.com/makale/15678347/duraklama-donemi İşte bu dönemin doğal süreçlerinden biri de çekilme. Şimdiden ve sevinerek belirtmeli ki; Soykırımcı Epstein cephesinin yaptığı tam olarak budur…

Direnişin stratejisi, azmi ve adanmışlığı, halkların sabrı ve fedakarlıkları sayesinde iyilerin ve İslam ümmetinin bir avuç kalmış münafıklaşmamış kesiminin büyük çabaları ve soykırımcı Epstein cephesiyle savaşları sonucu olmaz, olamaz denilen ve bölgeden çekilmenin, gerilemenin ilk adımı olan Iraktan, ABD işgal askerlerinin çekilmesi gerçekleşti. Tebrikler ve teşekkürler. Rabbime hamdolsun.

Zaten ya kovalanarak rüsva edilerek, sürüklenerek, apar topar çekileceklerdi ya da böyle rezil şekilde. Umarım ikinci seçenek olan çekilmeleri de göreceğiz.

Bu bağlamda ve son gelişmelere binaen askeri ve diğer sonuçlara geçmeden bölgede olanların nedenleri ve nasıl değişiklikler doğurabileceği gibi huşuların halkın iktidarlarla olan ilişki biçimi ve diğer yanlışlar, engeller üzerine bir parantez açmak istiyorum.

İktidarlar ile ilişkilerde duygusallık sağlıklı sonuçlar doğurmayabilir. Tek başlık altında söyleyelim: Bugün bölgenin, ülkemizin çıkarları, milli menfaatleri ABD-İsrail ile birlikte olmakla mıdır?

İktidarlar buna hangi sebeplerle olduğunu bilmiyoruz; evet diyor veya demek zorunda kalıyor.

Burada bir sorun var. Demek zorunda kalıyorsa ciddi bir sorun var, diyor ise ihanet derecesinde ciddi bir sorun var.

O halde bizde ki sorun ne? Bu soruna yaklaşımda yanlışımız ne?

Yanlış olan her politikaya, bizden dediklerimize mutlak itaat. Yani FETÖ tarzı bir itaat. Sorun burada. Çoğu zaman içimize sinmeyen, açıkça yanlış olduğu belli olan ve bunu bildiğimiz halde savunma pozisyonuna düşmek, herhalde ne yaptıklarını biliyorlar veya bizim bilmediklerimiz var gibi tesellilerle kendimizi inandırdığımız ama hiçbir zaman düzeltme, uyarma, reddetme, kesin delil ve açıklama isteme hakkını kullanmama ve bunun ciddi bir sorumluluk olduğunu bir kenara atma ya da aklımızdan bile geçirmeme. Bunun sağladığı konfor ülkeyi ve bölgeyi nereye götürür, niyetler ne olursa olsun yanlış politika ve uygulamalar ülkeye nasıl telafisi zor zararlar verir gibi bir muhakemeyi iptal eder.

İşte kitlelerin içinde bulunduğu durum budur. Bu yüzden Suriye bugün dost iken yarın zalim oldu ve İsrail’e devredildi. Şimdi İsrail ile fiziki olarak da komşu olduk. Bu yüzden Yemen mazlum, Suudi adam parçalayan bir zalim iken Husiler bizden mi? Gündemleri ve Husileri/Yemen’i Siyonizm karşısında durdurma pozisyonu alındı.

Sorun şu; kimliğe mi bakalım; yapılan işin faydasına, doğruluğuna, meşruluğuna, erdemine mi?

Bu bağlamda soykırımcı Epstein cephesinin vekil güçlerinden yorulanları bir kenara koyarak daha hırslı ve itaatkar kullarından başka birini yerine getirmek için ülkeler içinde bazı krizler çıkarmalarını yöntem olarak kullandıkları unutulmamalıdır. Yani operasyon ve seçimlerle gelmek, soykırımcı Epstein ülkeleri için, onların halkları için bir değişim ve kurtuluş değildir…

SAVAŞ BÖLGESELLEŞİYOR

Yemen’in ilerlemesi ve siyonizmin buna bölgesel tedbirleri, ABD unsurlarının ve üslerinin bölgenin daha uzak noktalarına taşınması, Irak’tan kaçma ve olası sonuçları ve İran’ın deniz menzili konusunda ABD gemilerinin Hint Okyanusunda bile güvende olmayacağı iması ve diğer benzer gelişmelerle birlikte gözlenen şu:

Bölgesel bir saflaşma. Bu konuda en korkunç senaryo Türkiye Pakistan gibi iki ülkenin komşuları ve komşumuz İran’a yönelik olası Siyonist planda harcanmaları, bu tuzağa çekilmeleri.

