BÖLGESEL DEĞİŞİMLER BAŞLIYOR MU?

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“20.YY’ın ikinci yarısında gelişmiş kapitalist ülkeler için “Birinci Dünya”, Sovyetler Birliği liderliğindeki sosyalist ülkeler için “İkinci Dünya” ve gelişmekte olan ülkeler için de “Üçüncü Dünya” terimleri kullanılırdı.

1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin dağılması ve beraberinde İkinci Dünya’nın da sona ermesiyle “Üçüncü Dünya” terimi de ortadan kalktı. “Üçüncü Dünya” yerine “Küresel Güney” terimi kullanılmaya başlandı.

“Küresel Güney” terimi, tümü Güney Yarım Küre’de yer almayıp Afrika, Asya ve Latin Amerika’ya yayılmış farklı ülkeleri ifade ediyor.

ABD, onlarca yıldır kendi dünya liderliğine boyun eğmeleri için Küresel Güney ülkelerine baskı uyguladı. Bunu çoğu Güney Yarım Küre’de yer alan bu ülkeler için uygun tek ortağın kendisi olduğu gibi varsayımlara dayanarak ve bu ülkelerdeki zayıf, bağımlı ve kukla rejimler üzerinde askeri, ekonomik ve siyasal baskılar oluşturarak yaptı.

İran’da 1979 yılında gerçekleşen İslam Devrimi bir iktidar değişiminin ötesinde dünyaya egemen Batı medeniyetine karşı yeni bir medeniyetin de müjdecisiydi.

Bu tevhid eksenli medeniyet hareketi doğal olarak dünya siyasal literatürüne kendi terimlerini sunmaya başladı. ABD için “Büyük Şeytan”; ABD’ye özenen yayılmacı, sömürgeci, işgalci güçler için “Küçük Şeytanlar” veya hepsine birden “Müstekbir Güçler”; Ezilen, sömürülen ve zayıf bırakılmış ülkeler halkları için “Mustaz’aflar” vb terimleri kullanmaya başladı. Küresel Güney terimi yerine daha belirgin, daha kalıcı ve kapsayıcı “Mustaz’aflar” terimini tercih etti.” https://rasthaber.com/yemen-mustazaf-halklar-icin-mustuluktur/

 1979 İran İslam Devrimi ile birlikte küresel siyonizmi en endişelendiren konu bölgesel rejimlerin de ‘devrim ihracı’ndan etkilenerek değişeceği idi.

Bu bağlamda Türkiye’de 12 Eylül ABD/NATO darbesi ile tedbir alınırken, NATO destekli koalisyon, Irak-İran savaşı olarak adlandırdıkları 8 yıllık bir saldırı başlattı İran’a. Bölgede de önemli gelişmeler yaşandı, halen de yaşanıyor. Medya büyük bir karartma yaptı ve itibarsızlaştırıcı kavramlar ve söylemler geliştirildi. Mezhepçilik kartı devreye sokularak şii mezhebi ötekileştirildi, şeytanlaştırıldı. İran’a ekonomik yaptırımlar uygulandı ve diğer tedarikler engellenerek uzun bir kuşatma ve yaptırım süreci de başlatıldı ve halen devam ediyor. İran halkına ve devrimine terör saldırıları düzenleyen Halkın Mücahitleri adlı terör örgütüne destek verilerek İran’a karşı terör faaliyetleri başlatıldı ve bölge ülkelerinde barınma olanakları sağlandı. Özellikle Irak’ta…

İsrail karşıtı olan tek Arap devleti olan ve İran-Irak savaşında diğer körfez ve bölge ülkelerinin tersine destek ve nefes alabildiği, lojistik kimi tedarikleri sağladığı Suriye’de 1982’de İhvan, ayaklanma başlattı.

İran’ın bütün nasihatlerine rağmen, İran’ın en dar zamanında gerçekleştirilen bu ihanet Hama trajedisiyle sonuçlandı ve bastırıldı.

İran, ağır saldırılar ve baskılara rağmen İsrail etrafında direniş denilen bir çember oluşturarak İsrail’in yayılmasını engelledi ve onu lokalize etti. Bu ayaklardan biri de Suriye idi. Küresel Siyonizm ise özellikle ABD eliyle ve bölge ülke yönetimlerini bu konuda işin içine sokarak, çeşitli projeler altında, çeşitli söylemler üreterek bu çemberi kırmak istiyordu. Özellikle soğuk savaşın sona ermesi ile süreç yeni bir aşamaya girdi ve ABD ya da küresel Siyonizm 11 Eylül saldırıları ile işgal edilecek ülkelerin listesini dünyaya duyurdu…

