BÜYÜK İNSANLIK DEVRİMİ

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

60 Günlük Mola mı, Son mu?

Aslında sorun, Batının çözüm olarak gördüğü anlayışta yani sorun çözümde. Sorun, bir taraf için çözüm; çözüm ise sorunun kendisi. Bölge valisi Barrack’ın yüzümüze yüzümüze; ‘İsrail bölgede güçlü/üniter devlet istemiyor’ tarzında ki açık ifadeleri hala hafızamızda. Ya da benzer şuna benzer ifadeler: ‘İsrail olmasaydı ABD var olmazdı’ https://ydh.com.tr/d/41230/abd-buyukelcisi-israil-olmasaydi-abd-var İsrail olmasaydı onu biz icat ederdik diyen ABD başkanları ve buna benzer ifade ve saha pratikleri hep İsrail merkezli bir bölgenin/çözümün batının genel yaklaşımı olduğunun kanıtı.

Trump’un açıkça ifade ettiği ve Suriye ile Lübnan’ı birbirine kırdırma teklifi de (“Trump: Lübnan işini Suriye halleder” https://ydh.com.tr/d/41202/trump-lubnan-isini-suriye-halleder) tüm çözümün İsrail’i memnun etme merkezli olduğunun açık beyanı. İşte İslam ümmeti/direniş/iyiler için ise bu çözümün kendisi ana sorun.

Yani burada bir taraf için çözüm olan diğer taraf için sorunun kendisi. Hatta İsrail’in memnun olması da değil; var olması, burada, evlerimizde olması sorunumuzun temeli…

*

“İran, ağır askerî kayıplara rağmen savaşın seyrini değiştirmeyi başardı; Hürmüz Boğazı, füze saldırıları ve bölgesel baskı unsurlarıyla Washington'u ateşkes ve müzakere arayışına yönelten stratejik bir üstünlük elde etti.” https://ydh.com.tr/d/41231/iran-in-trump-i-boyun-egdirmek-icin-kullandi

 

ABD ise tarihi ağır bir darbe aldı. https://ydh.com.tr/d/41292/foreign-policy-iran-vietnam-dan-daha-agir-b

MUTABAKAT ZAPTI

Basına yansıdığı kadarıyla İran’ın kazandığı ve imzaların atıldığı mutabakat metni yürürlüğe girdi.

60 günlük müzakere süreci başlayacak. İsrail çok kızgın ve şokta. Farklı tepkiler ve kızgınlıklarını gizlemeyen açıklamalar. Bu bağlamda ilginç ve şüpheli gelişmeler de yaşanıyor ve bu gelişmelerin nereye varacağı bilinmez. İşte onlardan biri: “ABD Hava Kuvvetlerine ait B-52 Stratofortress uçağı, California eyaletindeki Edwards Hava Kuvvetleri Üssü’nden kalkış yaptıktan kısa süre sonra düştü.” https://www.aa.com.tr/tr/info/infografik/52414 Bu tür olayların İsrail’in ABD’ye tepkisi olduğuna dair iddialar ise yabana atılacak cinsten değil)

DİKKAT

İsrail, kendisine hizmet yolunda sadece İslam coğrafyasının parçalanması ve soykırımların gerçekleşmesi yeterli görmediği gibi tüm Amerika ve Avrupa’nın hatta tüm dünyanın yok olmasını bile asla ve asla zerre kadar u mur sam az. Bu bağlamda elimde bir veri olmamasına rağmen Ukrayna eliyle Moskova’ya yapılan saldırının da bu mutabakata tepki kapsamında bir İsrail provokasyonu olduğunu düşünüyorum. https://afroasyatoday.com/haber/1275-g7de-baris-konusulurken-ukrayna-moskovaya-son-2-yilin-en-buyuk-saldirisini-yapti/

*

ABD kararlı görünüyor çünkü mecbur. https://ydh.com.tr/d/41312/vance-ten-netanyahu-ya-ayar https://ydh.com.tr/d/41183/amerika-ve-iran-laneti Zira ABD, İsrail’i kurtarmak için girdiği bu maceradan kendisi varoluş mücadelesi veren bir konuma düştüğünü gördü. Zaten İran rehberi hem çok da anlaşmaya yanaşmak istemiyor (https://ydh.com.tr/d/41283/devrim-lideri-nden-mutabakata-serh) hem de İran kurumları ABD’yi çok rezil etmiş görüntü vermemek için hep çaba içinde oldu ve tabir caiz ise fili çok hırpalamaktan kaçındı. Ama eğer iş, filin dükkanı dağıtması ise çığırından çıkması aşamasına gelirse filin parçalarına bölüneceği, çok büyük ihtimalle ABD ana karasının bile saldırıya uğrayacağı netleşmişti…