Bir önemli husus ise Özellikle körfez ülkelerinin İsrail ve ABD ile, komutanları ile sıklaşan toplantıları ve Netanyahu’nun bölge ziyareti. İran, bu ziyaret bağlamında gelişmeleri izlediğini ve ilk defa bu tarz bir “diplomatik” görüşme bağlamında uyarıda bulundu. Bu uyarı, planlanmakta olanın mahiyeti ve olasılığı ile savaşın bölgeselleşmeye gidişinde aktif aktörlerin kimler olacağı ile ilgili de ip uçları vermesi bakımından önemlidir. Bu bağlamda “İran Dışişleri Bakanlığı, bölgesel güvenliğin "kolektif ve bölünmez" bir mesele olduğunu vurgulayarak, bölge dışından veya bölgedeki diğer aktörlerden kaynaklanan istikrarsızlaştırıcı faaliyetlere zemin hazırlanmasının tüm ülkeleri olumsuz etkileyeceğini ifade etti.” Bu açıklamanın çok önemli bir uyarı olduğu anlaşılıyor. Özellikle İran ve direniş ümmetine karşı kolektif bir kalkışma hazırlığına işaret etmesi bakımından. Tercümesi de şu: Bu şekilde İsrail’e bölgede alan açarsanız sonuçlarına katlanırsınız… Türkiye açısından da önemli zira Netanyahu BAE temasları sürecinde ve/yeya sonrasında Hakan Fidan’n da BAE’de olduğu için süreçle ilgisi ve koordinasyon olasılığına dair soru işaretlerine ve endişelere neden olmuştu. https://harici.com.tr/netanyahunun-abu-dabi-toplantisina-misir-ve-suudi-arabistan-da-katilmis/   “İran, Netanyahu’nun BAE ziyaretine tepki göstererek, “Filistin ve Lübnan’da soykırım yaptığı hassas bir dönemde, fitne çıkaran bu varlığın bölgede bulunması tehlikeli bir durum meydana getirmektedir" dedi.” https://www.evrensel.net/haber/6002724/iran-dan-netanyahu-nun-bae-ziyaretine-sert-tepki

Vatan partisi, Doğu Perinçek Yemen dış işleri bakanı ile görüştü. Ve Türk askerinin Yemen’e gönderilmesi gibi seçeneklere izin vermeyecekleri tarzında beyanlarda bulundu. Bu görüşmede Yemen dış işleri bakanı yemen ile Suudi Arabistan arasında Türkiye’nin arabulucu olmasını teklif etti. https://youtu.be/lwgqpYvInFU?si=kRYEcZOzWONZ69BA

23 YIL SONRA

Bölgede bir fitne ve yeniden bölgesel ittifak ve koalisyonlarla İsrail komutasında koordineli bir mücadele dönemi başlıyor. ABD’nin bu aşamada pes ettiği artık net. Nitekim Irak’tan çekildiler. Elbette ki bu çekilme ABD hegemonyasının tümüyle bitmesi anlamına gelmiyor. Ancak ABD’nin son bölgeye gelişlerinde Afganistan ve Irak’ın ilkler olması ve bulundukları jeostratejik konum bakımından önemi göz önüne alındığında ve Afaganistan’da olduğu gibi apar topar değil de Trump’ın; Afganistan’da her şeyi bırakarak kaçmalarına gönderme yaparak "Her şeyi yanımızda götürdük. Her bir somunu, bir programını, her bir vidayı, bir tankı, bir uçağı." İfadesini kullanmak zorunda kalarak/ Irak’tan kaçması bundan sonraki kaçışların da Afganistan’da ki kaçış gibi olmamasına özen gösterildiği ve gösterileceğine işaret ediyor. Bu bağlamda bölgeye ilke geldikleri Afganistan ve Irak’tan çekilmiş olmaları sembolik olarak da önem arz eder. Elbette Irak’tan götürdükleri ve Irak’ta yaptıkları sadece bunlar değildi… https://tr.wikipedia.org/wiki/Irak_Sava%C5%9F%C4%B1