ABD/NATO Yeşil kuşak projesi’nden başlayarak https://tr.wikipedia.org/wiki/Ye%C5%9Fil_Ku%C5%9Fak_Projesi   http://umrandergisi.com.tr/yeni-yesil-kusak-projesi-ve-yogunlugu-azaltilmis-isl-m-cn3029.html  bölgede İslam’ın üzerini ve potansiyelini örtmeye, dizginlemeye, saptırmaya dönük çok ayaklı operasyonlar gerçekleştirildi. Hala piyasada örnekleri bulunan birçok tarikat, terör örgütü ve cemaat üretti. Fetö, bu konuda en canlı örnek. El Kaide, Işid, Bokoharam, seküler terör örgütleri, BOP tarzı projeler vs

Bölgede direkt müdahalelerle çözülemeyen ince işçilik gerektiren zihinsel algılar için sadece hocalar, cübbeliler, Karadavi gibi intihar saldırıları ve mazlum halklara saldırı fetvaları veren sözüm ona alimler, Colani ve kadrosu gibi baş kesen, intihar saldırıları düzenleyen, soykırım yapan teröristlerin yanı sıra güzel Kuran okuyan siyasetçi profiller Arap Baharı denen süreçte yönetimlere getirildi.

Konumuza dönelim ve bu bağlamda Suriye’de 1982’de eksik kalan iş tekrar İslam/din soslu, zalime karşı cihad şablonu ile Clintonlar, Obama, Davutoğlu’nun ve diğer kadroların yer aldığı proje uygulamaya kondu. Nihayet namazlı Siyonizm, İsrail’in bu emelini Colani dedikleri teröristlerini başa getirerek devrim adı verdikleri Siyonist bir işgal gerçekleştirdi. Üstelik sadece İran’ın en zor durumda olduğu ve artık Irak gibi vekilleri ile yetinmeyerek bu vekillerin sahipleri olan ABD, İsrail ve diğerleri ile direkt savaşta olduğu bir dönemde ve Gazze’de soykırıma rağmen Hamas muzaffer olmak üzere iken…

Ancak 7 Ekim Devrimi ve İran’a başlatılan 28 Şubat 2026’da başlatılan saldırılara İran’ın zafere doğru ilerlemesi, bölgede ki Siyonist unsurları ciddi şekilde geriletmesi Suriye’nin düşmüş olmasını da yeterli kılmaz oldu ve İsrail’in varoluşsal risk altında olma durumu devam etti. Boşluktan yararlanarak işgalleri genişletmesine, artık Suriye hava sahasını da kullanabildiği için bölgede istediği zaman istediği yeri vurabilmesine/vurmasına rağmen…

Ancak Suriye yıkımı ekibinin tam da Hamas’ı ateşkes ve Trump’ın atadığı garantörlükle durdurmuşken, aynı şeyi gerçekleştirmek için Lübnan görevine başlamak üzere iken bu defa beklenmedik bir şey oldu ve yeni bir İran olma yolunda yürüyen, stratejik konum ve stratejik zaferler kazanan, ABD ve İngiltere’yi Kızıldeniz’den kovan kazanan Yemen, İsrail’in can damarı olan Suudi siyonizmi karşısında mevzi kazanmaya başladı ve tehlikeli yeni bir durum ortaya çıktı.

İTTİFAKLAR VE BÖLGESEL DEĞİŞİM

Büyük mücadele ABD’nin bölgeden çekilmesi ya da bölgede iyice zayıflaması ile bölgede yeniden yapılanma/konumlanma/şekillenme alanında olacaktır. Bu bağlamda oluşacak birliktelikler ve yeniden yapılanmaların bağımsız ve özgün değil; siyonizmi bölgede sürdürme odaklı olması için Soykırımcı Epstein Cephesi büyük çaba göstermekte. Bu bağlamda sevindirici olan ve diğer bölge ülkelerinin katılması ile genişlemesi beklenen, arzulanan Mekke İttifakı’nın ölü doğmasına dönük yoğun bir çaba gözlemleniyor. Arabulucu, bölgeyi önceleyen bir yapıya değil; ABD ve İsrail çıkarları için bölgesel savaşlarda bir taraf olmaya yönlendirilmek isteniyor. Bu bağlamda halkların işin içine girme süreci başlıyor ve Pakistan’da bu süreç başladı…

Soykırımcı Epstein Cephesinin Mekke İttifakı’nı tuzağa çekmek istiyor ve Mekke İttifakı’ndan talepleri başladı ve barışa katkı değil; Suriye’de yaptıklarını, yani Suriye’yi yıkarak İsrail’e teslim edip başına bir terörist atadıkları gibi Yemen’e karşı da savaşmalarını resmen talep eden çağrılar havada uçuşuyor…

Yemen saldırgan taraf olmadığı halde durdurulmaya çalışılıyor. Zira Yemen’in son hamleleri Suudi’nin içten değişmesi, rejim değişikliği ihtimalini güçlendiren nitelikte.