Sadece mutabakat metninin içeriği ve sürecin, İran’ın istediği gibi aşamalı olması ve diğer ilklerle birlikte Trump’un Rusya ve Çin’e teşekkür etmesi önemli bir ilk ve gelişmedir. Bu, Asya’nın kazandığını ve bundan böyle küresel sorunlar ve bölgemizdeki sorunlar/adımlar söz konusu olduğunda ABD/Batı, yani Atlantik’in İran ile birlikte bu iki aktörün de tavrının ne olacağını hesaba almak zorunda olduğu anlamına geliyor.

En büyük anlam ise ilah edinilen ve en büyük, yenilmez güç olan ABD’nin yenilebileceğinin kanıtlanması. Bölgenin bundan böyle ne yapalım, adamlar güçlü diye halkların sömürülmesine izin vermeleri gibi bir bahaneleri kalmadı.

Diğer önemli bir husus ise Trump’un Lübnan’la Suriye/Türkiye ilgilensin niyeti ki; bu planın bundan sonra başarılı olma şansı yoktur. Tam tersine artık Lübnan ve Suriye nihai kurtuluşa giden süreçleri başlatacaklardır. Tüm bölge ile birlikte. Artık ülkelerinde üs bulundurmak, İsrail’i normal görmek, soykırımcılara destek olmak, rantçılık ve talan gibi ağır ihanet ve suçların görmezden gelinmeyeceği günlere doğru bir süreç başlatılmalı.

Aslında varılan mutabakat gereği Lübnan da ateşkese dahildir. İsrail veya onun bölgede ki ABD dışında ki müttefikleri, teröristleri filan bu anlaşmadan sonra Lübnan’a yönelik ateş edelerse elbette İran, mutakabat/anlaşma gereği buna engel olma yükümlülüğünü kullanacaktır. Ancak ABD’ye değil; saldıranlara karşı askeri engelleme yapmak zorundadır. Dolayısıyla Trum’un Suriye ilgilensin önerisi İsrail’i rahatlatmaya yönelik gibi de görünüyor.

İsrail, başta Lübnan olmak üzere bölgede elde ettiği serbestliği sürdürmek ister ki; bu mümkün değil. ABD ise mecbur kaldığı bu mutabakat için İsrail baskılarına direnmeye niyetli. Trump’un, Netanyahu için yalnız kalırsın uyarısı/tehtidi (“Dikkatli olsan iyi edersin, yoksa yakında tek başına kalacaksın”), Netanyahu’nun mahkemeye çıkmaması yönünde Herzog üzerinde ki baskısını kaldıracağının işareti ki; bu da artık iplerin koparsa kopsun aşamasına geldiğini gösterir. Neden? Çünkü artık yalnız İsrail değil; ABD ciddi bir tehlikeye girdi ve irtifa kaybetti. Kritik stratejik bir geri noktaya itildi direniş tarafından. Karizması yerle bir edildi, başka tabirle teneke oldu. İran böyle olmasın diye çok itina gösterdiği halde kendileri bunu tercih etmediler ve her defasında aşağılanarak geri çekilmek durumunda kaldılar. ‘Yalnız kalırsın’ ifadesinin diğer bir anlamı ise İsrail’in yalnız kalacağı, bunun artık bir gerçeklik olduğu yani ABD’nin yapabileceklerinin bu kadar olduğudur…

Bu süreç tüm kesimler için zorlu idi. Zira ABD-İran savaşı 40 gün; mutabakat metninin ortaya çıkması 67 gün zaman aldı. Bu süre zarfında ABD sahada kazanamadığını masada da kazanmak için her yolu denedi. Ara sıra Hürmüz’ü aşmaya yönelik askeri girişimlerde de bulundu ancak her defasında şiddetli karşılık alarak kıç üstü oturtuldu ve kaçtı.

Bölgede ağır bir hasar aldı. Askeri, ekonomik, caydırıcı ve hegemonik anlamda ciddi şekilde yıpratıldı.