 “Terörist ABD hükümetinin cani başkanı Donald Trump, yaptığı açıklamada terörist ABD askerlerinin Irak’taki varlığının sona erdiğini duyurdu; bu çekilme, 23 yılı aşkın işgalin ve “terörizm ve IŞİD ile mücadele” aldatıcı kılıfı altında işlenen yıllarca süren cinayet, katliam ve Irak kaynaklarının yağmalanmasının ardından gerçekleşiyor.” https://rasthaber.com/trump-irak-cehenneminden-defolup-gidiyoruz/ Trump: “Irak Cehenneminden Defolup Gidiyoruz.” İfadesini kullandı.

Evet, defolup gidiyorlar ve fakat şimdilik sadece Irak’tan…

*

Mevcut durumun özeti şurada: Ne müzakere ne savaş. “İran Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai, ABD Başkanı’nın İran karşısındaki mevcut durumda “bir bataklığa saplandığını” belirterek, Washington rejiminin “ne müzakere edebildiğini ne de savaş açabildiğini” söyledi.” https://ydh.com.tr/d/45234/rizai-abd-bizimle-ne-muzakere-edebiliyor-ne-sav

İşte tam da bu manzara yüzünden, kendileri artık çözümsüz kaldığından, her denemede başarısız oldukları ve yenik sayılmayı da kibirlerine yediremedikleri için içine girdikleri çıkmazdan, bölgeyi ateşe atarak, öne sürerek sonuç almaya çalışmaktalar. Türkiye ve diğer güçlü bölge ülkelerinin ABD’nin bölgede bu zayıflatılmış konumunu fırsat bilerek bağımsızlaşma ve onur kazanma ihtimali ilk kez bu denli yakınlaşmışken ABD-İsrail, onu zayıflatmak ve tekrar ipleri sıkı sıkıya bağlamak istiyor. 

Elbette bölgede ittifaklar ve koalisyonların tam zamanı ancak bu çabaların, siyonizmin bölgeye dayattığı esaretin devamına değil; halkların, bölgenin onlardan kurtulması ve bağımsızlaşması yönünde olması gerekir. https://ydh.com.tr/d/45229/bae-deki-israil-arap-temasindan-yeni-ayrintila

Bu bağlamda bölge halkları, yetkililerinin bu süreçte ABD ve İsrail’i bölgede ve ayakta tutmaya yönelik eğilimlerine ve eylemlerine daha sert tavırlar geliştirmeleri hayati değerdedir.

Özellikle kısa vadeli çıkarlar uğruna uzun vadeli stratejik hedeflerin ve tam bağımsızlığın bu denli yaklaştığı bir dönemde Türkiye ve İran gibi iki ülkenin, bölgenin Rusya ve Çin’i olması hiç bu kadar yakın ve mümkün olmamıştı. Bu varken; ABD ve İsrail’in Türkiye’yi istediği ve sürüklediği konum; şimdilik parçalanmamış bir Suriye örneğidir. Bu bağlamda halkların ve yöneticilerin iarede ve bilinçli eylem/tavır sergilemesi hayati öneme sahiptir. Ciddi bir sorumluluktur. Eğer halklar bu yönde bir çaba sergilemezse yöneticilerin bu yola girmesi, İsrail ve ABD kulvarından çıkmaya teşebbüs etmesi dahi muhtemel görünmüyor. Milletin, bu kurtuluş savaşını vermesi dışında bir seçeneği ve kurtuluşu yoktur, yoktur, yoktur. STK’lar, camaatler, kanaat önderleri, hocalar, akademisyenler, Ali, Veli, Fatma, Zeynep… herkes, herkes bunu görmeli, görebilmeli…

*

ABD ile yapılan müzakerelerde İran’ın taviz gevşememesi sonucu umudunu kesen Robio’nun İran heyetine ülkeyi terk etme çağrısında bulunması, İran’ın bölgesel kararlılığının da tam olduğunun ve esnemediğinin, taviz vermediğinin bir göstergesi. Bu durumda savaşın durması olası değil, sürdürülmesi ise sonuç değiştirici olabilecek mi? Daha büyük hacimli ve kara savaşını da kapsayan, çok mühimmat gerektiren savaş. Soykırımcı cephe bu konumda değil. Geriye başka seçenekler ve senaryolar kalıyor.