Her şey soğumuşken, ateş durmuşken Temmuz 2026’da Suudilerin Sana Havaalanı’nı ve ardından Hudeyde Limanı’nı bombalaması, Yemen’in savunma yapmak zorunda kalması, Suudi’nin 10 yılı aşkın süredir Yemene uyguladığı haksız abluka ve iç işlerine karışma pozisyonunu değiştirmemede ısrar etmesi bu günlere gelinmesinin nedenleri oldu.

YENİ SÜREÇ BÖLGENİN ŞEKİLLENMESİ MÜCADELESİ

Soru şu; bu ısrar, Suudi’nin birkaç yıl petrol satamayacağı, geçici iflasına yol açtığı halde neden devam etti? Bu ısrardan vazgeçmesini engelleyen, Sana Havaalanı’nı ve Hudeyde Limanı’nı durup dururken bombalaması Suudi’nin kendi iradesi ve eylemi miydi? Yoksa işin içinde İngiliz ve İsrail ortak aklı ve eylemi mi var? İkinci ihtimal hiç de yabana atılamaz. https://ydh.com.tr/d/45738/suudi-akademisyenden-acik-israil-itirafi

Zira bölge ülkelerinin de İsrail uğruna sonuna kadar enerjilerini tüketmesi gerekmekte, kendi deyimleriyle yoksa o koltuklarda oturamayacaklar. Bölge ülkelerinin işin içine itilmesi bölgesel şekillenme sürecinin başladığı anlamına geliyor. Bu bağlamda perde arkasında ki güçlerin eksik kalacağı, bizzat müdahalelerinin yetersiz olacağı kesin. Dolayısıyla bölge ülkeleri iki seçenekle karşı karşıya:

1. Bölgesel şekilleniş sürecinde ABD ve İsrail ekseninde siyonizmden yana projelerde yer almak.

2. Yabancıların ve soykırımcıların bölgeye müdahale etmesine karşı bölgesel iş birliği ve barışı önceleyen yapılanmadan yana olmak.

Yemen saldırıya uğrayan taraf olduğu halde bölge ülkelerinin saldırgan tarafı hukuk dışı yaptırım ve saldırılarını değil de Yemen’in meşru savunma hamlelerini durdurmaya sürüklenmesinin nedeni bu iki şıkla ilgili.

Trump, son durumla ilgili olarak Suudi’nin düşmesini İsrail için zayıflatıcı olarak değerlendirdi ve aslında Suudi Arabistan da Siyonist bir devlettir dedi. https://ydh.com.tr/d/45852/pakistanli-subay-riyad-da-suudilerle-israilliler   https://ydh.com.tr/d/45940/haber

Bu açıklama İsrail’in bölgede ayakta/hayatta kalması için Suudi’nin önemini kanıtlar bir belgedir.

Peki Suudi düşerse kimler düşer?

İşte esas soru ve cevap bu? Yemen’e ısrarla saldırı ve Yemen’i durdurma isteği bu durumda bir zorunluluğa dönüşmekte. Ama Yemen’i bu ülkelerin efendileri durduramadı, onlar mı durdurabilecek? Hayır. Kanaatimce burada bütün çaba Suudi’nin düşmesini engellemek. Yemen’in savunması sadece kendisini korumaya yöneliktir ancak, petrol satamayacak bir Suudi’yi düşürecek olan direkt etken değildir. Ya nedir? İç darbe. https://ydh.com.tr/d/45879/eski-ingiliz-istihbarat-uzmani-suudiler-husiler Zira M. Bin Selman’da bir çeşit aile içi darbe ile iktidara gelmişti. https://ydh.com.tr/d/45968/ensarullah-su-an-yasananlar-sadece-prova   https://ydh.com.tr/d/45795/scot-ritter-yemen-mutlak-zafere-yuruyor-ensaru https://iktibasdergisi.com/2026/10/10/ensarullah-yemen-suudi-arabistanin-vesayetini-bitirmenin-esiginde

https://islamianaliz.com/haber/28974202/alastair-crooke-suudi-asiret-liderlerinden-iranla-gorusenler-var

Bu savaşı fırsat bilerek iyice zayıflamış bir Suudi ile İsrail’in olası normalleşmesi de artık Suudi’nin ve İsrail’in çöküşüne önemli bir katkı sağlamayacaktır…

Şimdi gelelim soruya:

Suudi düşerse kimler düşer? Tekrar hatırlatalım ki; bu defa bölge ülkeleri ve ittifakları, koalisyonları direniş unsurlarına sadece İsrail düşmesin diye değil; üst çatı bu olmakla birlikte İsrail ile birlikte kendilerinin de düşmemesi için direnişe çullanacaklardır. Bir sonuç verecek mi? Allah’ın izni ve lütfuyla hayır.