ABD, aynı zamanda ABD-İsrail ilişkilerinin mahiyet ve kapasitesi bakımından da İsrail ile birlikte hasar aldı. Artık istese de eskisi gibi ve aynı oranda İsrail’e sahip çıkabilmesi mümkün olmayacak.

Tüm bu sebepler yüzünden İsrail tarafı ciddi bir memnuniyetsizlik içinde. Yapılan açıklamalar, birbirlerini suçlamalar ve gösterilen diğer tepkiler tümden olumsuz ve karamsar. Buraya alacak olsak sayfalar yetmez. Sadece birkaçını kısaca buraya alalım:

Netanyahu’nun Trump’ın damadı Kushner, Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff ve Katar’ı suçlaması bu bağlamda ilginç. Yine İtamar’ın Amerika’nın sömürgesi değiliz tarzında ki ifadeleri de ilginçti.

“ABD'deki sağcı medya figürleri şimdiden mutabakat zaptını eleştirmeye başladı; Fox News program sunucusu Mark Levin bunu 'rezalet' olarak nitelendirdi.“ https://thecradle.co/articles/netanyahu-gears-up-us-influence-campaign-to-interfere-in-iran-us-talks-report

Pişmanlık belirten ve sürecin yanlış olduğunu belirtenler de var. https://ydh.com.tr/d/41296/israilli-eski-istihbarat-sefi-iran-a-savas-a

Durumu avantajlı gören yorumlar da var. https://ydh.com.tr/d/41303/israilli-gazeteci-iran-ile-yapilan-anlasma-k

SON MU? BELKİ

Neticede bu mutabakat ve müzakere süreci başlatma yapılabilecek olanın en iyisi ya da en az kötüsü. Ancak bu, nihai bir son mu yoksa bir mola mı?

Elbette iki yönlü özellikler taşır bu süreç. Yani bazı yönleriyle bir mola. Çünkü Küresel Siyonizm, bölgeden ve İran’ı etkisizleştirmekten vazgeçmiş değil. Aynı zamanda özellikle İran’ı düşürmenin artık zor ve neredeyse imkansız olduğunu da deneyerek gördüler. Bu konuda iki görüş var. Mola olduğu yönünde de son olduğu yönünde de görüşler az değil. Mola olduğuna dair bir yaklaşımı buraya almakla yetinelim. “Ortadoğu uzmanı Dr. Halid El-Ceber, ABD-İran ateşkesinin yapısal sorunları çözmek yerine çatışmaları erteleyen kırılgan bir model olduğunu belirterek, Washington’ın askeri maliyetleri müttefiklerine yükleyen politikalarının normalleşmesine dikkat çekiyor.” https://ydh.com.tr/d/41294/national-interest-abd-iran-ateskesi-yeni-cati

Elbette müzakerelere başlama kararı tek başına bir ölçü olması bakımından yeterli değildir. İsrail ve ABD tarafı da İran ve direniş tarafı da bundan sonra ki süreçte büyük hazırlıklar ve tahkimatlar yapmaktan vazgeçmeyecek. Yeni konumlanmalar ve ittifaklar, bölgesel ve küresel düzeyde büyük gelişmeler ve değişiklikler göreceğiz.

Daha net okumalar için 60 günlük müzakere sürecinin nasıl bir anlaşma ortaya çıkaracağını beklemek gerekecek.

BÜYÜK İNSANLIK DEVRİMİ

Dünyanın en büyük süper gücü (ABD) ve en büyük mutlak kötülüğü (İsrail) ile yapılan savaşın, soykırımcı Epstein cephesinin büyük kayıplar vermesi nihayetlendirmek istemesi ya da geri çekilmesi ile sonuçlanması büyük bir insanlık devrimidir ve bir ilktir.

Yenilmez ve tanrılaştırılmış, yüzyıllardır insanlık üzerinde hegemonya kurmuş güçlerin ve sistemlerin yenilebileceğinin kanıtlandığı bu devrim, İran İslam Devriminin küresel ölçekte gerçekleştirdiği ikinci BÜYÜK İNSANLIK DEVRİMİ’dir.

Dünya bunu doğru okumalı, kutlamalı ve bu doğrultuda konumlanmalıdır. 

BÜYÜK İNSANLIK DEVRİMİ

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.