Nükleer savaş seçeneği ki; İran Kıyamet savaşına da hazırız https://anlatilaninotesi.com.tr/20260928/tahrandan-amerikan-basinina-mesaj-iran-kiyamet-savasina-hazir-1109093752.html mesajı ile bundan çekinmeyeceklerini belirtti ve elbette tedbirler alınmış, sonuçları ve ihtimaller hesaplanmış olmalı.

Diğer seçenek.

Son şık bölge ülkeleri üzerinden bir savaş planlamak. İttifaklar, güçlerin koordinasyonu, terör unsurları önde, arka planda ordular şeklinde cephelerde bir kolektif çatışma. Bunun hazırlıkları yapılmakta ve en muhtemel şık, şimdilik bu gibi duruyor. Abdullah Öcalan’ın bile İran’a tehdidi, İran’da 30 milyon gönüllünün kayıt yapması ve eğitimlere başlaması, bazı konuşlanmalar filan hep bu ihtimal/seçenekle de ilgili.

*

Bu arada Devrim Muhafızlarının ABD halkına yönelik hazırladığı 25 sayfalık mektup da üzerinde durulmaya değer. Mektup, süreci doğru anlama bakımından önemli ve değerli bir belge niteliği taşıyor. Mektupla ilgili Tahran’da düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin 200 televizyon kanalı ve 100 radyo ile propaganda yaptığını belirten İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, "ABD son 70 yılda çeşitli ülkelere saldırdı. Ellerine borç ve dünyanın nefreti dışında ne geçti? Bu saldırılar, tecavüzler ve hırsızlıklar ne için? Bütün bu borçlar ABD halkının omuzlarına biniyor. Biz mektubumuzda işte bunları anlattık." diye konuştu.” https://www.aa.com.tr/tr/dunya/iran-devrim-muhafizlari-ordusundan-abd-halkina-25-sayfalik-mektup/4073131

 SONUÇ

İyiler, insana kulluk etmedikleri, HAYDUT, SOYKIRIMCI KÜRESEL HEGEMONYAYA haraç ödemedikleri, ödemek istemedikleri, şerefli ve namuslu, HÜR VE BAĞIMSIZ, zorbalığa boyun eğmeden yaşamak istedikleri, direnmekten vazgeçmedikleri, teslim olmadıkları, haklarını gasp ettirmeden ve haksızlık yapmadan yaşamak istedikleri için saldırı altındadır. Mutlak kötülüğün, sömürgeci ve sapkın güçlerin saldırısı küresel düzeyde ve sistemseldir.

Savaş seçeneği şimdilik tıkandı. Müzakere zemini de bu cephenin saha gerçekliğini kabul etmeye yanaşmaması ve suçlarını üslenme ve itiraf etmeye istekli olmaması yüzünden yani kibrinden dolayı çıkmazda.

William A. Galston, “İran Savaşı ABD'nin Ortadoğu'daki son savaşı olabilir” başlıklı analizinde genel anlamda bölgesel olarak sürecin evirileceği iki şıkkı şöyle dile getirir:

“Bu, Amerika'nın son çeyrek yüzyıldaki üçüncü Orta Doğu macerası ve muhtemelen sonuncusu. Bu savaş, bölgeye hükmetme çabamızın sonunu işaret ediyor ve ABD kuvvetlerinin kademeli olarak çekilmesini başlatabilir. Böyle olursa Körfez ülkeleri ve korumamıza güvenen diğer aktörler başka düzenlemeler yapmak zorunda kalacak. Başkan Trump'ın Suudi Arabistan'ın ABD ordusunun Husilere karşı savaşa katılması talebini reddetmesi de bu gerçeğin altını çiziyor.

Müttefiklerimiz, ya İran'ın bölgesel hakimiyetine boyun eğmek ya da zamanla İsrail'i de kapsayabilecek resmi bir İran karşıtı ittifak oluşturmak arasında seçim yapmak zorunda kalacak.

Her ne olursa olsun, İran savaşı Orta Doğu'yu sonsuza dek değiştirecek.” https://www.mepanews.com/iran-savasi-abdnin-ortadogudaki-son-savasi-olabilir-14660yy.htm

Rabbim, iyilerledir. 

“SONSUZ DEĞİŞİM”

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.