O halde kötü yollarda, sapkın soykırımcı, işgalcilerle değil en azından tarafsız olarak yeni ve hür bölgesel oluşumlarla barışa, arabuluculuğa, bölgenin temizlenmesine katkı sunacak bir pozisyonda halkların aleyhine olmayan, kurtuluş mücadelesi vermiş, soykırım ve yaptırımlar altında inleyen toplumlara daha fazla zulmetmeyen, buna katkı sunmayan bir konuma geçiş yapmak en iyisi değil mi? Üstelik artık büyük güçler bu tercihe engel olabilecek durumda değilken ve fırsat üstümüze üstümüze gelmekte iken…

ABD ARA SEÇİMLERİ VE İRAN’A SALDIRI İHTİMALİ

ABD 3 Kasım 2026’da ara seçimlere; İsrail ise yakın bir zamanda genel seçimlere gidecek. ABD başkanı seçimden önce İran’a bir saldırı olmayacağı açıklamaları yapıyor. Ancak analistler seçimlerden önce İsrail-ABD’nin İran’a çok kapsamlı ve kısa süreli bir saldırı yapma olasılığını kesine yakın görüyorlar. https://ydh.com.tr/d/45735/savas-haritasini-tamamladi-savascinin

İsrail’de Netanyahu’nun seçimlerde kazanmayacağı kesin. https://ydh.com.tr/d/46002/eisenkot-basbakanlik-yarisinda-netanyahu-n  Dolayısıyla İran’a, seçimleri ertelemeye yetecek nitelikte bir saldırı gerekli. Trump’ın ise çoğunluğu kaybetmemesi için İran’da bir zafer ilan etmesi gerekli ve bu seçimi erteleme gibi bir senek ABD için yok gibi.

Bu durumda her zamankinden farklı hedefler ve silahların kullanılması otomatikmen gündeme gelmekte ise de psikolojik ve görsel bir etki ile özellikle ABD’nin/Trump’ın zafer ilan ederek seçime girmek gibi bir hesap da olası. Zira İran’ı kısa sürede felç ederek ve diz çöktürecek hedeflerin şimdiye kadar kullanılmayan bombalarla bombalanması ve hedeflerin nükleer tesisler ve İran’ın hayati altyapıları olacağı ilk akla gelen senaryo. Yani Hürmüz’ü açmak filan değil.

Bu durumda kullanılacak silahlar ve İsrail ve ABD’nin nasıl ve ne zaman devreye girecekleri soruları karşımıza çıkıyor.

Bu hedefleniyorsa taktik nükleer bombalar ve çok kapsamlı bir kara savaşı -ki o da kesin bir sonuç vermeyebilir- dışında bir seçenek yok. Bir de ABD’nin Afganistan’da denemesini yaptığı ve tüm bombaların anası dediği bir bomba vardı. İsmi GBU-43/B bombası.  https://aa.com.tr/tr/dunya/cnn-abd-irana-karsi-tum-bombalarin-anasi-olarak-bilinen-gbu-43-b-bombasini-kullanmayi-degerlendiriyor/4089245

Bu bombanın, taktik nükleer bomba sürecini açmamak için kullanılması savaşı yeni bir aşamaya taşıyacak ve belki de taktik silah kullanımının kapısını açmış gibi bir etki de oluşturabilir. Ancak sonucu ne derece değiştireceği yine de bir soru işareti olarak kalabilir. Zira bununla bir sonuç alınabilirse Afganistan’da niye olmadı diye de sormak mümkün. Bu silah geniş bir alanda etkili olarak çok can kaybı meydana getirebilir ancak sığınaklara karşı etkili olmadığı söylenen bir özellikte. https://www.trthaber.com/haber/dunya/cnn-abd-irana-karsi-tum-bombalarin-anasi-olarak-bilinen-gbu-43b-bombasini-kullanmayi-degerlendiriyor-960163.html

Diğer bir husus ise İran ve direnişin, Suriye’nin düşmesi ile büyük güç kaybetmesine rağmen bu hamleye/aşamaya vereceği yanıt ve bunun kapsamı. Şimdilik bunu burada bırakalım… 

Aynı şekilde bu yolda yürüyen ülkelerin halen doğru yola dönme ihtimali/şansı olduğu ile ilgili hususu da hatırlatalım. Pakistan için bile. https://qoshe.com/evrensel/fehim-tastekin/pakistan-in-tehlikeli-yolculugu/189324918

Halklar bu uçuruma yolculuktan memnun/razı değil…

Ve tüm bu mülahazalardan sonra başlıkta ki Bölgesel değişim başlıyor mu? sorusuna cevap verelim: Kanaatimce çoktan başladı bile... 

Rabbim bölgemizi her türlü pislikten ve ihanetten temizlesin, bölgemizi korusun. 

BÖLGESEL DEĞİŞİMLER BAŞLIYOR MU?

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.